ABD ordusu yeni bir savaşa hazırlanıyor – Michael T. Klare

Büyük Ortadoğu’da gerillalar ve cihatçılarla yıllar süren çatışmalardan sonra, ABD ordusu bu kez “çoklu alan çekişmesi” konusunda kendisine tehdit oluşturan “denk” rakipleri Çin ve Rusya ile çatışmaya girmeye hazırlanıyor. Bu yeni bakış açısı, Amerika’nın teröre karşı hiç bitmeyen savaşının ordusunu ciddi biçimde tükettiğine dair bir inançla destekleniyor.

Beyaz Saray’ın bir grup uçak gemisinin ve başkaca askeri varlıkların Basra Körfezi’ne konuşlandırılmasını hızlandırmak üzere almış olduğu son karar Washington’da ve diğer pek çok yerde ABD’nin İran ile savaşmak üzere hazırlık yaptığına dair görüşleri güçlendirdi. Irak’ın 2003’teki işgalinde olduğu gibi yine ABD yetkililer ayrıntılı savaş hazırlıklarını haklı göstermek için şaibeli istihbarat verilerini kamuoyuyla paylaştılar. 13 Mayıs’ta Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan, Beyaz Saray yetkililerine İran ve vekilleriyle gelecekteki olası savaşlar için Ortadoğu’ya 120 bin asker göndermeyi planladığını bir raporu sunmuştu. Daha sonraki raporlar Pentagon’un bundan daha fazla asker göndermeyi planladığını ortaya koyuyor.

Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton liderliğindeki Beyaz Saray’daki Şahinler, İran’ın dini liderliğini ortadan kaldırma amaçlı bir savaşı Washington için potansiyel olarak büyük bir kazanç olarak görüyorlar. Bununla birlikte, ABD ordusundaki birçok üst düzey yetkili konu hakkında oldukça farklı görüşlere sahipler – Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yıllarca başarısız bir şekilde yürüttükleri düşük teknolojili kara harekâtlarına dair ihtimalinin geride bırakılmış olduğunu umuyorlar.

Şüphesiz ki; Başkan Trump, ABD ordusuna İran’a saldırmasını emrettiyse, bunu yapardı ve bunun gerçekleşmesi durumunda, İran için nihai olumsuz sonuç hakkında çok az şüphe duyulabilirdi. İran’ın güveler tarafından kemirilen askeri gücü Amerika ordusunun yanına bile yaklaşamaz. Washington’un terörle savaşı başlatılmasından yaklaşık 18 yıl sonra, İran’a yönelik herhangi bir ABD saldırısının bölge genelinde daha fazla kaos yaratacağı, daha fazla insanı yerinden edeceği, daha fazla mülteciye neden olacağı, geride çok daha fazla ölü sivil bırakacağı, harap olmuş şehirler ve altyapı ile ortaya çıkacak bir sonraki terör grubuna katılmaya hazır çok daha öfkeli ruh ortaya çıkaracağı konusunda çok az şüphe duyulabilir. Kesinlikle bu Amerikan askerleri için devam etmekte olan çatışmalardan da oluşan bir bataklığa daha yol açılacaktır. Düşünün: Irak ve Afganistan’da, pek çok üst düzey Pentagon yetkilisinin yüzleşmekten kaçınmaya çalıştığı tam olarak kazanılmamış senaryolar söz konusu durumda; ancak, bu tür duyguları sadece yeni bir savaş-terör bataklığına girme hususundaki isteksizlik olarak algılamamak gerekir. Bu günlerde, Pentagon da tamamen başka bir bölgede başka bir savaş türü için yapılan hazırlıklara giderek takıntılı hale geliyor: Çin’le muhtemelen Güney Çin Denizi’nde yüksek yoğunluklu bir çatışma ön görülüyor.

Büyük Ortadoğu’da gerillalar ve cihatçılarla yıllar süren çatışmalardan sonra, ABD ordusu bu kez “çoklu alan çekişmesi” konusunda kendisine tehdit oluşturan “denk” rakipleri Çin ve Rusya ile çatışmaya girmeye hazırlanıyor. Bu yeni bakış açısı, Amerika’nın teröre karşı hiç bitmeyen savaşının ordusunu ciddi biçimde tükettiğine dair bir inançla destekleniyor; bu görüş, güçlerini modernize etmek ve onları gelişmiş silahlarla donatmak için Washington’un terörle mücadele konusundaki uzun uğraşından yararlanan hem Çinli hem de Rus liderler için gözle görülür girişimleriyle besleniyor.

