Açlık grevindeki tutsaklardan mektup

Açlık grevindeki tutuklulardan mektup
Maraş Türkoğlu 1 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan 4 siyasi tutsak, askeri nizamda sayım dayatmasına karşı 7 gündür açlık grevinde. Kamuoyuna gönderdikleri mektupta, yaşadıkları hak ihlalleri sıralayan tutuklular, talepleri karşılana kadar eylemlerini sürdüreceklerini kaydetti.
Osmaniye 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan 30 tutuklunun maruz kaldıkları kötü muamele ve hak ihlallerinin son bulması talebiyle 12 Kasım’da başlattığı süresiz-dönüşümsüz açlık grevi 20’inci gününe girdi. Maraş Türkoğlu 1 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan 4 siyasi tutuklu da, askeri nizamda sayım dayatmasına karşı 25 Kasım’dan bu yana süresiz dönüşümsüz açlık grevinde.
Açlık grevindeki tutuklular, askeri nizamda sayım dayatmasına son verilmesinin yanı sıra koğuş birleşme taleplerinin yerine getirilmesi, cezaevi girişinde çıplak arama dayatmasının son bulunması, koridorda askeri nizamda yürüyüş dayatmasının son bulması, keyfi disiplin cezalarının iptal edilmesi, yaka kimlik kartı taşıma uygulamasından vazgeçilmesi, Yeni Yaşam Gazetesi, kitap, mektup ve kargolarının verilmesini talep ediyor.

Mektup Gönderdiler

Cezaevinin D-5 Koğuşu’nda kalan açlık grevindeki tutuklulardan Erkan Aydın, aynı koğuşta birlikte kaldığı 10 arkadaşı ile yaşadıkları hak ihlallerine dair kaleme aldıkları mektubu İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi’ne gönderdi.
Mektupta, maruz kaldıkları hak ihlallerine ve askeri nizamda sayım dayatmasına karşı her koğuştan bir tutuklunun 25 Kasım itibariyle süresiz-dönüşümsüz açlık grevi başladığı bilgisi yer aldı.
Tutuklular mektupta neden açlık grevine başladıklarını şöyle açıkladı: 
“Sayımlar askeri nizamda ayakta ve sesli alınıyor. 12 ila 24 kişilik koğuşların varlığıyla beraber 3, 5 ile 9 kişiler olarak koğuşlarda tutulmamız. Kitap kotasının 5 ile sınırlandırılmış olması, kurum kütüphanesinin olmamasıyla bu konuda ciddi anlamda sıkıntılar yaşamamız. Depoda bulunan kitaplarımızın da bizden habersiz bir şekilde görüş günlerinde ailelerimize teslim ediliyor olması. Herhangi bir ortak faaliyet alanının olmaması (kurs, atölye vb.). Toplam haftalık faaliyet hakkımızda 10 saat olması gerektirirken 40 dakika spor ile sınırlandırılması.

‘Acil Durumda Bile Revire Çıkamıyoruz’

Koridorlarda, tek sıra halinde askeri yürüyüş dayatması yapılması, koridora çıkan arkadaşlarımıza kol saati takmamaları ve giymiş oldukları üst elbiselerinin önü kapanacak cinsten ise kapatılmasının dayatılması. Koğuş giriş çıkışlarında kimlik taşıma dayatmasının olması, kabul etmediğimiz için çok acil bir durum olmasına rağmen revire çıkamıyoruz. Aileler tarafından adımıza gönderilmiş olan kargolarımız bilgimiz olmadan tekrar geri gönderilmesi. Bazı arkadaşlarımızın günde iki, üç defa gelip gidiş (dönüş) yaptığını aileler aracılığıyla öğrendik. Bir ay gibi kısa bir zaman diliminde bile neredeyse kurumun tüm bloklarını gezebilecek derecede, isteğimiz dışında koğuş değişiklikleri yaşamamız. Kurumun yeni olması, geçtiğimiz her yeni koğuşun inşaat kalıntılarından farksız olmasını beraberinde getiriyor. İklim ve mevsim göz önünde bulundurulursa her koğuşun temizlenip yaşanacak konuma getirilmesi baya bir zaman alıyor. Ayrıca bazı arkadaşlarımızın kronik rahatsızlıklarının olması (göz alerjisi, cilt alerjisi vb.) daha fazla etkilenmelerine yol açıyor. Bu koğuş değişiklikleri de suyumuzu kesilmesi gibi sudan sebeplerle gerçekleştirilerek yapılıyorken, biz dava tutsaklarının ortak birkaç koğuşta birleştirilmesine gelince taleplerimizin zamana yayılıyor ve geciktiriliyor.

