ABD: Koronavirüs, emek krizi ve grevler

Koronavirüs pandemisi Amerika’nın her tarafına hızlıca yayılırken, iktisadi faaliyeti sonlandırırken ve toplumun zafiyetlerini ortaya çıkarırken, işçiler en ön saftalar.

Milyonlarca işçi sadece sosyal koruma ağlarından yoksun bir şekilde bir anda işsiz kalmıyor, aynı zamanda zorunlu ve temel kabul edilen işlerde çalışan işçilerin sömürücü işverenleri, bu işçilerden hayatlarını neredeyse bir hiç karşılığında riske atmalarını istiyor. İşçiler bir yandan da Trump yönetimine bağlı işgücü kurulunun sendika seçimlerini askıya alması ve böylece pandemi sırasında sendikalaşmayı etkili bir şekilde engellemesi nedeniyle de saldırı altındalar.

Bu kadar kötü şartlarla karşı karşıya olan işçiler, tam da bu anda hem kendi koşullarını hem de diğer herkesin koşulunu iyileştirmeyi amaçlayan eylemler yapıyorlar. Son birkaç hafta içinde gig ekonomisinde, Amazon depolarında, Whole Foods, General Electric ve daha birçok işyerlerinde grevlere, iş bırakma eylemlerine, protestolara ve “vizite” eylemlerine şahit olduk. İşçiler, diğer şeylerin yanı sıra daha iyi ücret ve koruyucu donanım istiyorlar. Protestocu General Electric işçileri, fabrikalarının uçak motorları yerine Kovid-19 hastaları için hayat kurtaran tıbbi solunum cihazları üretmeye başlamasını talep ettiler.

Koronavirüs Amerika’da bir grev dalgası yaratıyor, hatta belki de çoktan yarattı. Çığa dönüşen bir kartopu gibi büyük ve ABD’nin 75 yıldır görmediği bir şeye; sadece bir şirket veya sektördeki işçileri değil herkesi kapsayan bir genel greve, dönüştüğü hissi var. Instacart grevini örgütleyenlerden Vanessa Bain’in bize söylediği gibi: “Farklı sektör ve endüstrilerdeki patronlar ve CEO’lar üzerlerine düşeni yapmadılar, bu yüzden işçiler dizginleri ellerine alıyorlar. Genel grevin zamanı geldi.”

8 saatlik iş günü ve hafta sonu tatili gibi bugün bizi mutlu eden güzel şeylerin çoğu, geçmişteki aktif ve güçlü bir işçi hareketinin ürünüdür. İşçi hareketinin bugün, bu kritik anda kazanacakları ise çok daha etkili ve hatta dönüştürücü olabilir. Toplum koronavirüs pandemisinden sonra bir daha asla eskisi gibi olmayabilir ama bu iyi bir şey.

Genel grev, sadece bir şirketten değil, farklı işletmelerden ve hatta endüstrilerden işçilerin ortak bir amaç doğrultusunda hep beraber greve gitmeleridir. Eğer ABD’de yaşıyorsanız, daha önce bir genel grev duymadığınız için mazur görülebilirsiniz, çünkü burada genel grevler son derece nadiren gerçekleşirler. En sonuncusu İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra gerçekleşmişti.

Rhode Island Üniversitesi tarih profesörü Erik Loomis, “Başarması çok zor bir şeyden bahsediyorsunuz” dedi. “Bunun için Amerikan işçileri arasında, Amerikan tarihinde tipik olarak görülenden çok daha fazla dayanışma gerekir.”

Fakat şu anda gördüğümüz gibi bugünlerde hiçbir şey tipik değil.

Genel grevlerin önemli bir özelliği genel grev olarak başlamamalarıdır. Tarihsel olarak bakıldığında, tek bir sendika tarafından yapılan sıradan bir iş durdurma eylemi şeklinde başladıkları görülür. California Üniversitesi tarih profesörü Nelson Lichtenstein, 20. Yüzyılın başlarında devletler tarafından bastırılmaya çalışılan (bu tür tekil grevlerin) kimi zaman genel grevlere dönüştüklerini belirtiyor; mücadele hevesi genellikle az olan diğer sendikalardaki işçiler böyle zamanlarda durumun değişmiş olduğunun farkına varırlar.

