24 Haziran seçimleri ve gerçek – Deniz Adalı

Burjuvazi, tüm tarihi boyunca hep yalan söylemiştir.

Bu durum, söz konusu olan Türkiye olunca, çok daha açık olarak geçerlidir. Ülkemizde, burjuva iktidarlar, halka yalan söylemeyi, yaşamlarını sürdürmenin garantisi saymıştır. Her konuda bu böyledir.

“Ulusal çıkar” dedikleri şey, yalandır. Onların kendi çıkarlarıdır ve hep bunu kastederler. Eğer halka, “bizim, biz egemenlerin, biz sömürenlerin çıkarları” deselerdi, halkı uyutmak, halkı yönetmek mümkün olmazdı. Bu nedenle, yalan söylemek dışında yolları yoktur.

Bir avuçturlar. Zenginler, egemenler, burjuvalar bir avuçturlar. Ama örgütlüdürler. Devletleri var. Devlet, burjuvaların örgütüdür. Devlet, işçi sınıfını, halkı baskı altında tutma araçlarıdır. Devlet, silâhlı adamları olmak demektir, ordusu ve polisi… Devlet, hukuk için kurallar koymak demektir, yargı, egemenlerin yargısıdır. Devlet, okullarında halkın çocuklarını şekillendirmek demektir. Halkı, kitleleri susturmak için sadece baskı değil, aynı zamanda ideoloji de gereklidir.

Burjuva ideolojisi, her açıdan yalana dayalıdır.

“Ulusal çıkar” dediklerinde, her zaman kendi çıkarlarını kastederler. Amerikan “ulusal çıkarları” demek, ABD tekellerinin çıkarları demektir. Türkiye’nin çıkarları demek, buradaki tekellerin ve onların bağlı olduğu emperyalist odakların çıkarları demektir.

IŞİD meselesini ele alın; IŞİD’i desteklemek, ona lojistik, sağlık, eğitim, silâh ve insan desteği sunmak, nasıl bir “ulusal” çıkardır? Petrolleri alıp, dünyaya pazarlamak, basbayağı birkaç ailenin çıkarıdır.

Grevleri “ulusal çıkar ve ulusal güvenlik” adına ertelemek nasıl bir “ulusal çıkar”dır? Açık olarak o şirketlerin patronlarına destek vermek, onların çıkarlarını korumak demektir.

Vatan-millet, “ulusal çıkar” dediklerinde, her zaman ama her zaman, işçiler, bunun altında bir hinlik aramalıdır. Ne zaman vatan-millet, ne zaman ulusal çıkar edebiyatı gelişiyorsa, işte o zaman, işçileri, bizleri, kandırmak istiyorlar. Çocuklarımızı savaşa böyle gönderiyoruz ya da fabrikalarda bu yolla köleleşiyoruz.

Tüm vergileri, halkın sırtından para toplamak için koyuyorlar. Akıl almaz yollarla, açık ve gizli her türlü yolla soygunlar yaparken, işçi ve emekçilere sürekli yalanlar söylüyorlar.

Burjuvazinin, bu yalanı yayacak, makinaları var. Makinalı tüfekler, bombardıman uçaklarından daha seri çalışan TV kanalları, gazeteleri vb. var.

Nasıl ki, sömüren ve sömürülen, kapitalist ve işçi, iki karşıt çıkarlara sahip, iki uzlaşmaz sınıf ise, aynı şekilde yalan ve gerçek, iki ayrı sınıfın silâhıdır.

Biz devrimciler, her zaman, her koşulda, işçi sınıfına ve halka gerçeği söyleyeceğiz. İşçi ve emekçilerin bilmeleri gereken gerçektir.

Onlar tüm basını ile, okulları, camileri vb. ile yalanı yaymaktadırlar. Özellikle son yıllarda, Saray Rejimi, bu yalan makinasını çok etkili kullanmaktadır. Her gün, bir başka yalanları ortaya çıkmakta, adeta patlamaktadır, ama ertesi gün daha büyük bir yalan devreye sokulmaktadır.

Daha iki gün önce Erdoğan, “erken seçim isteyen vatan hainidir” diye bağırıyordu. İçinde vatan, içinde millet, içinde ulusal çıkar, içinde ulusal güvenlik geçen cümleleri özellikle yalandır. Çok sıkıştıklarında allaha başvuruyorlar ve bu cümlelerinin tümü de yalandır.