ABD’nin süper bir güç olarak kalması için – Pentagon’un şimdi düşündüğü gibi – terörle mücadeleden uzaklaşılmalı ve bunun yerine kendisi gibi büyük güçler sahip rakiplerini kesin olarak yenmek için gerekli kaynakları geliştirmeye odaklanılmalıdır. Bu bakış açısı, 2018 Nisan’ında o zamanki Savunma Bakanı Jim Mattis tarafından ABD Senatosu Silahlı Hizmetler Komitesi’nde şüpheye yer kalmayacak şekilde açıklandı. “Ulusumuzun tarihindeki en uzun süreli savaş döneminin olumsuz etkileri, aşırı gergin ve yetersiz donatılmış bir ordu yarattı.” diye ısrar etti. Rakiplerimiz ise aynı yılları Amerika’nın ileri teknolojideki avantajını önemli ölçüde aşındıracak askeri yeteneklere yatırım yapmak için kullandılar diye de ekledi. Çin’e ilişkin, senatörleri temin ederek, “Konvansiyonel askeri güçlerini ABD askeri üstünlüğüne meydan okuyacak bir seviyeye kadar modernize etmekte” Dedi. Buna karşılık, Amerika Birleşik Devletleri’nin yalnızca bir seçeneği bulunmaktadır: büyük güç rekabeti için kendi güçlerini yeniden yönlendirmek. “Uzun vadeli stratejik rekabet – terörizm değil – artık ABD ulusal güvenliğinin önceliğidir”.

Bu bakış açısı, aslında, Pentagon’un askeri planlamasının tüm yönlerini yöneten kapsamlı bir plan olan Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Savunma Stratejisi’nde hali hazırda yer almaktadır. 12 Mart’ta açıklanan 2020 mali yılı için 750 milyar dolarlık bütçe önerisinin bu yaklaşımla tamamen uyumlu olduğu söylenebilir. Dönemin Savunma Bakanı Shanahan “Bu bütçe tarafından desteklenen operasyonlar ve kabiliyetler, ABD ordusunu on yıllar boyu sürecek büyük güç rekabeti için güçlü bir şekilde konumlandıracaktır” diye vurgulamıştı.

Aslında, bu bütçe önerisinde Pentagon, geride bırakmaya çalıştığı savaş türleri ile gelecekte öngördüğü savaşlar arasında keskin ayırımlar yapmıştır. “Büyük güçlerin saldırganlığını caydırmak veya yenmek, son 25 yılda karşı karşıya olduğumuz haydut devletleri ve şiddet yanlısı aşırı örgütleri içeren bölgesel çatışmalardan temelde farklı bir mücadeledir” diye belirtmiştir. “FY 2020 bütçesi, Amerika’nın ihtiyaç duyduğu daha yetenekli gücü finanse ederek “gelecekte herhangi bir üst düzey potansiyel çatışmada rekabet etmek, caydırmak ve kazanmak için bu zorluğu karşılamada önemli bir kilometre taşıdır.”

Üst düzey çatışma için kuşanmak

Eğer böyle yüksek yoğunluklu bir savaş patlak verseydi, Pentagon liderleri çatışmaların hava, deniz, yer, uzay ve siber alanın her alanında eşzamanlı olarak gerçekleşeceğini ve yapay zekâ (AI), robotik ve siber savaş gibi gelişmekte olan teknolojilerin yaygın şekilde kullanılacağını öne sürmekteler. Bu çok alanlı angajmanlara hazırlanmak için 2020 bütçesi, gelişmiş uçaklar için 58 milyar dolar, yeni savaş gemileri için 35 milyar dolar— bu son 20 yıldaki en büyük gemi inşa talebi—uzay sistemleri için 14 milyar dolar, siber savaş için 10 milyar dolar, yapay zekâ ve özerk sistemler için 4,6 milyar dolar ve hipersonik silahlar için 2,6 milyar dolar ayırmaktadır. Dahası, bu rakamların her birinin önümüzdeki yıllarda artacağını kuşkusuzca varsayabilirsiniz.