ABD’de en iyi bilinen genel grevlerin üçü 1919 ve 1946 yılları arasında gerçekleşti: Seattle’daki tersane işçileri 1. Dünya Savaşı’ndan sonra savaş dönemindeki ücretlerini korumaya çalıştıklarında; 1934 yılında batı kıyısı limanlarındaki liman işçileri örgütlenmeye ilişkin haklarını hayata geçirmek istediklerinde ve Oakland’daki işçilerin bölgenin Cumhuriyetçi siyaset çarkına karşı 1946’da yaptıkları genel grevler.

Bu tür grevler grevcilerin kendi gölge hükümetlerini kurmalarıyla sonuçlanabilir. Rusça ‘sovyet’ kavramı kelimesi kelimesine ‘konsey’ anlamına gelmektedir. Bu tür ilk hükümet-benzeri yapı 1905 yılında St. Petersburg’daki genel grev sırasında -aynen Amerika’da 1934’te liman işçileri grevinde olduğu gibi- grevleri koordine etme ve temel hizmetleri sağlama amacıyla yaratıldı.

Yaklaşık 75 yıl boyunca ABD’de genel grev benzeri bir durum hiç yaşanmadı. Bunun iki nedeni var. İlk neden 1947 tarihli Taft-Hartley Yasası ile ilgilidir. Bu yasa kötü şöhretini çalışma hakkını, sendikalaşmayı olumsuz etkileyecek şekilde düzenlemesine borçludur. Yasanın genel grev meselesiyle ilgili yönü ise ‘sempati grevlerini’ veya başka bir işyerindeki işvereni pazarlık masasına oturtmayı amaçlayan diğer sendikal faaliyetleri özel olarak yasaklamasıdır.

İkinci olarak, ABD çalışma mevzuatında toplu pazarlık süreci, işçilerin tepkisinin etkisiz kılınmasına ve Lichtenstein’in belirttiği gibi “çatışmanın rutinleştirilmesi ve bürokratikleştirilmesine” hizmet eder. İşçilerin meseleyi sokaklara taşıması yerine, sendika avukatları aylarca ve belki de yıllarca toplantı odalarına kapanırlar.

Ne Loomis ne de Lichtenstein yakın zamana kadar bir genel grevin mümkün olduğunu düşünüyorlardı, ama her ikisi de artık çok farklı zamanlarda yaşadığımızı kabul ediyorlar. Paradoksal olarak, sendikalara getirilen kısıtlar ve sendika kurmanın/sendikalaşmanın engellenmesi için atılan adımlar sayesinde işçi hareketi o kadar etkisizleştirildi ki, genel grevi sendikalar açısından çetrefil kılan kurallara tabi olan işçi sayısı hiç olmadığı kadar düşük. Ayrıca, büyük ulusal sendikalar, özü gereği radikal olan genel grevlerin nadiren tutarlı müttefiki olmuşlardır. Örneğin, Teamsters (Taşıma İşçileri Sendikası) lideri olan Dave Beck 1946 Oakland genel grevini, ücretlerin enflasyona ayak uyduracak şekilde arttırılması şeklindeki hedefe ulaşmadan sona erdirmiştir.

Öte yandan, hükümetin koronavirüs krizine verdiği feci tepki, yönetimin otoritesini gayrimeşru görenlere daha fazla güven verdi. Buna, çalışanlarını bir salgın sırasında çerez parasına çalıştırmak isteyen şirketler için ölmeleri istenen insanlarda oluşan öfkeyi de eklerseniz, büyük değişiklikler yaratan türden bir senaryoya eksiksiz bir şekilde ulaşmış olursunuz.

Lichtenstein, “İnsanların hiçbir şey olmamış gibi işe gitmeye devam etmesini isteyen kimi büyük şirketler ve ayrıca Trump, belli ki bir hakikati, olduğundan önemsiz göstermeye çalışıyorlar” diyor ve ekliyor: “Bu durum ‘sen iflas etmişsin, entelektüel olarak da ahlaken de iflas etmişsin. Ve bu durumda, çalışmak için hiçbir zorunluluğumuz yok’ şeklinde kati bir anlayış yaratıyor.”