Erken seçim isteyen vatan haini idi, bunu tüm TV kanalları topluma bir pislik akıtır gibi aktardı. Ve sonra, Erdoğan, erken seçim kararı aldı. 24 Haziran’da erken seçimlerin yapılmasına karar verildi.

Erdoğan, kendisinin bir vatan haini olduğunu açıkça, kendi sözlerine göre tescil etmiş oldu.

Şimdi, gerçeği aramalıyız.

Neden egemenler, Saray Rejimi, Erdoğan-Bahçeli ittifakı, devlet, 24 Haziran erken seçim kararı aldı? 2019 yılında, yerel seçimlerden sonra yapılması planlanan seçim, neden 1,5 yıl öne alındı?

Elbette bize bunun gerçek nedenini söylemeyecekler. Ve biz, her durumda bu gerçeğe ihtiyaç duyuyoruz.

Yalan, burjuvaların işçi ve emekçileri, yoksul halkı kandırmak için kullandıkları silâhtır. Çünkü onlar az sayıdadır, çünkü onların bir geleceği yoktur, çünkü onlar insan sömürüsü üzerine dayalı bir düzenin devamını istiyorlar, çünkü onlar halkın gözünü açmasını istemiyorlar, çünkü onların gelecekleri yok. Böyle olunca, tek silâhları yalan oluyor.

Onlar bu yalanı kapalı kapılar ardında üretirler. Bunun için maaş alan uzmanları, danışmanları vb. var.

24 Haziran seçim kararının nedenleri şöyledir.

1- Saray Rejimi, Erdoğan iktidarı son derece sıkışmıştır. Bu sıkışıklık, Saray Rejimi’nin kalıcılığını tehlikeye düşürmektedir. Bu nedenle, mümkün olan kısa sürede seçimi yapıp, 5+5 yılı garanti altına almak istiyorlar.

Bu, Erdoğan açısından da böyledir, Saray Rejimi diyerek daha geniş bir devlet bloğunu kastediyoruz, onlar için de böyledir.

Peki bu gerçek midir, neden sıkışmaktadırlar?

a- İlki Suriye savaşıdır. Saray Rejimi, bizzat en tepedeki Erdoğan tarafından, Suriye’ye Amerikan saldırısını desteklemiştir. Ama gerçekte anlamışlardır ki, bu saldırı, ABD açısından bir başarı değil, yenilgi sürecini durduracak bir şey değildir.

Hem, zaten herkesin bildiği gibi, ikili oynadıkları ortaya çıkmıştır, hem de bir kere daha erken davranıp, erken öten horoz olmuşlardır.

Suriye savaşında Türkiye, uluslararası hukuka göre de, savaş hukukuna göre de suçludur. Ve bugün Suriye sınırlarında, açık olarak işgalci konumdadır.

Öte yandan, Suriye ordusu, adım adım ilerlemektedir. Bunun Suriye halkına verdiği yıkım ayrı bir konudur. Biz burada Suriye savaşını değerlendirmiyoruz. Bunun için, dergimizde birçok yazı yer almıştır, alacaktır da. Ama Suriye ordusunun bir planlı ilerleyişi olduğu açıktır. Giderek sıra Türkiye sınırına, en önce de İdlib’e gelecektir. İdlib düştükten sonra, Türkiye’nin ABD adına, Suriye’de yapacağı şeyler oldukça azalacaktır. Erdoğan, devlet, Saray Rejimi bunu görüyor. İdlib düştükten sonra, Erdoğan’ın ipi, kimin elinde ise, onlar tarafından çekilecektir. Kimin elinde olduğunu o çok iyi biliyor. Erdoğan’ın bir proje olduğu, bu projeyi, Baykal ve Bahçeli’nin rolleri ile hayata geçirdikleri artık açıktır. ABD-İngiltere ve İsrail üçlüsünün projesi olduğu da artık biliniyor.

Seçimi erkene almalarının bir nedeni, Guta’daki süreçten sonra, Suriye ordusunun ilerleyişidir.

b- Ülke ekonomisi sıkışmıştır. Bu sıradan bir sıkışma ya da sıradan bir kriz değildir. Son üç yılda, TL, dolar karşısında, 3 kere %20 civarında devalüe edilmiştir. 3 yıl üst üste, devalüasyon olmuş ama Erdoğan, AK Parti hükümeti ve Saray yerini korumuştur. Ama artık burada sona gelinmiştir.

– 2018 yılında ödenecek dış borç miktarı 160 milyar dolardır.