Böyle bir geleceği planlayan Pentagon yetkilileri, çatışmaların ilk önce Çin ve/veya Rusya’nın sınır çizgileri üzerinde patlayacağını, ancak daha sonra kendi merkezlerinin içine (tabii ki Amerika’nın değil) uzanacağını öngörüyor. Bu ülkeler zaten güçlü savunma yeteneklerine sahip oldukları için, herhangi bir çatışma, kuşkusuz, gelişmiş gizli uçakların, otonom silahların, hipersonik seyir füzelerinin ve diğer gelişmiş silahların satın alınmasını, savunma sistemlerini imal edimesini ve hızla dağıtılarak kara, hava ve deniz kuvvetlerinin kullanımına dâhil edilmesini gerektirmektedir. Pentagon diliyle konuşursak, bunlara erişim önleme / alan savunma (A2 / AD) sistemleri denmektedir.

Bu yolda ilerledikçe, Savunma Bakanlığı hali hazırda gelecekteki savaş senaryolarını düşünmektedir. örneğin, Sovyetler Birliği’nin Baltık bölgesinde Rus güçleri ile bir çatışma, bariz bir olasılık olarak kabul edilir. Bu yüzden ABD ve müttefik NATO ülkeleri bu bölgedeki güçlerini arttırıyor ve ülkenin Batı sınırı boyunca Rus savunmalarına yönelik saldırılara uygun silahlar arıyorlar.

Yine de Pentagon’un ana odağı yükselen Çin’dir, diğer bir deyişle, Amerika’nın uzun vadeli stratejik çıkarları için en büyük tehdit olduğuna inanılan güçtür. Pasifik Filosu Komutanı (USPACOM) ve şimdiki Güney Kore ABD Büyükelçisi Amiral Harry Harris Jr. “Çin’in tarihsel olarak benzeri görülmemiş ekonomik gelişimi, neredeyse tüm alanlarda ABD’ye meydan okuyabilecek etkileyici bir askeri birikime olanak sağladı” demiştir. Harris’in açıkladığı gibi, Çin ile olan herhangi bir çatışma muhtemelen doğu sahil şeridindeki sularda patlayacak ve Çin’in A2/AD yeteneklerini yok etmek için yoğun bir ABD taarruzunu içerecektir ve bu ülkenin geniş topraklarını esasen savunmasız hale getirecektir. Harris’in halefi olan Amiral Philip Davidson, USINDOPACOM olarak bilinen şimdiki ABD Hint-Pasifik Filosu Komutanı olarak, böyle bir senaryoyu Şubat 2019’da Kongre’deki konuşmasında şu şekilde tarif etmiştir: “Düşmanlarımız, ABD’nin bölgeye güç ve etki yansıtması kabiliyetini tehdit eden gelişmiş erişim önleme / alan savunma (A2 / AD) sistemleri, gelişmiş uçaklar, gemiler, uzay ve siber saldırı kabiliyetlerini ortaya koymaktadır.” Bu kabiliyetlerin üstesinden gelmek için, ABD’nin “uzun menzilli saldırılar” için “tüm istikamet açılarından gelen gelişmiş hava, seyir, balistik ve hipersonik tehditleri tespit edebilen, takip edebilen ve bunlara müdahale edebilen gelişmiş füze savunma sistemleri” gibi bir dizi saldırı ve savunma sistemlerini geliştirmesi ve yayması gerektiğini de sözlerine eklemiştir.

Her iki komutanın konuşmasını okuduğunuzda, çok geçmeden bir şeyi anlayacaksınız: ABD ordusu, ya da en azından Donanma ve Hava Kuvvetleri, artık terörizme ya da Orta Doğu’ya değil, aksine modernize güçlerini daha da güçlendirerek en gelişmiş silahlarını kullanarak Çin’de (ya da Rusya’da) birkaç gün ya da hafta içerisinde tamamlanacak şiddetli saldırılara odaklanmaktadır. Bunlar, direnişin değil, teknolojik ustalığın, en azından en üst düzey askeri yetkililerin belirleyici faktör olduğu savaşlar olacaktır.

