Alkışlar sağlık emekçilerinin sorunlarını örtmesin: Forma yok, maske yok ve işyerinde huzur yok

Ek ödemelerde eşitsizlik, hiyerarşi, iş barışını bozan uygulamalar, koruyucu ekipman yokluğu, iki yıldır verilmeyen formalar, yol ve yemek parası kesintileri, cevap verilemeyenler dosyasına kaldırılan yüzlerce dilekçe, işçiyi hak savunusunda yarı yolda bırakan sendika… Bunlar pandemiyle mücadelede adları minnetle anılan sağlık emekçilerinin gündeme gelmeyen sorunları. Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi çalışanlarıyla alkışlar arasında görünmeyen sorunları anlattı

696 sayılı KHK ile 4D kadrosuna geçirilen ve sağlık işkolunda gösterilmeyen sağlık emekçileri, çalıştıkları kurumlara göre farklı muamelelere maruz kalıyor. Hastanenin askeriye yönetiminde olduğu dönemde sendikal faaliyet yokken eğitim araştırma hastanesi olduktan sonra yavaş yavaş işçiler seslerini çıkarmaya başladı. Ancak taleplerini defalarca dile getiren, yönetimle görüşen, dilekçeler yazan işçiler hala haklarını alabilmiş değil. Şimdi de emekçiler taleplerinin görünür olmasını istiyor. Bu talepler de yeterli miktarda koruyucu ekipman sağlanması, forma verilmesi, iş barışını bozmayan eşitlikçi uygulamaların hayata geçirilmesi, ek ödemelerdeki eşitsizliğe son verilmesi.

(Tüm sorunlarını anlatan işçilerin isimlerini ve görüntülerini kendilerine imzalatılan güvenlik belgesi nedeniyle paylaşamıyoruz.)

Duyduklarına inanma: Test de maske de yok

Sağlık emekçilerinin ilk şikayeti kendilerine test yapılmaması. Bir işçi “Biz hastanede çalışıyoruz doğru düzgün test bile yapılmadı bize” sözleriyle duruma tepki gösterdi. Bir başkası da elindeki bez maskeyi göstererek “Günlük bize 1 tane maske veriyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Bir de kopuk çıkıyor bazen” dedi ve hükümetin yurt dışına maske göndermesini eleştirdi.

Sağlık emekçilerinin kendilerine koronavirüs nedeniyle verilmesi gereken izinlerin verilmediğini söylemesi üzerine İbni Sina Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çalışan bir sağlık emekçisi orada verdikleri ve kazanımla sonuçlanan mücadeleyi şöyle anlattı:

“Biz gece personeli olarak 12 saat çalışıyoruz gün aşırı. Ama koronavirüs izni vermek istemediler. Normalde hemşireler hasta bakıcılar kullanıyordu bunu. Sonra biz müdürle konuştuk. Bir mücadele sürecimiz oldu. Ya biz bu izinleri alacağız ya da eyleme devam edeceğiz. Onlar ‘Bunlar pes eder’ gibi düşündü. Ama biz pes etmedik. Ondan sonra 4 gün koronavirüs izni verdiler. 2 gün de nöbet iznimiz vardı. Toplam 6 gün izin verdiler.

Koronavirüs polikliniğinde çalışan arkadaşları hemşireler kendi dinlenme alanlarına sokmuyorlardı. Bizim arkadaşlar yemek yemek için başka birime de geçemiyorlar. Dışarıda kaldırımda yemek yemeğe başladılar. Oradan biri fotoğraflamış gittik hemen yönetimle konuştuk. Karşı poliklinikte onlara dinlenme alanı ayarlandı. Yani aslında ses getiriyor. Basına çıkmaktan çekiniyorlar. İşçilerin bir araya gelip baskı uygulamasından çekiniyorlar. Aslında istersek yapılabiliyor bazı şeyler. Kazanımlarımız oldu.”

Bu kazanımın anlatılmasının ardından bir sağlık emekçisi “Özel sektörde bile esnek çalışmaya uyuluyorken kaldı ki kamuda çalışıyoruz bizlere niye o sağlanmıyor” dedi ve amirlerinin kendilerine işlerine geldiğinde sağlık emekçisi gibi işlerine gelmediğin de farklı iş kolunda çalışan gibi davrandıklarını söyledi. Emekçiler izin istediğinde koronavirüs nedeniyle izin vermeyen amirlerin, forma istendiğinde, koruyucu ekipman istendiğinde sus pus olduğunu bir sağlık emekçisi şöyle anlattı: “Tavşana kaç tazıya tut meselesi. Sağlık Bakanlığı bir şey açıklıyor ama yönetimin inisiyatifine bırakıyor. Yönetim de işine nasıl gelirse yani.”