‘Süngerli Odalarda Çıplak Bekletiliyoruz’

Kurum müdürü ve savcının ‘Tebligatın var, imzalaman gerekiyor’ gibi nedenlerle çağırdığı ve müdür odasında kendisiyle görüştüğü arkadaşlarımıza ajanlık ve itirafçılık dayatmalarında bulunarak, aramızdan ayrılma yönünde ikna dayatmasına girmesi. Yazdığımız aylık gazetelerden olan ve herhangi bir yargı kararı ile kapatılmamış olan Yeni Yaşam gazetesi bizlere hiçbir gerekçe sunulmadan verilmiyor olması. Kuruma kabullerde tüm dava tutsağı arkadaşlarımıza çıplak arama dayatması yapılıyor olmasını kabul etmeyen tüm arkadaşlarımıza fiziki saldırı, psikolojik baskı, sözlü hakaretlerde bulunulması. Kuruma kabulde sonra geçici koğuşa alınan arkadaşlarımızın ayakta sayım vermeye zorlanması, kabul etmediğimiz için saldırıların olması, koridorlarda yüzükoyun yere yatırılarak saldırılara maruz kalmamız. Süngerli olarak tabir edilen psikolojik ve fiziki şiddetin yoğun yaşatıldığı odalarda çıplak kalacak şekilde kalmamız.

‘Yaşamsal İhtiyaçlar Verilmiyor’

Tüm bu keyfi uygulamaları kabul etmediğimiz için demokratik yollardan protesto hakkımızı kullanıyoruz ancak bu hak görmezden gelinerek, bizlere disiplin cezaları verilerek, İnfaz Hakimliği’nin de yanlı duruşuyla, yangından mal kaçırırcasına hücre cezalarına maruz kalıyoruz. Daha önceki hücre cezası göz önünde bulundurularak İsmail Eke arkadaşımızın infazı yakıldı. Ancak kararın yerinde olmadığı Cumhuriyet Başsavcılığı da doğruladı. Hücre cezasına götürülen arkadaşlarımıza gözaltındaymış gibi bir muamele yapılıyor, keyfi uygulama ve yasaklamalarla karşı karşıya kalıyoruz. Çarşaf, battaniye mevsim şartları dikkate alınmadan, kalem, saat, bağcıklı ayakkabı, kitap, radyo ile temizlik malzemeleri, masa, sandalye gibi asıl yaşamsal ihtiyaçlarda yönetmelik gerekçe gösterilerek verilmiyor. Her saat başı sigara gerekçesiyle, sigara da verilmiyor. Işıklar (aydınlatma) sabaha kadar yakılarak psikolojik baskı yapılıyor, hücrede bulunan arkadaşlarımıza ayakta sayım dayatılıyor.

‘Daha Yaşanabilir Koşullar İçin…’

Tüm bu keyfi ve insanlık onur, haysiyetini hiçe sayan uygulamaların sonlandırılması için haklı taleplerimize cevap anlamamız (özellikle kitap, sayım, koğuşların birleşimi, ortak faaliyet alanının açılması). Uygulamaların uygulandığını görmemiz için 4 Kasım 2019’da kurum ve kurumlara göndermiş olduğumuz başvuru dilekçe ve mektuplarına herhangi bir geri dönüş alamadık. Cezaevi idaresi sorunları ısrarla görmezden gelmesine karşılık 11 Kasım 2019 tarihinde 2 gün yemek almayarak ve 18 Kasım 2019 tarihinde 2 günlük açlık grevine girerek demokratik yollardan protesto hakkımızı kullanarak talebimizi ortaya koyduk.
25 Kasım 2019 tarihinden itibariyle de her koğuştan bir arkadaşımız açlık grevine başladı. Koğuşumuzdan arkadaşımız Erkan Aydın girdi. Ve zamanla gelecek olan süresiz-dönüşümüz açlık grevi ile çözümsüzlüğü dayatan cezaevi idaresine taleplerimizin karşılanması için adım atmaya çağırıyoruz. Taleplerimizin karşılanması ve yasa yönetmeliklerin fiiliyatlarına uyarlanması suretiyle, insan olmamızın getirmiş olduğu haklarımızın uygulandığı, daha yaşanılabilir koşulların yaratılmasına kadar bu kararlılık ve inançla devam edeceğiz. Baskılar, hücreler, infaz yakmalar gibi uygulamalar bizleri geri adım atmaya sevk edemez.”
MA / Hamdullah Kesen