16. İstanbul Bienali: 7. kıta, attığımız şeyler ülkesi

İKSV’nin düzenlediği 16. İstanbul Bienali 14 Eylül’de üç mekanda kapılarını açıyor. Ücretsiz gezilecek sergilerin yanı sıra film gösterimleri ve performanslar da yer alıyor.

Kentsel dönüşüm, göç, zorla yerinden edilme, istila, doğa tahribatı, eko feminizm, yok olan su kaynakları, küresel iklim adaleti… Bu başlıklar, 14 Eylül’de kapılarını açacak olan İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın düzenlediği 16. İstanbul Bienali’nde tartışmaya açılan konular arasında.

Bienal temelde ise Sanayi Devrimi ile birlikte insanlığın sebep olduğu doğal veya kültürel atıklar üzerinden “7. Kıta” başlığına odaklanıyor.

İnsanlığın sebep olduğu atıklara antropoloji ve arkeolojinin araçlarıyla bakan güncel sanat çalışmalarına yer veren bienal, sanat ve ekoloji arasındaki ilişkiyi de sorguluyor.

7. Kıta imgesi insan faaliyetleriyle şekillenen jeolojik çağda, küresel ısıtmayla birlikte antroposenin en gözle görülür sonuçlarından biri olan Pasifik Okyanusu’nun ortasında devasa atık yığınına referans veriyor.

Bu olay, insan atıklarının okyanusun ortasında dünyaya yeni bir kıta kazandırıyor. Popüler bilimdeki adıyla “Yedinci Kıta”, 3,4 milyon kilometrekare genişliğinde, 7 milyon ton ağırlığındaki bir plastik yığınından meydana geliyor.

Küratör Bourriaud: ‘Yeni dünya’nın olumsuz arka yüzü

“Yedinci Kıta, yağmur ormanlarının yandığı ve plastik moleküllerinin okyanusları doldurduğu, içine girdiğimiz yeni dünyanın adı,” diyen küratör Nicolas Bourriaud Yedinci Kıta imgesinin artık herkes için fazlasıyla tanıdık olduğunu söylüyor:

“Sanayi atıklarından görünmez olan okyanusların, plastik torbaların ve kulak temizleme çubuklarının arasında yüzen balıkların ve diğer deniz canlılarının imgesi. Ama 16. İstanbul Bienali, bu kıta düşüncesini ciddiye almak ve bu kaypak alanı insanların ve insan haricindeki varlıkların mecburen bir arada var olduğu, henüz keşfedilmemiş bir arazi olarak değerlendirmek niyetinde. Bir zamanlar Avrupalı yerleşimcilerin göklere çıkardığı “yeni dünya”nın olumsuz arka yüzü bu. Zor kullanılarak istila ve işgal edilecek bir kıta değil, tam tersine, neredeyse bizim ruhumuz duymadan, bizim yaşam ve üretim biçimlerimizden doğmuş, bizim eserimiz olarak kurulmuş bir millet. Toplumlarımızın aynadaki sureti olan yedinci kıta, yaşamak istemediğimiz, reddedip attığımız şeylerden oluşmuş bir ülke.”

Küratör, bugün (10 Eylül 2019) gerçekleşen basın toplantısını Werner Herzog’un 1982 tarihli “Fitzcarraldo” filminden bir kesitle açtı. Filmdeki 300 tonluk buharlı gemiyi karadan yürüterek tepeyi aşırtma sahnesine referans veren Bourriaud, aşırı gururlanma ve güç zehirlenmesinin izlerini bienalde göreceğimizi söylüyor.

İstanbul Bienali Direktörü Bige Örer ise, “İklim krizinin tartışmasız bir gerçek olduğu, insanların yaşam biçimlerini, üretim ve tüketim sistemlerini temelden değiştirmek zorunda oldukları bir zamandayız. Tüm bu acil tartışmalar içinde sanatın farklı perspektifler sunması, alternatif gelecek hayalleri kurması kaçınılmaz” diyor.

Sualtı hayvanları için gürültüden kaçış yok

Üç ana mekana yayılan bienalin en çarpıcı işlerinden biri Feral Atlas (Yabanıl Atlas) Kolektifinin online ortamdan ilk kez bir sergi alanına taşıdığı çalışması.