Pentagon’un tercih ettiği savaş alanı

Pentagon’un bu senaryoları esasen Çin ile bir çatışmanın başlangıçta Güney Çin Denizi sularında veya Japonya ve Tayvan yakınlarındaki Doğu Çin Denizi’nde patlayacağını varsaymaktadır. ABD’li stratejistler Amiral George Dewey’in 1898’de İspanyol filosunu yenerek Filipinler’i ele geçirmesinden beri bu iki deniz sahasını Amerika’nın Pasifik’teki “ilk savunma hattı” olarak değerlendirmektedirler. Bugün, USINDOPACOM, Japonya, Okinawa ve Güney Kore’deki üsleri ile bölgedeki en önemli güç olmaya devam etmektedir. Bununla birlikte, Çin, Amerikan bölgesel hakimiyetini, donanmasını modernize ederek ve muhtemelen bu ABD üslerine yönelik kısa ve orta menzilli balistik füzeleri sahil şeritleri boyunca kurarak, gözle görülür bir şekilde aşındırmaya çalışmaktadır.

Bununla birlikte, Çin’in bölgedeki ABD egemenliğine yönelik en belirgin tehdidi, Güney Çin Denizi’nde bir tarafta Çin ve Vietnam’ın, diğer tarafta Endonezya ve Filipinler’in birbirine bağlandığı yoğun bir deniz trafiğine sahip küçük adaları işgal ederek asker konuşlandırılması olmuştur. Son yıllarda, Çinliler bu adacıklardan bazılarını genişletmek için okyanus tabanından alınmış kum dolgular yaptılar, daha sonra adaların üzerine uçak pistleri, radar sistemleri ve iletişim teçhizatı da dahil olmak üzere askeri tesisler kurdular. 2015 yılında Çin’in Cumhurbaşkanı Xi Jinping, Başkan Obama’ya ülkesinin böyle bir eylemde bulunmayacağına dair söz verdi, ancak uydu görüntüleri bunları yaptıklarını açıkça gösteriyor. Her ne kadar henüz ağır bir şekilde güçlendirilmemiş olsalar da bu adacıklar Pekin’e, ABD’nin bölgedeki gücünü daha da ileriye taşıma çabalarını ortadan kaldıracak bir platform sağlıyor.

Amiral Harris 2018 yılındaki konuşmasında şöyle söylemiştir: “Bu üsler, askeri güçler tarafından korunan, Çin’in Güney Çin Denizi üzerindeki tartışmalı iddialarına zemin kazandırmak için tasarlanan askeri üsler gibi görünüyor”. “ Çin, gelişmiş askeri kabiliyetlerini destekleyen ve kısa sürede bu üslere dağıtabilecek özel ve yalnızca bu amaç için tasarlanmış büyük bir altyapı inşa etmiştir.”

Açık olmak gerekirse, ABD yetkilileri, Çinlilerin bu adacıkları boşaltması ve hatta askeri tesislerini oralardan çıkarması talebini asla deklare etmemiştir.. Ancak, bir süredir, Güney Çin Denizi’ndeki yığılma üzerindeki hoşnutsuzluklarını yüksek sesle dile getiriyorlar. Örneğin, Mayıs 2018’de Savunma Bakanı Mattis, Xi’nin, Çin donanmasının dünyanın en büyük çok uluslu deniz manevraları tatbikatı olan “Pasifik Kenarı” bienaline davetini Obama’ya verilen vaatlerin yerine getirilmemesi nedeniyle reddetmişti. Ve “bu hareketlerin sonuçları olur” demişti.. “Bu nispeten küçük bir sonuç” diye eklemiştir. “Gelecekte çok daha büyük sonuçları olacağına inanıyorum.”

Mattis, bu sonuçların ne olabileceğini hiçbir zaman söylemedi. Ancak şüphe yok ki, ABD ordusu bu sulardaki bir çatışma ihtimalini tüm dikkatiyle gözetiyor ve oradaki tüm Çin tesislerine saldırmak ve yok etmek için acil durum planlarına sahip durumdadır. Amerikan savaş gemileri, düzenli olarak “serbest dolaşım operasyonları” veya FRONOPS olarak adlandırılan devriyelerle bu silahlandırılmış adaların sadece birkaç mil açığında kışkırtıcı bir şekilde yelken açarken, ABD hava ve deniz kuvvetleri periyodik olarak bölgede büyük çaplı askeri tatbikatlar yapmaktadır. Bu tür faaliyetler elbette Çinliler tarafından yakından takip edilmektedir. Hatta bazen FRONOPS operasyonlarına müdahale etmeye çalışırken kendilerini çatışmaya ramak kala bulmuşlardır. Mayıs 2018’de Amiral Davidson, Pentagon’da muhtemelen bir uyarı olarak dillendirdiği ancak ABD’li stratejistlerin gelecekte ortaya çıkacağı öngörülen çatışmalara dair bir işaret olarak algıladıklarını söyleyerek “Çin şimdi Güney Çin Denizi’ni Amerika Birleşik Devletleri ile savaş dışı tüm senaryolarda kontrol edebiliyor” görüşünü dile getirmişti.