– Türkiye, inşaat sektörü ile sürdürülen yağma programı nedeni ile, artık hazinesi de ipotekli bir ülkedir. Orhangazi Köprüsü, Üçüncü Köprü, Avrasya Tüneli ve üçüncü havalimanı, devlet hazine garantileri ile projelendirilmiş, bu nedenle hazinenin kefil olduğu projelerdir. Projelerden üçü sonuçlanmıştır. Her üçünden de geçen araç sayısı az olduğundan, devlet, işletici şirketlere para ödemektedir. Ve bu nedenle artık yeni kredi ihtiyaçları karşılanamamaktadır.

– Bu nedenle, başında Jöleli’nin olduğu bir Varlık Fonu kurulmuştur. Varlık Fonu, gelir getiren kamu işletmelerini bünyesine toplamış, onları kefil göstererek kredi almaya başlamıştır ve artık bu kanal da tıkanmıştır.

– Birçok büyük şirket, Türkiye’den çekilmeye başlamıştır.

– Bu çekilme işine Türk sermayesinin bir bölümü de katılmaya başlamıştır. Üçü ortaya çıkmıştır bile: Ülker, Doğuş grubu, Doğan grubu. Aydın Doğan grubunun, basındaki rolu ve gücü nedeni ile baskıya maruz kaldığı, bu nedenle satmak zorunda kaldığı söylenmektedir. Ama diğer ikisi de içindedir. Ve bu çekilmeler, kârsızlık nedeni ile değildir. Bu çekilmeler, içeride ve dışarıda süren savaşın getirdiği riskler nedeni iledir.

Tüm bunlar, Saray Rejimi’nin yürüttüğü yağma politikasının, rant ekonomisinin sonuna geldiğinin kanıtıdır. Daha fazlasını sürdürebilmek için, dışarıda savaş tetikçiliği yapmak da artık para etmemektedir. Suudi sermayesi, ABD güçlerini finanse etmeye yöneldikçe, Erdoğan ve Saray Rejimi’nin kaynak bulması da zorlaşmaktadır.

– Zaten, yıllardır bulunan kaynaklar, yürütülen yağma, daha çok inşaat alanı üzerinden yürütüldüğü için, burada bir tıkanma vardır. Her yıl neredeyse 50 milyar dolar borçlanmakta olan bir ekonomi vardır ve bunun karşılığı olarak, kendi rakamları ile 20 milyar dolar üretmektedirler. 2,5 dolar alıp, 1 dolar üreten bir rant ve yağma ekonomisi yürütülemez.

Bu nedenle, ekonomi daha da kötüye gidecektir. Sert önlemler alacaklar ve bu krizin tüm faturasını halkın, işçi ve emekçilerin üzerine yıkacaklar. Bu önlemleri almadan seçimi yapmak ve Saray Rejimi’ni tahkim etmek istiyorlar.

3- Emperyalist paylaşım savaşımı. Üçüncü neden budur.

Artık, emperyalist güçler arasındaki savaş, kendini her alanda ortaya koymaktadır. ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, Japonya arasında bir savaşın var olduğu biliniyor. SSCB çözüldükten sonra bu savaş hızlanmıştır. ABD, tüm soğuk savaş dönemi boyunca, komünizme karşı savaş adına, tüm emperyalist dünyanın lideri idi. Şimdi, savaş kızışınca, önce İslam’ı düşman olarak “hür dünya”nın, Batı dünyasının karşısına çıkardı. Tutmadı. Ve ardından Rusya ve Çin’i açık düşman olarak ilan etti. Paylaşılacak alanlar açısından bu iki gücün düşman olarak tanımlanması, emperyalist dünyanın işine gelmektedir.

Türkiye, tarihi boyunca, özellikle de İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, “ortaklaşa sömürge” olarak hayat sürmüştür. Siyasal olarak (ordusu, polisi, yargısı hükümetleri vb) ABD’ye bağlı, ekonomik olarak ise daha çok Avrupaya bağlı olmuştur.

Ama emperyalist güçlerin paylaşım savaşımı kızıştıkça, her biri, TC devleti içinde kendine çalışmaya başlamıştır. Bugün, devletin içinde ortaya çıkan çeteler, bir yandan Erdoğan ve Saray Rejimi’nin devamı için ortaya çıkmakta ise, arka planda bu emperyalist güçlerin kendilerini ayırma ve güçlendirme isteğinin de ürünüdür.