İnsan faaliyetlerinin ölümcül sonuçlarına odaklanan çalışmada, doğaya verilen geri dönüşü olmaz tahribatın raporlamalarını görüyor, dinliyor ve okuyorsunuz. Sanatçılar,  bilim insanları, mimarlardan oluşan bir kolektif olan Feral Atlas’ın işi, insanların ön görmediği vahşi olaylar ve distopik öğelere odaklanıyor. “Hayvanlar için sualtı gürültüsünden kaçış yok” bölümünde sualtındaki insan eliyle yaratılan gürültü kirliliğini dinleyebiliyorsunuz.

Eloise Hawser ise çalışmasında çöp boşaltma, atık tesisleri üzerinden atığın tescillenmesine odaklanıyor. Atıklar ya yakıta dönüşüyor ya da 7. Kıtayı büyütecek atıklara… Çöpün kapital düzendeki yolculuğu üç ana ekrandan izleyiciye sunuluyor.

Biz büyümek isterken…

Hukuk eğitiminin ardından Ankara’da sanat okuyan sanatçı Ozan Atlana “Monokrom” isimli manda iskeleti yerleştirmesinde İstanbul’a  özgü bir canlı olan mandanın yaşam alanlarına müdahaleyi gösteriyor. Yeni İstanbul Havalimanı ve Boğaz’a üçüncü köprünün inşasıyla Kuzey Ormanlarına  yapılan kentsel müdahale bölgeye özgü bu canlı türünün zorla göçüne neden oluyor. Yerleştirmesinin yanı sıra sanatçının Kemerburgaz’da çektiği bir belgeseli de izlenebilir. Mandaların beton üzerindeki göçünü izlerken, “Biz büyümek isterken onlar göç etmek zorunda kalıyor” fikri çıkıyor ortaya.

Praglı sanatçı Eva Kot’atkova “Empatiyi Yeniden Kurma Makinesi” yerleştirmesine ayrıca bienal boyunca bir de performansı eşlik edecek. Gözardı edilen, dışlanan insanların üzerinden empati fikrini merkeze alıyor. Hasta, çocuk, yaşlı… Çalışması, herkesi kucaklayacak bir kumaş dikme üzerine.

Simpsonlar’dan Mickey Mouse’a

Günümüzün eğlence anlayışını eleştiren iki çalışma da İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde görülebilir.

Biri Londralı sanatçı Simon Fujiwara’nın İstanbul’daki lunapark üreticisinin çöplüğünden çıkan pop ikonlardan hareketle yarattığı bir dünya. “Dünya Çok Küçük” adlı eserde Mickey Mouse’tan Bart Simpson’a Batman’in Joker’inden yaratılan minyatür bir dünya görüyoruz. Karakterler ya tapınakların ya da hapishanelerin içinde. Fantezinin ve gerçeklerden kaçışın gündelik hayatımıza nasıl sirayet ettiği bu küçük dünyada görülebilir.

Bir diğer yapıt ise hayli hareketli. Jared Madere’nin İstanbul’da çekilmiş selfie’ler üzerinden ortaya çıkmış. Yetenek yarışmalarını merkezine alan yapıtta, “yarışma kazanmak, hizmet etmektir” diyor.

Tahranlı kadın sanatçı Tala Madani ise ilk kez bienalde sergilenen tablolarının yanı sıra “Seyirciler” isimli bir animasyon çalışmasıyla yer alıyor .Bir grup erkeğin, cinsel organlarıyla dövüldükleri animasyon dikkat çekici.

25 ülkeden 56 sanatçı

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, düzenlenen 16. İstanbul Bienali, 14 Eylül’de ücretsiz olarak kapılarını açıyor. Bienal, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin Tophane’deki yeni binasının yanı sıra Pera Müzesi ve Büyükada’da ziyaretçilerini ağırlıyor. 25 ülkeden 56 sanatçının 220’den fazla eserinin sergileneceği bienale, Türkiye’den 8 sanatçı katılıyor. Birbirinden farklı alanlarda çalışan sanatçıların bienal için özel olarak ürettiği 36 yeni eser de İstanbul’da ziyaretçilerini bekliyor. 16. İstanbul Bienali, sadece sergileriyle değil, farklı alanlardan isimlerin katılımıyla gerçekleştirilecek ücretsiz etkinlikleriyle de Yedinci Kıta başlığı üzerine düşünmeye davet ediyor.

Ayrıntı bilgi ve program için burayı tıklayınız.