Ne Lichtenstein ne de Loomis bir genel grevin geldiğini söyleyecek kadar ileri gitmeye hevesliler, ama statükonun hükmünü sürdüreceğini de öngörüyor değiller. İşçiler, özellikle düşük ücretli işçiler, her zamankinden daha güçlü bir kaldıraca sahipler. Asıl soru şu ki, bunu kullanacaklar mı?

Grevler genellikle her işçi grubunun bir sonrakini cesaretlendirdiği dalgalar halinde gelir. “Fiili grevlerin” (“wildcat strikes” – yetkisiz iş bırakma) sadece son on gün içinde ülkenin bir ucundan öteki ucuna kadar nasıl yükseldiğine şahit olduk.

Ülkenin farklı bölgelerindeki Instacart işçileri, pazartesi günü alışveriş teslimatı uygulamasından gelen siparişleri almayı reddettiler. Chicago, New York ve Detroit’teki Amazon depo işçileri, bu e-ticaret devinin hafta içinde yeni koronavirüs vakalarına karşı tutumunu protesto etmek için iş bıraktılar. Ve Whole Foods işçileri, iki misli ödeme ve ücretsiz koronavirüs testi talep ederek salı günü bir “vizite” eylemi gerçekleştirdiler, ki bu eylem şirketin 40 yıllık tarihinde ulusal ölçekte gerçekleşen ilk toplu eylem oldu. Georgia’daki tavuk çiftliği işçileri ve Pittsburgh’taki temizlik işçileri de iş durdurdular. Neredeyse pandemiye karşı ön saflarda çalışan işçilerin öncülük ettiği bir genel grevin organik bir şekilde ortaya çıkmakta olduğu söylenebilir.

Whole Foods’taki “vizite” eyleminin öncülerinden olan ve bir yaptırımla karşılaşmaktan çekindiği için isminin yazılmasını istemeyen bir işçi durumu şu söylerle açıkladı: “Bu hareketi bir araya getiren bir çekim kuvveti var.” “Bir genel grev, eskiden üzerine boş boş konuştuğumuz bir şeydi ama korona ortaya çıktıktan sonra sürekli konuştuğumuz bir konu haline geldi. Genel grevin bu hafta bu kadar düzgün bir şekilde birleşmeye/gelişmeye başlayacağını daha önceden tahmin edemezdik. Instacart ve Amazon işçilerinin de grev gideceklerini bilmiyorduk.”

Whole Foods, Amazon, Instacart ve Target işyerlerindeki örgütleyiciler, koronavirüs pandemisinin çok sayıda işçiyi işverenlere karşı toplu eylem fikrini ilk kez destekleyecek kadar radikalleştirdiğini söylediler. Onlara göre bu durum büyük oranda, işçilerin bugünkü koşullarda işe gitmesinin aileleri ve aynı mahallede yaşadıkları insanların hayatlarını riske sokmasıyla ilgili.

New York Communities for Change’in önde gelen işçi örgütleyicilerinden olan ve Amazon’un Staten Island’daki deposunda Pazartesi gerçekleştirilen iş bırakma eyleminin örgütlenmesinde rol almış olan Zachary Lerner ise “Bu mesele sadece işleriyle ilgili değil” dedi. “Amazon işçileri grevin kendi aileleri ve toplulukları üzerindeki etkileri nedeniyle grev yapıyorlar.”

Tüm bu işyerlerinde birbirine benzer talepler var. Muhtemelen bunları bir genel grev gibi tahayyül etmeyi kolaylaştıran da bu. İşçiler şunları talep ediyorlar: tehlike primi ödenmesini; Kovid-19 testinin pozitif çıkmış olmasını gerektirmeyen kapsamlı bir ücretli izin hakkını; pandemi süresince, özellikle de iş arkadaşları hastalandığında, temel sağlık ve güvenlik önemlerinin alınmasını.

Whole Foods’taki bir örgütleyici “Kişisel olarak, hareketlerimiz arasında ve iş durdurma eylemlerimizin zamanlamasında gerçek bir koordinasyonun sağlandığını görmek isterim.” diyor. “Ekonomimiz zorunlu ve temel işlere indirgenmiş durumda. Şu anda çok fazla (işleyen) işyeri yok ve bu işyerlerindeki işçilerin de oldukça benzer ihtiyaç ve talepleri var. Hepimiz sağlığa ve daha fazla paraya ihtiyaç duyuyoruz.”

