19 Aralık’ın sembol ismi: Katledilen yoldaşlarımı gülümseyerek hatırlayacağım

19 Aralık katliamından ağır yaralı olarak kurtulan ve o dönemin sembollerinden biri olan Hacer Arıkan, katledilen arkadaşlarını gülümseyerek hatırlayacağını belirterek, “Tutsaklar umutlarını dirençleriyle göstermeye, bizlere örnek olmaya devam ediyorlar” mesajı verdi.

“Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilerek “F Tipi” cezaevlerine karşı eylemde olan tutsaklara dönük gerçekleştirilen 19 Aralık 2000 tarihli katliamın üzerinden 19 yıl geçti. İçişleri ve Adalet Bakanlığı tarafından planlı şekilde yürütülen operasyonda bombalar, silahlar ve kimyasal maddelerle cezaevindeki hücre ve koğuşların kana bulandığı katliamın tanıkları o günü henüz dün yaşanmışçasına hüzün ve öfkeyle anlatmayı sürdürüyor. O tanıklardan biri ise 6 kadın arkadaşını yanarak yaşamını yitirişlerine tanıklık eden Hacer Arıkan. Onunla gerçekleştirdiğimiz söyleşide yalnızca 19 Aralık gününü değil, geçmişe ve bu güne dair değişmeyen devlet politikalarını, ölüme rağmen yaşamayı ve her şeye rağmen direnmenin yollarını konuştuk.
“Yaşamını yitiren arkadaşlarım daima yanımda olacaklar. Onlarla birlikte yaşadığımız uzun seneler boyunca birçok anı biriktirdim. O anılarla gülümseyerek onları hatırlayacağım.”
*19 Aralık 2000 katliamı üzerinden 19 yıl geçti. Daha önce verdiğiniz birçok röportajınızda yanınızda arkadaşlarınızın katledilişine tanıklık ettiğinizi anlattınız. Tarihe kara bir not olarak düşen 19 Aralık katliamında arkadaşlarınızı kaybetmiş olmak sizi nasıl etkiledi? Arkadaşlarınızı nasıl hatırlamak isterdiniz?
19 Aralık tarihini cezaevlerindeki tecrit ve izolasyon politikalarının tüm ülke çapında uygulanmaya çalışıldığı bir tarih olduğunu düşünüyorum. 19 Aralık ölüm ve yaşam arasındaki mücadelemin başlangıcıydı. 27 arkadaştık C/1 kadın koğuşunda. 6 arkadaşım yanarak gözlerimin önünde yaşamını yitirdi. Operasyon devam ederken, bize atılan maddelerden koğuştan birbirimizin yardımıyla çıkabildik. Yani benim hayatımı da arkadaşlarım kurtardı. Kurtaramasaydılar diğer arkadaşlarım gibi yanarak can verecektim. Sonuçta birbirimizin hayatını kurtardık ve operasyon devam ederken ölen arkadaşlarımızın kimler olduğunu biliyorduk. Çünkü kurtaramamıştık. 19 yıldır yaşam mücadelesi devam ediyor benim açımdan. Hala ameliyatlarım devam ediyor, bitmiş değil. 19 Aralık’ın izlerini ömrüm boyunca yaşayacağım. Arkadaşlarımı ben kurtarmak istedim, kurtaramadım. Beni de bir başka arkadaşım kurtarmıştı. Yaşamını yitiren arkadaşlarım daima yanımda olacaklar. Onlarla birlikte yaşadığımız uzun seneler boyunca birçok anı biriktirdim. O anılarla gülümseyerek onları hatırlayacağım.
*Katliamdan yıllar sonra ancak davalar açılabildi. Katliamın asıl sorumluları yargılanması gerekirken, katliamdan yaralı olarak kurtulan tutsaklar yargılandı ve cezalandırılmaya çalışıldı. Katliamda yer alan asker ve jandarmalar birçok davadan beraat aldı ve devam eden davalarda bu cezasızlık sürüyor. Yaşanan katliam ve sorumluları bu denli açıkken, devam eden davalarda öngörülen cezasızlığın nedeni ne?
19 Aralık’taki operasyon için biz tutsaklara davalar açıldı. Yargılandık, cezalandırılmaya çalışıldık. ‘İsyan’, ‘devlet malına zarar verme’ suçlamalarından yargılandık. Ancak operasyon başladığında bizler uykudaydık. 20 cezaevine aynı anda operasyon gerçekleşmişti ve ortada bir isyan yoktu. Bunun için açılmaya çalışılan dava ancak 10 yıl sonra açılabildi. O da gerçek sorumlulara değil, yalnızca operasyonda bulunan erlere açılabildi. Çünkü gerçek sorumlular o günün gazetelerine ve haberlerine baktığımız zaman Milli Güvenlik Kurulu’ndan alınan kararlar, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’nın ortak çalışması sonucunda operasyonlar düzenlendiği ve bizlerin öldürülmeye çalışıldığı çok açık bir şekilde görülüyor. Ama asıl suçlular yargılanmadığı gibi yargılanan asker ve jandarmalar ise beraat ettiler. Bu cezasızlık yalnızca 19 Aralık ‘Hayata dönüş operasyonu’ için alınan bir karar değil, Ankara, Burdur, Diyarbakır gibi cezaevlerine yönelik yapılan tüm operasyonlarda asıl sorumluların değil, tutsakların yargılanıp cezalandırılmaya çalışıldığı biliniyor.
*Dünden bu güne cezaevlerinde tutsaklara dönük politikalarda bir değişim var mı? Cezaevlerinin şuan ki durumuna ilişkin neler söylemek istersiniz?
Dünden bu güne cezaevi politikalarında bir değişiklik yok. Aslında tecrit ve izolasyon politikası 19 yıldır uygulanıyor ve katmerleşerek uygulanmaya devam ediliyor. Daha önce de hasta tutsaklara karşı uygulanan hak ihlalleri vardı. Tedavi imkanlarının ellerinden alınması, son anlarına kadar bırakılmamaları, adli tıp raporlarının uygulanmaması gibi ihlaller devam ediyordu. Ama bu son dönemlerde söz konusu bu uygulamalar daha da artmış durumda. Tutsakların yaşam hakları tamamen ellerinden alınmış durumda. Tüm bu uygulamalara rağmen tutsakların umutları var. Tutsaklar yine de direnmeye devam ediyorlar. Umutlarını dirençleriyle göstermeye, bize örnek olmaya devam ediyorlar.
“En önemli şey yarına olan inancımız ve umudumuzdur. Umudumuzu kaybetmeme dileğiyle…”
*Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Her zorluğun sonucunda insan evladı direnmiştir. Karşılaştığı zorluklar karşısında mücadele etmiştir. Bu yaratıcılığımızı da beraberinde getirmiştir. Ama en önemli şey yarına olan inancımız ve umudumuzdur. Umudumuzu kaybetmeme dileğiyle…