Anadolu Kültür ve Araştırma Derneği (AKA-DER)’den Koronovirüs açıklaması

İlk olarak Aralık 2019’da Çin’de başlayan ve hızla tüm dünyaya yayılan korona virüsü şu an
neredeyse her ülkenin tek gündemi haline gelmiş durumda.

Artık hepimiz hangi ülkede kaç kişinin öldüğünü, nerelerde sokağa çıkma yasağı ilan
edildiğini, bu virüsün hangi yaş grubunu nasıl etkilediğini ve tedbir için neler yapılması gerektiğini sosyal medyadan veya sağlıklı ya da sağlıksız birçok kaynaktan duyar, öğrenir olduk.

Nasıl ortaya çıktı, kim yarattı? Virüs yarasa ya da yılan çorbasından mı yoksa, laboratuvarlarda mı üretildi? Dünyadaki emperyalist güçlerin, mesela ABD ile Çin arasındaki ekonomik savaşın sonuçlarından biri mi? Çin’in üretimini, ticaretini, sermaye ihracını durdurmak için ABD gemileri yaktı da tüm dünyaya virüsü yaymayı göze mi aldı? Virüsün aşısı var mı, fahiş fiyatlarla satışa çıkacak mı gibi sorular bugün hala tartışma konusu.

Bununla birlikte Türkiye’deki ilk korona virüs vakası ise IMF Başkanı Kristalina Georgieva
IMF’nin korona virüs karşısında 50 milyar dolarlık bir acil durum fonu oluşturduğunu söylemesinin ardından resmi olarak ilan edildi. Ve sonrasında vaka sayıları artmaya başladı.
Bu tarihten sonra okullar tatil edildi, kamu alanları ve toplu taşıma araçları dezenfekte edildi.

Sözde tedbirler, önlemler alındı.

Memlekette kolonya ve dezenfektan satışları tepe noktasına çıktı. Sokağa çıkma yasağı ilan
edilebilir ihtimaline karşı marketlerde kuru gıda reyonları boşaldı.
Yatıp kalkıp sadece korona virüs konuşur olduk. Ülkenin batağa saplanmış ekonomik krizi ya da göçmenlere yapılan haksızlıklar, Ortadoğu’daki savaş politikaları, kadın cinayetleri, sömürü, yaşadığımız diğer sorunlar, baskılar vb. gündemimiz olmaktan bir anda çıkıverdi.
İçimizde yarın ölecekmiş gibi panik olanlar da var, tamamen umursamayanlar da.

Gerçek şu ki; ilk ortaya çıktığı günden bu zamana, yaşanılanlara ve ölüm vakalarına
bakıldığında, bu virüs tüm dünya için oldukça tehlikelidir. Tıpkı bugün yaşadığımız tüm sağlık sorunlarının yaratıcısı olan kapitalist emperyalist sistemin kendisi gibi.

Bu sistem bugün sahip olduğu tüm teknolojik imkanlara, bilimsel gelişmelere rağmen böyle bir virüsle eğer gerçekten mücadele edemiyor ise kendisini göstermek istediği kadar güçlü değil demektir. Ya da çaresini bulabildiği bir virüsün dünyaya yayılmasına izin veriyor ise bu nasıl bir vahşiliktir?

Ama kapitalizm dediğimiz canavar zaten bu değil midir? Sistemin yarattığı savaşlarda her gün binlerce çocuk, binlerce can katledilmiyor mu? Göç yollarında sayısız insan öldürülmüyor mu?

Farklı düşündüğü, farklı giyindiği, farklı konuştuğu için insanlar birbirlerine düşman edilmiyor mu?

Daha fazla rant uğruna yaşam alanları, binlerce canlı yok edilmiyor mu?

Korona virüs bu sistemin minyatürü gibidir. Birbirimize dokunmamızı, yardımlaşmamızı, el ele vermemizi, bir araya gelmemizi engellemeye çalışıyor. Bizi sadece kendimizi düşünmeye, tüketmeye, bencilleşmeye zorluyor.

