Ablam Selma’ya… – Sevinç Altan

“Yeni bir dünya için onlara ihtiyacımız var. Yeni kavramlara, yeni dostlara, yoldaşlara ve akrabalara da. Kendinden menkul ‘kadın’ gibi kendinden menkul ‘insan’ kategorisi de bugünün politik ufkuna yetmiyor. Bugün artık hepimiz likeniz!” *

Geçtiğimiz 10 Nisan ablamın doğum günüydü. Ablam Selma Altan. 71 yaşına girdi ve 5 aydır tutuklu.

Bu vesileyle hayatı gözümün önünde canlanırken Sibel Yardımcı’nın, “Hepimiz Likeniz” yazısı da birlikte gezindi zihnimde. Sonra likenler… Kayaların, ağaçların üzerinde gördüğümüz, renklerine hayran kaldığımız ama pek de ilgilenmediğimiz likenler. Selma ve likenler kayaların üstünde birbirlerine karıştılar.

Liken, birbirinden ayrı olan belli bir alg türü bitki ile belli bir mantar türü bitkiden meydana gelirmiş. Basit bir canlı gibi görünse de hiç basit değil; iki ayrı bitkinin yani algin ve mantarın bir araya gelmesi ve bir birlik meydana getirmesi ile ortaya çıkan birleşik, karmaşık bir canlı. Likenler başlı başına birer organizma değil, mantarlar ile alglerin birleşerek morfolojik ve fizyolojik bir bütün halinde meydana getirdikleri simbiyotik birlikler.

İzmir Aliağa Yeni Şakran Ceza infaz Kurumları Kampüsü. Ne afili bir tabela değil mi! Oysa bildiğin hapishane işte! Burada İzmir Kadın Kapalı Cezaevi’nde bir koğuşta yirmi bir harika kadınla birlikte kalıyor ablam. O, 21 güzelim kadın doğum günü vesilesiyle ablama çok güzel bir pasta yapmışlar o gün. Günlerce, o berbat hapishane karavanasına arada bir düşen tatlının üstünden kazıyıp biriktirdikleri kakaoyu bisküvilerle birleştirerek. Kısıtlı imkanların geliştirdiği yaratıcılıkla rengarenk türlü çeşit, el emeği hediyeler yağmış diğer koğuşlardan da. Haftada bir 10 dakikalık telefon görüşmesi hoş bir rastlantıyla doğum gününe denk geldi, duygulanarak heyecanla sesi titreyerek anlattı. Salgınla birlikte karantina adı altında geliştirilen görüş kısıtlılığından geriye kalan tek bağımız bu telefon görüşmeleri. Hiç unutamayacağı belki de en değerli doğum günü olacak sanırım bu 10 Nisan onun için.

Hak savunucusu ve aktivist diye söz ediliyor ondan basında. Aktivist lafını sevmezdi, devlet nezdinde ise “terörist” oldu. Oysa ablam sadece hizaya girmeye direnen bir güzel ruhtur, “terörist” mi diyorsunuz, olsun! “En güzel terörist benim ablam” diyorum ben de.

Sınırları zorlayan biri oldu o hep. Ancak sınırları kaldırmaktan çok bozduğunu söyleyebilirim, bozdu, başka yerlerden çizdi, başka noktalardan geçirdi. Beklenmedikti, uymayandı. Bu nedenle cezalandırılıyor bence. Onu biçimlemeye kalkan hiçbir parmağın gösterdiği yöne gitmedi çünkü o.

Türlü normallik tanımları ve şiddet biçimleriyle üstüne gelen, kendini dayatan bu sisteme alışmayı hiç başaramadı. Hep Selma oldu, sınıflandırılamadı hiç; “ev kadını” olamadı, “iş kadını” olamadı, tek başına anne olma çerçevesinin içine de sığamadı. Bu başarısızlıklarıyla edindiği bütün deneyimleri ve tabii çokça acıları başka türlü bir yaşamın imkanı saydı.  Ona çizilen çerçeveye sığamadı, çizgiden çıktığında da türlü şiddet biçimlerine maruz kalsa da her seferinde kalktı üstünü başını silkeledi, yeniledi elbiselerini ve yürüdü gitti.

Ona büyük küçük herkes Selma der. Bana teyze derler, bibi derler, xalti derler de ona torunu da dahil herkes Selma der. Olmayacak şeyler o yapınca olur, “Selma” denir kabul edilir. Hep her şeyle ilişkili, herkesle kaynaşık,  her şeye bulaşıktır. Bulaşır ve bulaştırır. Bu bulaşma farklı dostluklar akrabalıklar kurar, başka imkanlar ve ihtimaller yaratır.