Sağlık emekçileri haklarını savunmayan sendikalardan da şikayetçi. Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ilk olarak Türk-İş’e bağlı Belediye-İş, sonrasında da Hak-İş’e bağlı Hizmet-İş örgütlendi. Belediye-İş’le imzalanan toplu iş sözleşmesi gereği işçilerin hakkı olan sendika parasının hala ödenmemesi üzerine sendika yetkilisiyle görüşen işçi durumu şöyle anlattı:

“Sendika da gelip gitmiyor ki. Geçen gün görüştüm sendikayla. Çok fazla baskı yaparsak ters teper diyor. Vermezler diyor parayı. ‘Sen bir kere gelip sordun mu’ diyorum. ‘Sormadığımı nereden biliyorsun’ diyor. Her lafa bir cevapları var ama icraatları yok.”

“Örgütlenme uzmanıysan o sendikaya üye işçiler o şartlarda çalışıyorsa gideceksin”

DİSK’e bağlı Dev Sağlık-İş Örgütlenme Uzmanı Osman Çokaman, işçinin bu sözlerinin üzerine şunları söyledi:

“Biz bütün hastanelerde bununla uğraşıyoruz. Zaten Türk-İş’e Hak-İş’e bağlı sendikalar sarı sendika dediğimiz sendika. İşçiyi üye yapar. Toplu sözleşme imzalayabilirse imzalar. Orada da işveren tarafının dediği daha çok geçerli olur. Ondan sonra aidatını alır, güzel bina tutar kendine, araba alır vs. Bunların sendikacılık anlayışı bu. En çok ihtiyaç duyulan zamanda da evinden çıkmaz. Bunun karşısında daha farklı bir sendikacılık örneği var. Elimizden geldiğince bütün hastanelere gitmeye çalışıyoruz. Mesele şu biraz da: İşçi arkadaşlar sendikayı da beklemeden harekete geçmeli. Müdürün inisiyatifiyle hareket edince mağdur oluyoruz ya sendikacının da inisiyatifini beklemeyeceğiz. Bir süredir İbni Sina’da, Hacettepe’de komite olarak hareket etmeye başladı özellikle işçi ve memur arkadaşlar. Bütün sorunlarını ortak konuşuyorlar. Burada sadece işçilerden de oluşabilir, memurlar da gelebilir. Biz esas olarak bunun kurulması yönünde destek olmaya çalışıyoruz. Çünkü Türk-İş’le yaşadığımız durum buradakine benzer. Gelmiyor yani. ‘Salgın var’ diyor. İyi de sen bu sendikanın örgütlenme uzmanıysan o sendikaya üye işçiler o şartlarda çalışıyorsa gideceksin. O zaman ne anladım ben senin sendikacılığından?”

İşçiye forma bile yok

Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde işçilerin yıllardır çözülmeyen sorunlarından birisi de forma. İşçilerin gün boyu çalışırken de yemek yerken de üzerinde olan ve rahat hareket etmeleri için gerekli olan forma hastanede sadece ameliyathanede çalışan işçilere verildi. Bir işçi her emekçiye verilmesi gereken formaların verilmediğini şu sözlerle anlattı:

“Her şey sorun. Bir tane doğru bir şey yok. Çalışma saati olsun, yemekler olsun. 3 yıla gireceğiz ya bu kadroda. Daha elbisemiz yok. Sağdan soldan topluyor arkadaşlar. Bir elbiseyi alamadık ya 100 kere çıktık yukarı. Başhekime kadar çıktık. Herkes kendi parasıyla alıyor. Ama ben farklı bir forma giydiğim zaman da şurada hemşirelerden geçemiyorum. ‘Sen nasıl giyersin onu!’ diyorlar. Kendi paramla alınca da onlarla aynı kıyafeti giyemezmişim. Sadece ameliyathanede çalışanlara verdiler. O da herkes renkli renkli giyinmişti. Hoca gördü. ‘Bunlar niye renkli renkli giyiniyor’ dedi. Bir hafta içinde halloldu. Olabiliyor yani aslında.”