FETÖ diye tanımlanan, adını devletin bizzat koyduğu örgüt, gerçekte, bu emperyalist güçlerin içinde yer aldığı bir örgüttür. Aynı şey AK Parti için de geçerlidir, Saray Rejimi için de, Ergenekon için de. İsrail’in bir FETÖ’sü, Almanya’nın bir FETÖ’sü, İngiltere’nin, Fransa’nın ve elbette ABD’nin bir FETÖ’sü vardır. Aynı şey, AK Parti için de geçerlidir. Aynı şey Ergenekon için de geçerlidir.

Saray Rejimi, FETÖ temizliği adı altında bir geçici birliktelik yarattı ise de, bunun da sonu gelmiştir. İş gelip Saray ve Erdoğan çevresine dayanmaktadır.

Ve elbette ki Saray Rejimi, kendi güvenliğini, Erdoğan kendi geleceğini öne almaktadır. Bu nedenle, seçimi erkene almak, başkanlık sistemini geçirmiş iken, Başkan olmak, böylece en azından gelecek 5 yılı garantiye almak istemektedir.

Ama aynı zamanda devlet çarkındaki çeteleşmenin de artmakta olduğu açıktır. Bu nedenle olacak, Erdoğan, artık burnunun ucunu görememektedir.

Abdullah Gül’ün kendisine bayrak açmaması için Genelkurmay Başkanı ve Kalın’ı göndermesi boşuna değildir.

İYİ Parti’yi seçime sokmamak için çevirdikleri dolaplara, CHP-İYİ Parti ekibinin bir hazırlığı olduğunu, 15 milletvekili hamlesini yapabileceklerini “duyamamıştır”. Sürprizle karşılaşmış ve hemen “komplo” demiştir. Kendisi hangi komplolarla iktidar olduğunu bildiği için, kendisine karşı komplo kurulduğunu düşünmektedir. Yoksa, kendisinin MİT kanalı ile bu hazırlık bilgilerine ulaşmaması mümkün değildir.

İşte seçimi erkene getirmelerinin nedeni budur.

Ama şimdiden İYİ Parti’nin seçime girmesini önleyememeleri, işlerin Erdoğan-Bahçeli ittifakı için kolay yürümeyeceğini göstermektedir.

Ülke savaştadır.

Ülkede hukuk bitmiştir, burjuva anlamda da yoktur.

İşçi ve emekçiler, büyük ekonomik zorluklar içinde boğazlarına kadar batmış durumdadır.

Ülkenin gerçek gündemi, savaştır. Savaşa son vermek, emperyalist yağmaya karşı savaşmak işçi sınıfı ve emekçilerin öncelikli konusudur.

Ülkenin gündemi artan sömürüdür. İşçiler, hem yok pahasına çalışmakta, hem işsiz kalmakta, hem taşeron girdabında debelenmekte, hem iş cinayetlerine kurban gitmektedirler. Sadece üçüncü havalimanı inşaatında 400’ün üstünde ölen insan vardır. İşçi ve emekçiler, buna karşı mücadele etmek, emek cephesini ve geniş kitlelerin örgütlenmesini öne almak zorundadır.

Ülkenin öncelikli gündemi, özgürlüklere saldırıdır. Kapatılmamış dernek kalmamıştır. Sendikalara karşı arsız baskılar söz konudur. 12 Eylül ile başlayan özgürlükleri yok etme süreci daha da tırmanmıştır. En sıradan bir hak arama eylemi, karşısında tüm takım taklavatı ile devleti, orduyu, polisi bulmaktadır. Grevler ertelenmektedir. Yağmaya karşı ses çıkaran herkese karşı yasaklar ve baskılar devreye sokulmaktadır. İşçi ve emekçiler, özgürlük için, hakları için yürüttükleri direnişi genişletmek zorundadır.

Bugün, örgüt özgürlüktür, sloganını yükseltmenin zamanıdır. Onlar yasaklarsa, biz de ona uygun örgütlenmeler yaratmalıyız. Her yol ve araçla direnişi genişletmeli, yaymalıyız. Büyük küçük demeden, direnişi genişletmenin yollarını bulmalıyız

24 Haziran seçimlerine bu gözle yaklaşmak gerekir.

24 Haziran seçimleri, direnişi örgütlemek, yaymak için bir fırsata çevrilmelidir.

 

(Özgür Bir Dünya İçin Kaldıraç, Sayı 202, Mayıs 2018)