12 Eylül; insanlıktan çıkma hali… – İhsan Hacıbektaşoğlu

12 eylülün 39. yıl dönümü de geçti. Aslında bugün için yazı yazmak istemedim. Söylenecek ne varsa herkes tarafından söylendi. Farklı ne söylenebilirdi ki…

12 eylül 1980 ile birlikte yaşadığımız coğrafya karanlık bir tünelin içine girmiş oldu. Tünel uzadıkça karanlık zifiriye kesti. Işığın tünelin ucunda belli belirsiz kendisini gösterdiği zamanlar oldu. Fakat karanlık her daim varlığını sürdürdü.

12 eylül 1980 her açıdan bu ülkenin miladı oldu. Umudun, sevginin, dayanışmanın, insanı yaşama bağlayan diğer tüm yüce değerlerin öldürüldüğü bir milat.

Bakın 12 eylül öncesi ve sonrasını yaşadığım kentteki değişimden anlatayım. Ve muhtemeldir ki her kentte süreç benzer işledi.

12 eylül öncesi Zonguldak’ta yaşıyordum. Zonguldak bir işçi kentiydi. Devlet kurumu, yani KİT olan EKİ (Ereğli Kömürleri İşletmesi) kentin tüm hayatına egemendi. Ekonomik, sosyal, siyasal yaşamı bu kurum belirliyordu. Böyle olması da anlaşılırdı. Çünkü EKİ’de 55 bin işçi çalışıyordu…
Bende henüz delikanlılığa geçmiş bir işçi çocuğuydum. Para bizim için değer ifade etmiyordu. EKİ’nin sinema, plaj, çay bahçesi, ücretsiz kullanabileceğimiz servis araçları, tüketim kooperatifleri gibi çok sayıda sosyal olanakları vardı. İşçi çocuğu olarak bu olanaklardan faydalanıyorduk.

Yaşadığımız mahallelerde sevgi ve saygı hakimdi. Herkes birbiriyle dayanışma içinde olurdu. Büyük bir mahalle kocaman bir aile gibi yaşıyordu. Acılar ve sevinçler ortaklaşmıştı.

Bırakalım içki içmeyi, bir alt yaş grubu bir üst yaş grubunun yanında sigara dahi içmez, içemezdi. Uyuşturucu kullanan insanların varlığından dahi haberimiz olmazdı. Çünkü uyuşturucu nedir bilmezdik.

İnsanlar politikayla çok ilgiliydi. Örgütlülük ise üst düzeydeydi. Bu nedenle gençliğin yoz ilişkilerin ağına düşmesinin olanağı yoktu. Yaşadığımız ortam bilinçlerimizi de belirliyordu.

Gelecek güzel günlere dair derin umut besliyorduk. Mutluluk elimizi uzatsak ulaşabileceğimiz kadar yakındaydı.

Henüz ortaokuldaydık ve sosyalizm kavramı bilincimize kazınmıştı. Bu kavramı, eşitlik, kardeşlik, özgürlük, ortakçı yaşam biçimi olarak özümsemiştik. Aslında bunları yaşıyorduk.

Kim Türk, kim Kürt, kim Alevi, kim Sünni bilmezdik. Daha doğrusu bu ayrılıkları bilmezdik. Hepimiz ezilen olduktan sonra bunların ne önemi olabilirdi?

Marka olan çok sayıda kıyafetlerimiz yoktu. Hatta sınırlı sayıda kıyafetimiz vardı.Oyuncaklarla büyümedik örneğin. Kendi oyuncaklarımızı kendimiz yapardık. Bir yıl boyunca giymek zorunda olduğumuz pabuçlarımız vardı. Ayaklarımızda paramparça olurlardı. Futbol oynamak için spor ayakkabı almamız mucizeydi. Formalarımız hiç olmadı.

Hayal dünyamız ise çok renkliydi.

Evlerimizde içme suyu akmazdı. Bidonlarla dağın eteklerinden içme suyu temin ederdik. Bu eylem mahallenin çocukları için birlikte yapılan kutsal bir ritüel gibiydi.

Fakat mutluyduk. Geleceğe dair umutlarımız vardı.

Sonra 12 eylül geldi. Bıçak gibi kesti attı tüm güzellikleri. Ne umut kaldı nede zengin hayallerimiz. Bireyi kutsadı yeni rejim. Sömürüyü ve hırsızlığı kültür haline getirdi.

Banker yolsuzlukları, sahte ihracat zenginleri, yandaşlık, yalakalık aldı başını gitti. Türedi zenginler boy vermeye başladı heryerde. Sonra marlboro sigarası ve viski girdi hayatımıza. Markalarla doldu heryer. Mac donaldslar, burger kingler ve daha niceleri.

Tüketim çılgını, marka delisi olduk toplumca. Para en kutsal değer oldu. Parayı kazanmak için her yol mübah sayıldı.

İnsan ötelendi…

Aradan 39 yıl geçti. Girdiğimiz karanlık tünel insanlıktan çıkardı bizi. Toplumca dibe vurduk…
Aksini kim iddia edebilir.

İşte 12 eylül insanlıktan çıkma halidir. Cinnet toplumuna dönüşme durumudur.

Ve halen karanlık tünelin içindeyiz. Işığa ulaşmak ve tekrar insanlaşmak ise tümüyle bizim elimizde.

Işık ise sosyalizmdir…