Donanmanın savaşı vs. Bolton’ın savaşı

ABD Donanması, birkaç haftada bir Çin işgalindeki adalardan birinin yakınına füze yüklü bir destroyer gönderiyor. Bu, ABD yüksek komutanlığının “bayrağı göstermek” ya da Amerika’nın o uzak bölgede baskın bir güç olmaya karar verdiğini göstermek için yapmaktan hoşlandıkları bir hareket (eğer Çinliler ABD’nin batı kıyılarında benzer bir şey yapsaydı, yüzyılın skandalı ve karşılaştırmanın ötesinde bir provokasyon olarak kabul edilecekti). Hemen hemen her seferinde, Çinli yetkililer bu gemileri uyarıyor ya da onları takip ve taciz etmeleri için kendi gemilerini gönderiyorlar.

Örneğin, 6 Mayıs’ta ABD Deniz Kuvvetleri, bu adaların bazılarına yakın bir FRONOPS görevinde güdümlü füze avcılarından ikisini, USS Preble ve USS Chung Hoon’u göndererek Çinli yetkilileri şiddetli bir tepki vermeleri için kışkırttı. Bu ölümcül tavuk oyunu, elbette, ateş edilmeden veya büyük bir kriz patlamadan yıllarca devam edebilir. Böyle bir olaydan kaçınma ihtimali, özellikle Trump çağında, ticaret, teknoloji ve insan hakları da dahil olmak üzere diğer konularda ABD-Çin gerginlikleri artmaya devam ettiği için zamanla düşecektir. Amerikan askeri komutanları, bir süredir bu bölgede bir çatışma patlaması olasılığı konusunda strateji geliştiriyorlar ve eğer Amiral Davidson’ın ifadesi bir gösterge ise, çoğu komutan böyle bir olasılığa İran’la olası bir savaşta olduğundan çok daha büyük bir hoşnutlukla onay verebilir.

Evet, İran’ı Ortadoğu’da bir tehdit olarak görüyorlar ve şüphesiz o ülkenin dini rejiminin sona erdiğini görmek istiyorlar. ABD Merkez Komutanlığı Başkanı General Kenneth McKenzie gibi bazı ordu komutanları hâlâ böyle bir çatışma için John Boltonvari bir isteklilik gösteriyorlar.

Ancak bugün, yıllarca tecrit ve ticari yaptırımlarla zayıflayan İran, Amerika’nın temel stratejik çıkarları için yönetilemez bir tehdit oluşturmuyor ve kısmen Obama yönetimi tarafından müzakere edilen nükleer anlaşma sayesinde nükleer silahlara sahip değil. Yine de İran’la yapılan bir savaşın, 2003 işgali sonrasında Irak’ta olduğu gibi, gerilla ayaklanmaları, artan terörizm ve bölgeye yayılan yaygın kaos ile—tam olarak “sonsuza kadar süren savaşlar” gibi dağınık bir bataklığa dönüşeceğinden şüphe olabilir mi? ABD ordusunun çoğu (John Bolton’un aksine) geride kalmayı tercih eder mi?

Bunun nasıl olacağı belli ki öngörülemez, ancak ABD İran’la savaşa girmezse, Pentagon isteksizliği bu kararda önemli bir rol oynayabilir. Bununla birlikte, bu, Amerikalıların gelecekte büyük kan dökülme ihtimalinden azade olacağı anlamına gelmez. Güney Çin Denizi’ndeki bir sonraki deniz devriyesi ya da ondan sonraki başka bir devriye çok daha güçlü ve nükleer silahlı bir düşmana karşı çok farklı bir türden büyük bir patlama için fitili ateşleyebilir.

* Yazının aslı The Nation sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Mustafa Kemal Ersöz)

Gazete Duvar / 12.08.19