“Üçüncü sınıf olarak görüyorlar”

Verilmeyen formaları kendi imkanlarıyla temin eden sağlık emekçileri bu durumda bir de amirlerinin aşağılamasına maruz kaldı. Bir kadın işçi uğradığı muameleyi şöyle anlattı:

“Renklerimiz sarı olmasın dedik. Müdür bana ‘Bu ne taksiden çıkma gibisin’ dedi. Dalga geçiyorlar. Ağlanacak halimize gülüyoruz. Resmen üçüncü sınıf olarak görüyorlar. Keçiören Eğitim Araştırma Hastanesi’nde personele forma veriyorlar ama arkasında kocaman reklam panosu gibi temizlik yazıyor. Böyle bir şeyle de karşılaşabiliriz. Dalga geçer gibi iş yapıyorlar.”

İşyerindeki hiyerarşiden ve iş barışını bozan uygulamalardan da şikayetçi olan bir sağlık emekçisi yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Kendi arkadaşlarımızdan geçemiyoruz ya. Adam ikide geliyor bana üstünlük taslıyor. Yorulmuşum o kadar yükü ben taşımışım dinlenmem gerekiyor. Adam diyor ki ‘Şunu yaptın mı bunu yaptın mı bana çöp bırakmayın.’ Gidiyoruz söylüyoruz onu bile aşamadık.”

Belediye-İş’in işçilerin sorunlarına kulaklarını tıkadığını ifade eden işçiler durumu şu sözlerle anlattı:

“Sıkıntılarımızı söylüyoruz. ‘Ramazan’da yemek yemeyen arkadaşlarımız var. Onlardan yemek parası kesiyorlar’ dedik. Hepsini söyledik. ‘Yönetim ne derse o olur. Ona yapacak bir şey yok’ diyor. Şirketi arar olduk. Sesimizi çıkarsak duyuruyorduk.

Sizin yol paranız 3.39 diyor. 4 sene önceki yol parası. Başka hastaneden arkadaşım aylık 100 lira alıyor yol parası. Biz 50 lira alıyoruz ve ondan da kesinti yapıyorlar. ‘Bunu niye böyle yapıyorsunuz’ diyoruz? ‘Senin şartnamende öyle yazıyor’ diyorlar. Şartnameyi aldık okuyoruz. Yılda 2 tane terlik, ayakkabı, kıyafetler bütün haklarımız yazıyor. Ona uyuyorsun öbürüne uymuyorsun. Nasıl olacak? Sendikanın yapması lazım. Sendika diyor ki ‘Benim 300-400 tane üyem var burada’. ‘Hakkını savunmak için geldim’ demeli. Ama bunu yapmıyor.”

Yol parasında kesinti yapılıyor

İşçilerden kesilen yol parasının gerekçesi olarak da Sayıştay Raporu gösterildi. Yemek parası talep eden işçilere yanıt yol parası kesintisi oldu. Bir sağlık emekçisi bu durumu şöyle anlattı: “35 lira fazla vermişler. Yemek parası istediğimiz için diyorlar ki Sayıştay geldi inceledi. Şartnameniz 3.39 diyor biz size 7.46 vermişiz bunu geri keseceğiz diyor. Her ay 35 lira kesiyorlar. 1 sene oldu hala kesiyorlar. Ne zaman bitecek bu?”

Sözleşme maddesi uygulanmıyor

Sağlık emekçileri kadroya geçtiklerinde imzaladıkları sözleşmede yer alan ve asgari ücretten yüzde 10 fazla ücret alacaklarını öngören maddenin de uygulanmadığını söyledi. Sözleşmede asgari ücretin yüzde 10 fazlası olarak belirtilen ücret, yapılan zamla ancak asgari ücreti buldu. Üstelik maaşlarında 2 yıldır da artış yapılmadı.

Türk-İş Sağlık-İş’e üye hasta bakıcıların 8.00-16.00 çalıştığını ve bunu mücadele ile kazandıklarını anlatan bir sağlık emekçisi şöyle konuştu:

Hasta bakıcılar sendika içeri giremezken parkta buluşup yine haklarını aradılar. Onlar mesela 8-4 çalışıyor biz 8-5 çalışıyoruz. Onu da söyledik sendikaya. Biz aynı şartlarda geçtik kadroya. ‘Onlar 8-4 biz 8-5 çalışıyoruz’ dedik. Çalışma barışı bozulmasın biz de öyle çalışalım diyoruz. Sağlık-İş’li onlar. Aslında onlar da sendika değil de. Temsilcileri çok çabalıyor.”

Sağlık emekçileri geçtiğimiz yıl forma talebiyle yönetime 100’ü aşkın dilekçe verdi. Ancak yönetim önce işçileri “Hepsi aynı dilekçe bunların” diyerek tersledi. Dilekçeler verildikten bir ay sonra da işçiler “Biz onları cevap verilemeyen dosyalar arasına kaldırdık” yanıtını aldı.