10 Ekim katliamı anmasında polis saldırısı nedeniyle tamamlanamayan açıklama

10 Ekim katliamının 4. yılında Kadıköy’de yapılan anma eylemine polis saldırdı. Polis saldırısı nedeniyle tamamlanamayan açıklama:

“Biz, biz dedik ki; bu ülkeye barış gelsin. Bu ülkenin yoksulu için; emekçisi için; Kürt’ü için; Türk’ü için; Laz’ı için; Çerkes’i için; kadını, erkeği için, barış gelsin dedik. Bu ülkede herkes özgürce yaşasın dedik. Biz barış dedik, onlar ölüm dedi.
Katil onlar! Biz katilin kim olduğunu biliyoruz.
Ama biz dimdik ayaktayız. Biz vicdanımızla, ahlakımızla biz, ayaktayız. Mücadelemiz devam ediyor, devam edecek. Bizi bir kez öldürürler ama bin kez doğururlar. Bin kez doğururlar bizi…”
Patlamada yitirdiğimiz, Ali Kitapçı yoldaşımızın sevgili eşi, can yoldaşını uğurlarken bu cümleleri kurdu. Biz de dediği yerden devam ediyoruz. Mücadelemiz devam ediyor, devam edecek. İyiden, güzelden yana ne varsa; ne varsa ekmeği ve hürriyeti büyüten mücadelemizin sayesindedir.
Takvim yaprakları 31 Mayıs 2013’ü gösterdiğinde hayat bir daha geri döndürülmemek üzere alt üst oldu. ‘Gezi Direnişi’, ‘Haziran İsyanı’ adıyla yerini alan günler tarihin sayfalarında özgürlüğe doğru bir sıçrama yarattı. Artık yeter dedi, halklar arasına sokulan nifak tohumlarını gün yüzüne çıkardı ve onları kuruttu. Halklar tanışmış, dost olmaya başlamışlardı.
Ülkemizde Gezi Direnişi’yle beraber direnişler aynı kanalda akmaya başladı. Direnişlerin bu birleşme eğilimi, 7 Haziran’da iktidarı yenilgiye uğratan, barajları yıkan sonuçlarla kendisini daha somut olarak ifade etti.
İsyan ve özgürlükle andığımız bu günler; genetik kodlarında halklara düşmanlık, işçilere düşmanlık, özgürlüğe düşmanlık olan egemenleri korkuttu. Savaş, bastırma, teslim alma konsepti devreye sokuldu:
Adana ve Mersin’deki HDP bürolarına bombalar gönderildi. Diyarbakır’da miting alanındaki binlerce insanın ortasına bombalar konuldu. 4 arkadaşımız şehit oldu. Buna rağmen 7 Haziran sonuçları engellenememişti. Seçimler iptal edilip 1 Kasım’da tekrarlanmasına karar verildi.
IŞİD’in barbarca saldırılarına maruz kalan Kobane halkıyla dayanışmak için yola çıkan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu Urfa’da; Amara Kültür Merkezi’nde basın açıklaması yaparken devlet tarafından “engellenmeyen” canlı bombalı saldırıyla karşı karşıya geldik. Bu saldırıda 33 arkadaşımızı, yoldaşımızı yitirdik.
Artan savaş ve katliam politikalarına karşı, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, Türk Mühendis Mimar Odaları Birliği ve Türk Tabipleri Birliği’nin başlattığı; siyasi partiler, devrimci kurumlar ve demokratik kitle örgütlerinin büyüttüğü çağrıyla Ankara merkezli Türkiye geneli katılımla ‘Emek, Demokrasi ve Barış’ mitingi düzenlenecekti.
Gece saatlerinde İstanbul, Adana, Çanakkale, Kütahya, Diyarbakır, İzmir, Samsun, Malatya ve ülkenin dört bir yanında yola çıkan otobüsler Ankara’ya varmış Gar meydanında toplanmaya başlamışken patladı bombalar.
Patlama sırasında hiç polis yoktu. Her eylemde bıktırana kadar kontrol noktaları kuranlar gözden kayboldu. İki canlı bombanın ellerini sallayarak onbinlerce insanın arasına girmesi sağlandı. Saldırıda 103 canımızı yitirdik. Elli şehre şehit cenazesi gitti.
Yoldaşlarımızın, halklarımızın zarar verdiğiniz tek bir saç telini unutturmayacağız.
Gar meydanındaki kanlar yerde dururken sırıtan Selami Altınok ve diğer bakanları unutturmayacağız.
Yerde yaralılar hayatta kalma mücadelesi verirken, gaz bombası atılmasını, TOMA’lardan su sıkılmasını, ara sokakta yapılan faşist saldırıları unutturmayacağız.
Sevinç çığlıkları atanları, ıslıklayanları unutturmayacağız.
“Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan insan yüzüne çıkamaz. Neden mi? Türkiye Cumhuriyeti tarihi yazıldığı zaman eminim en kritik dönemlerden biri 7 Haziran-1 Kasım arasındaki dönem olarak yazılacaktır” diyerek siyasi rant uğruna üstü kapalı açıklamalar yaptı Davutoğlu. Davutoğlu’nun 4 yıldır susmasını ve IŞİD’e öfkeli gençler demesini de unutturmayacağız.
Yıllardır süren davalarda halkın önüne birkaç suçlunun atılıp, emri verenlerin, engel olmayanların, yol verenlerin korunmasını, gizlenmesini unutturmayacağız.
İstihbarattan habersiz kuş uçmayan bir meydan’da bütün devlet kurumlarının, bakanlıkların ortasında 103 insanın katledilmesi, yüzlercesinin yaralanmasından sonra hiçbir yetkilinin istifa etmemesini, utanmamasını, ceza almamasını unutturmayacağız.