Vanessa Bain, Instacart grevinin önde gelen örgütleyicilerinden biri ve aynı zamanda California Menlo Park’ta çalışan bir gig işçisi. Şöyle diyor “Tüm bu fiili grevlerin ve işyerini terk etme eylemlerinin eşzamanlı gerçekleşiyor olması bir rastlantı değil. Kovid-19 kapitalizme diz çöktürdü.” “Toplumsal değere ilişkin uzun zamandır sürdürülen kültürel mitolojilerin gözümüzün önünde çözülüşüne şahit olmaktayız. Tabandaki işçiler her zaman toplumun belkemiğini oluşturmuştur ama bunun açıkça ve reddedilemez şekilde görülmesini sağlayan şey koronavirüs oldu. Farklı sektör ve endüstrilerdeki patronlar ve CEO’lar üzerlerine düşeni yapmadılar, bu yüzden işçiler dizginleri ellerine alıyorlar. Genel grevin zamanı geldi.”

Bir süpermarket zinciri olan Target’ın Christiansburg’daki mağazasında çalışan ve ülke çapında yüzlerce işçiyi örgütlemiş olan Target İşçileri Birleşin! girişiminin önde gelen örgütçülerinden olan Adam Ryan şöyle konuştu: “Koronavirüsten önce Target’taki işçiler hep şunu işitirdi: ‘Bu gerçek bir iş değil. Bu daha ileri bir kariyere geçmeye çalışanlar için bir başlangıç işi.’” “Fakat insanların zihinlerinde çok büyük bir niteliksel değişiklik gerçekleşti. Artık biz zorunlu ve temel işlerde çalışan işçileriz. Virüs insanların radikalleşmesine ve harekete geçmelerine yardımcı oldu ve Target işçileri şu anda greve gidilmesi için bastırıyorlar. Durumumuz ne kadar uzun bir süre bu şekilde devam ederse ve işler ne kadar ciddileşirse, o kadar çok sayıda insan bunu yapmak (greve gitmek) isteyecek.”

Kovid-19, kitlesel eylemlerin önündeki bazı mevcut engelleri artırdı, işçilerin güvenli bir şekilde sokaklara dökülmesi zor. Fakat aynı durum, şirketlerin ayak sürüdüğü bu dönemde işçileri dizginleri ellerine almaya ve çalışma koşullarını radikal bir şekilde iyileştirmeye itti.

California Üniversitesi’nde hukuk doçenti olan Veen Dubal şöyle diyor, “En etkili olan grevler, malların ve bedenlerin akışı açısından en zorunlu işleri yapan insanlar tarafından yapılan grevlerdir.” “En zorunlu işleri yapanlar ve insanlara en çok ihtiyaç duydukları malları ulaştırmaktan sorumlu olanlar, esnek (gig) ekonomi işçileridir -kuryeler, alışveriş işçileri (başkalarının yerine alışveriş yapanlar) ve elbette gıda malzemelerini üretenler.”

Veen Dubal, uygulama-temelli çalışan işçilerin yaptıkları grevleri, 1934 liman işçileri greviyle karşılaştırıyor. O grev, limandaki işçiler tarafından başlatılmıştı ama zaman içinde tedarik zinciri boyunca kendini hissettirdi ve şehre yönelik mal akışını tamamen kesintiye uğrattı. Grevciler sonunda önemli kazanımlar elde etmişlerdi.
Dubal şöyle ekliyor: “Buna benzer bir şeyin gerçekten etkili olduğunu ve bu koşullarda tekrar gerçekleştiğini; (uygulama-temelli çalışan) kuryelerin sendikalı depo işçileri tarafından sağlanmamış ürünleri taşımayı reddettiklerini hayal edebiliyorum.” “İşçileri daha iyi koşullar elde etmek için grev yapan Amazon’un sendikasız depolarında paketlenmiş ürünleri taşımayı reddeden kuryeler. Tedarik zincirindeki bu türden bir yavaşlama ya da duruş, bu sektörlerin sendikalaşması ve daha iyi çalışma koşullarının sağlanmasıyla sonuçlanabilir.”