Fakat gerek bu sistemden, gerekse bu virüsten kurtulmanın yolu dayanışmayı büyütmek ve
örgütlü hareket etmektir.

Ellerimizdeki tüm güçleri birleştirerek doğru müdahalelerde bulunmaktır. Bu virüsü biz
yaratmadık fakat onu yok edebilecek güç biziz. Bizim dayanışmamızdır. Dolayısıyla sadece
kendimizi koruyarak virüsün bize ve sevdiklerimize yayılmasını engelleyemeyiz. Birbirimizi de düşünmek zorundayız.

Ayrıca yapmamız gereken bir diğer şey, hakkımız olanları talep etmektir. Özellikle, tüm
toplumun sağlığının tehlikede olduğu böylesi bir dönemde ödediğimiz vergilerin karşılığını almayı talep etmeliyiz. Devlet toplumun tüm ihtiyaçlarını ücretsiz karşılamalıdır.

*Virüs okulların tatil edilmesini gerektirecek kadar yaygınlaşmışsa sadece okullar değil kamu ve özel tüm iş yerleri Türk Tabipler Birliğinin de içinde olduğu bir kurul tarafından belirlenen bir tarihe kadar çalışmaya ara vermelidir.

Yüzlerce hatta binlerce işçinin çalıştığı fabrikalarda hiçbir koruyucu önlem alınmadan işçiler çalışmaya zorlanmaktalar. İşçiler bu koşullarda iş bırakmalı sendikaları ve devleti sağlık haklarını korumak üzere göreve çağırmalıdır.

*Her semtte her mahallede tarama ve test yapılabilecek alanlar kurulmalı gerekli tıbbi teçhizat devlet tarafından temin edilmelidir.

*Temel tüketim gıdaları ve her türlü ilaç ve dezenfekte ürünler halka ücretsiz dağıtılmalıdır.

*Elektrik ve su tüketimi, doğalgaz ücretsiz olmalıdır.

*Tüm sokaklar ve yaşam alanları devlet tarafından dezenfekte edilmelidir.

*Semtlerde ve mahallelerde iletişim ağları kurulmalı gıda, dezenfektan gibi konularda herkes birbirine, aynı mahallede yaşadığı diğer insanlara karşı sorumluluk duygusuyla hareket etmelidir.

*Konunun uzmanı kurum ve kişiler tarafından hazırlanan virüse karşı müdahale tedbirleri içeren broşür ve videolar hazırlanmalıdır. Sosyal medyadaki bilgi kirliliği ancak bu şekilde yok edilebilir.

Bu yaşananlar bir kez daha gösteriyor ki tüm dünya korona virüsten önce de, sonra da
karantina altındadır. Bizleri hastalıklı bireyler, yaşayan ölüler olarak yaşamaya zorlayan, tükettikçe mutlu olan insanlar yaratan, savaşların, sömürünün, depresyon ve her türlü hastalığın kaynağı bu sisteme karşı başka bir dünya için mücadele etmek zor fakat mümkündür. Bunu daha net görmek için kafamızı, bizlere çizilen çemberin dışına çıkarmamız gerekir. Mesela Küba’ya bakmamız yeterlidir. Korona virüs tedavisinde kullanılacak 22 ilacın üretimine garanti veren, doktorlarını İtalya’dan Çin’e, dünyanın dört bir tarafına yardım için gönderen, içinde virüs taşıyan hastaların olduğu İngiliz gemisini hiçbir ülke kabul etmezken, insani kaygılar gerekçesiyle gemiye kapılarını açan sosyalist Küba’ya bakmamız yeterlidir.

Hasta olan sistemdir, hastalığın bu denli sonuçları olması sistemin sorunudur. Çözüm
dayanışmada, örgütlü mücadelededir.

Aka-Der
(Anadolu Kültür ve Araştırma Derneği)