Kendi avukatlarının 4 bin ile 12 bin lira arasında değişen vekâlet ücretlerini 10 Ekim’de hayatını kaybedenlerin ailelerinden tahsil etmek için ailelere yazı gönderen İçişleri Bakanlığı’nı unutturmayacağız. Affetmeyeceğiz!
İşte bu saldırılar, katliamlar egemenliğini yitirmekten korkuyla değişime engel olmak için Saray politikalarıyla ortaya konulan refleksti. Direnişler bitirilecek, birleşme eğiliminin önüne geçilecekti.
Ama başaramadılar. Cenazeler gittiği şehirlerde bütün baskılara rağmen şehidine sahip çıkan binlerle karşılandı. Sonrasında da saldırılara rağmen direniş bastırılamadı her kritik süreçte açığa çıktı.
16 Nisan referandumunda açıkça, belgeleriyle, görüntüleriyle ortada olan hırsızlıklara karşı halk, ‘Hayır kazandık’, ‘Meşru değilsiniz’ ve ‘Mücadeleye devam’ diyerek sokakları özgürleştirdi.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde milyonlar alanları doldurdu. Boyun eğmediğini ortaya koydu. 1 Mayıs’larda, 8 Mart’larda, ‘Teslim Olmayacağız’ mitinglerinde alanları doldurdu.
Kadın cinayetlerine, iş koşullarına, ekonomik krize, baskıya, OHAL’e, KHK’lara, kayyuma karşı sokağa çıktı, çıkıyor.
Son olarak yerel seçimlerde bütün baskılarına, esir almalarına, katliamlarına rağmen iktidar net bir yenilgi aldı.
Durduramadılar ve durduramayacaklar. Çünkü bu zulüm ve sömürü düzeni sürdükçe buna karşı direnenler, mücadele edenler de var, var olacaklar. Mücadelemiz devam ediyor, devam edecek!
Ülkemizi sizden kurtaracağız. Bu çürümüşlük yok olana dek; yolsuzluk yok olana dek; hırsızlık yok olana dek; bu talan, bu sömürü, bu zulüm yok olana dek; mücadelemiz devam ediyor, devam edecek!
Biz savaşın ne demek olduğunu biliyoruz. İki bombanın ortasında kalmanın, yaralanmanın, ölmenin, sevdiğini, yoldaşını yitirmenin ne demek olduğunu biliyoruz. Biz savaşa karşı barış sesini büyüteceğimiz miting alanında savaşın en cani haliyle karşı karşıya kaldık.
Mermilere harcamak için bizim kursağımızdan çalınıyor; bizim evimiz yıkıldı; işçilerin, yoksulların, bizim evlerimize cenazeler geldi; biz birbirimize kırdırılıyoruz.
Emperyalist güçler ve işbirlikçi bölge devletlerinin yarattığı, büyüttüğü, beslediği; IŞİD, El Kaide, ÖSO… adında cihatçı çetelerle halklarımızın kanı birbirine karıştı. Bu çeteler halkların direnişiyle yok edilmek üzereyken, emperyalist güçler emellerine ulaşamamışken, savaşın bitmesi engelleniyor. İsminde barış geçen operasyonlarla, halkların tescilli katili ABD’nin ve emperyalizmin emrinde savaş derinleştirilmeye çalışılıyor.
Savaşı bilgisayar oyunu, gemiciklerle seyahat veya ok fırlatmayla eğlenmek sanmıyorlar. Yönetenler de savaşın ne demek olduğunu biliyorlar. Kanımızı, iktidarlarının bir gün daha sürmesi, yeşil dolarların hırsı için yatırıyorlar. İşçilerin iliklerine kadar hissettiği kriz, peşkeş çekilen topraklarımız, kapatılan fabrikalar, artan işsizlik ise görünür olmaktan çıkarılıyor; savaşla üstü örtülüyor.
Kürt sorunu çözümsüzlüğe hapsediliyor. Kürt’lerin kazanımları tehdit olarak algılanıyor. İktidarıyla sistem içi muhalefetiyle devlet, en iyi Kürt ölü Kürt; kart-kurt’la sembolleşen, ırkçı politikaları tekrar tekrar üretiyor.
Aynı zamanda ülkemiz, Suriye’ye emperyalist müdahalenin manivelası haline getirilirken; Suriye toprakları işgal ediliyor.
Trump, yaptığı açıklamalarla ABD’nin yapacaklarını Türkiye’ye ihale etme niyetini açıkça ortaya koyarken, IŞİD çetelerinin sorumluluğunu da Erdoğan’a havale ediyor.
Suriye savaşı boyunca Türkiye’nin IŞİD’e tavrı göz önüne alınırsa; bu durumun çeteleri serbest bırakmak, hatta savaşçı bir güç olarak yeniden organize etmek anlamına geleceği açık. IŞİD ve benzerleri ise kan, katliam, vahşet, kölecilik demektir.
Savaş karar verenlerin, engel olmayanların, yol verenlerin içi yansa da suçlu olduğu bir insanlık suçudur.
Biz savaşın ne demek olduğunu biliyoruz: Ülkemiz iktidarın savaş politikalarından kurtulana dek mücadelemiz devam edecek. İşçiler, halklar olarak emek ve demokrasi mücadelesi veriyor; onurlu bir barış istiyoruz. Bu kan denizinin ortasında çok fazla seçeneğimiz olmadığını biliyoruz. Ya özgürlük ya barbarlık.
Yitirdiklerimize söz veriyoruz.
İstanbul Emek, Demokrasi, Barış Güçleri