Pandemi sırasında bir yandan zorunlu işlerde çalışıp bir yandan da sömürülen işçiler bu tür eylemlere zaten başlamış durumdalar. Bu işçiler yeni ve eski kimi sorunlarla uğraşmak zorunda kalacaklar. Grev fonları yetersiz ama Budal bu soruna geçici bir çözüm olarak karşılıklı yardım ağlarına işaret ediyor.

Sosyal mesafelenme gerektiren bir pandemi sırasında yapılan grevler, normal zamanlardakilerden farklı görünmek zorundadır. Pazartesi günü, şirketlerinin kullanılmayan üretim kapasitesinin solunum cihazı üretimine dönüştürülmesini talep ettikleri eylem sırasında birbirlerinden ikişer metre uzakta duran General Electric işçileri tam olarak bunu yapıyorlardı.

İşçi örgütçüleri, bize sosyal medya gruplarının, Telegram ve Signal gibi şifrelenmiş mesajlaşma uygulamalarının, farklı işyeri ve şehirlerdeki işçileri birleştirmekte önemli bir rol oynadığını ve çoğu işçinin evlerine hapsoldukları ya da işyerinde işverenlerin artan gözetimlerine maruz kaldıkları bir dönemde, her türden eşgüdümlü kitlesel eylem örgütlenmesinde kritik bir rol oynayacağını ifade ettiler.

Toplumsal mesafelenme gerektirmeyen eylemler için olanaklar sınırsız. İşyerini terk etme, iş durdurma ve grev gibi eylemler kritik üretim tesislerinde, talebin zirve noktasında olduğu anlarda ve ülkenin her yanında artık bir seçenek olarak masada.

Pandemi sırasında bile Uber veya Lyht’tan grevci şoförlerin, grevin neden yapıldığını açıklayan ve grev hakkında nasıl daha fazla bilgi alıp onu destekleyebileceğinizi açıklayan afiş ve malzemelerle süslenmiş araçlarıyla konvoy yaptıklarını ve apartmanların önüne ya da mahallelere ve kamusal alanlara park ettiklerini hayal etmek zor değil. Aynısı karavan oluşturabilecek, yoldan geçenleri bilgilendirebilecek ve şu an bile hala açık olan mağaza ve restoranların dışında farkındalık yaratabilecek olan Instacart veya DoorDash işçileri için de geçerlidir.

Genel greve yönelik bir hareket, hükümetin teşvik paketiyle ve onun içinde yer alan ve kimi işçileri tatmin edebilecek olan federal işsizlik sigortasıyla da mücadele etmelidir.

“İnsanların öfke ve endişeleri, kendilerini örgütlenmeye veya bir örgütlenme hamlesine katılmaya itecek olan çaresizliği hissetmelerini engelleyecek kadar yatıştırılacak” diyor Dubal. “Ama bence insanların bu çekleri almaları o kadar uzun sürecek ki insanlar eyalet ya da federal hükümetten bir şeyler alabilene kadar çok fazla endişe, öfke ve çaresizlik oluşacak ve bu, sürekli bir hareketin yaratılmasına yetecek kadar uzun bir zaman olabilir.”

Genel grev fikri, yıllar boyunca belirli çevrelerce gerçekçi kabul edilmeyerek hor görüldü. Sadece son birkaç hafta içinde bu hor görme aksi yönde bir beklentiye dönüştü. Grevler hem bu ülkenin hem de bu gezegendeki diğer ülkelerin tarihleri boyunca defalarca gerçekleşmiştir. Tekrar gerçekleşebilirler.

Coronavirus Is a Labor Crisis, and a General Strike Might Be Next, Koronavirüs Bir Emek Krizidir ve Sırada Bekleyen Bir Genel Grev Olabilir, Yazarlar: Aaron Gordon, Lauren Kaori Gurley, Edward Ongweso ve Jordan Pearson, Çeviri: Onur Can Taştan, Vice.com

https://www.vice.com/en_us/article/z3b9ny/coronavirus-general-strike

Kaynak: DİSK