Hemen bütün ağaçları bitkileri tanır, hepsinin adı sanı vardır onda. Ama öyle “sağlığa iyi gelir” konuşmaları yapmaz, tersine bundan pek hoşlanmaz. O bitkilere, börtü böceğe hayranlık duyar esasen. Bir tuhaf böcekle de, kekikle, gelincikle, papatyayla da, deniz otuyla da, çınar ağacıyla, tespih ağacıyla da akrabadır.  Kurduğu kocaman ailenin parçasıdır her biri.

Dört çocuklu çekirdek ailesinin en büyüğüydü ve ailede ilkleri yaşatan da ilk tokatları yiyen de o olmuştur. Biz kardeşleri en güzel ilklerimizi onunla yaşamışızdır. Çok farklı tatları ilk onunla tatmış, çoğu kimsenin haberdar bile olmadığı, mesela biz çocukken piyasada pek olmayan tropik meyveleri de ilk onun elinden yemişizdir.  Elimize aldığımız ilk kitaplar onun arayı, bulup bize uzattığı kitaplardır. (Annem bizi eve bırakıp bir yerlere gittiğinde sokağa çıkmak için annemin tembihiyle ondan izin alırdık. Tek şartı kitap bulup getirmemizdi, evdeki bütün kitapları hatmetmiştir çünkü. Mahalleye dağılıp kütüphanesi olan ev arardık. Etrafta kütüphane yoktu tabii ve evlerde kitap bulmak da kolay değildi hani.) 

Ancak 50 yaşında edinebildiği sürücü ehliyetiyle ona özgürlük sağladığını düşündüğü arabasına atlayıp ülkenin gidilmedik yerini bırakmadı denebilir ama artık hapishane hapishane dolaşmaya başlamıştı. Kırıklar, Menemen, Şakran…“Çok yoruluyorum ama öyle güzel uyuyorum ki” diyordu biz karındaşları sağlığından endişe ettikçe. Kendini daha iyi ve güçlü hissettiği, dostluk ve yoldaşlıkla örülerek daha da büyümüş kocaman bir ailesi vardı artık. Birbirlerine dayandılar, birbirlerinin hayatlarını zenginleştirdiler, değiştirip dönüştürdüler.

Selma’yı aşkla başkalarına bağlayan, “öteki” hayatlara bulaştıran, alıp başını götüren tutkusu onu aynı zamanda kırılganlaştırdı. Bağlı olduğu bütün bu ilişki ağlarından gelen türlü yaralanabilirliklere açık bıraktığı gibi devlet şiddetini de üstüne çekti.

Şimdi yoldaşlarının yanında. Aynı koğuşu paylaşıyorlar. Koğuşun büyükannesi Selma. O güzelim kadınlar büyük bir ihtimamla üstüne titriyorlar onun. Çamaşırlarını elinden kapıp yıkıyorlarmış. Tutmayan dizlerine paspas sapından baston yapmışlar. Ağladım, çok uğraşmıştık bir baston için, kabul ettirememiştik cezaevi yönetimine.

Saat 4’te bir kutlama partisi hazırlığı vardı o gün. “Bana çaktırmamaya çalışarak hazırlık yapıyorlar” dedi telefonda gülümseyerek. Kim bilir ne güzel bir şenlik olmuştur, o güzelim kadınların güzel kahkahaları çınlatmıştır ortalığı. Ve eminim gri duvarlarda oluşan çatlaklar nasıl da ince ince ve kılcal kılcal yayılıyordur.

“Likendeki alg ve mantar kendilerini çoğaltabilecek bir form oluşturmak için bir araya gelirler, diğer türlü tutunamadıkları habitatlarda birliktelik oluşturur ve yayılırlar.” Selma, devlet nezdinde bir “terörist.” “En güzel terörist benim ablam” diyorum ben de. “Hepimiz teröristiz” “hepimiz likeniz” diyerek de gülümsüyorum.

Aynı yolun yolcusuyuz ablam. Yürüyoruz rengarenk ve ahenkli. El ele, kol kola, omuz omuza. Ve birbirimize bulaşa bulaşa.

Emeklerken, elimden tutup yürümeyi öğrettiğin, dostluk ve yoldaşlığın ne olduğunu tekrar hatırlattığın için şükranla…


* Sibel Yardımcı, “Hepimiz Likeniz! Feminist Yaşam ve Dünyayla Akrabalık“, e-skop