Aydın,yazar ve siyasetçilerden “Fikret Başkaya yalnız değildir” açıklaması, davasına çağrı

Kendisi için yapılan dayanışma toplantısında konuşan yazar Fikret Başkaya, “Onlar bizim cezalandırmaya devam edecek biz de doğru bildiğimizi söyleme devam edeceğiz. Maruzatım bundan ibarettir” dedi.

Eleştirel düşüncenin önde gelen isimlerden yazar Fikret Başkaya’nın “Asıl terör. devlet terörüdür” başlıklı yazısı nedeniyle hakkında açılan davanın 22 Kasım’daki karar duruşması öncesi Mülkiyeliler Birliği’nde basın toplantısı düzenledi.
Toplantıya, yazar Başkaya ile birlikte yazar Baskın Oran ve İsmail Beşikçi, avukat Levent Kanat, HDP Milletvekili Kemal Peköz ve siyasetçi Şükriye Ercan katıldı.
Açıklamada konuşan Baskın Oran, “Kitaplarını okuyarak, Özgür Üniversite’deki derslerini izleyerek yetişmiş öğrenci kuşaklarının ‘Fikret Hoca’sı, gerçekten doğru bildiğini eğip bükmeden, ‘başımı bir şey gelirse’ kaygısına teslim olmadan söyleyebilmesi/ yazabilmesiyle, devlet içi ya da dışı hiçbir kuruma biat etmeksizin özgürce kullandığı kalemiyle, aklının sınırsız eleştirelliğiyle, bu ülkede ‘entelektüel’ sıfatını en çok hak edenlerden biridir” dedi.
Başkaya hakkında “terör örgütü propagandası yapmak” gerekçesiyle dava açıldığını hatırlatan Oran, “Öyle gözüküyor ki ‘Türk adaleti’ bugünlerde Fikret Hoca’ya bir kez daha bedel ödetmeye kararlı” diye belirtti.
Başkaya’nın kendisini ve yazdıklarını en kararlı şekilde savunacaklarını dile getiren Oran, “Biz bu ülkede yarının düşünce ve ifade özgürlüğü ve her türlü eleştiri girişimi karşısında bir iktidar sopasına dönüştürülmesine ilişkin kaygılarımızı yüksel sesle dillendirmek istiyoruz” diye konuştu.
Oran, şöyle devam etti: “Gerçek anlamıyla ‘bağımsız’, yani iktidarların sopası olarak davranmama tutumundaki yargı, eleştirilerini dile getirenleri, yani Anayasa güvencesi altındaki düşünce ve ifade özgürlüklerini kullananları değil, aksine, bu özgürlüğü kısaltmaya kalkışanları kovuşturmalıdır!”
BEŞİKÇİ: ÇAĞDAŞLIĞIN İFADESİ, İFADE ÖZGÜRLÜĞÜDÜR
Ardından söz alan yazar Beşikçi, çağdaş ve demokratik toplumların en önemli kriterinin “ifade ve düşünce özgürlüğü” olduğunu hatırlattı. Beşikçi, “Düşün hayatının, sanatın, bilimin, basının en önemli özelliği ifade özgürlüğüdür. Çok yüksek apartmanlar, barajlarınız olabilir ama bunlar çağdaşlığın ifadesi değildir. Çağdaşlığın ifadesi, ifade özgürlüğüdür” dedi.
Başkaya, ihraç edilen akademisyenlerin “Üniversite biat etmez” söylemlerini anımsatarak, “Bu çok yanlıştır. Fikret hoca kendisi ‘ben biat etmedim’ diyebilir. Ama kurum olarak üniversite 1923’üen bu yana biat etmiştir. Devlet bürokrasinde nüfus müdürü, tabu müdürü ne kadar biat ettiyse üniversite de üniversite de aynısını yapmıştır. Üniversite diyor ki Kürt diye bir sorun yoktur. 1915’de Ermenilerin başına gel gelmiştir, ilgilenmeyin” ifadelerini kullandı.
 ‘FİKRET HOCA VİCDANIDIR’
Daha sonra söz alan HDP Milletvekili Peköz de “Son dönelerde çokça yaşadığımız olaylardan biriyle karşı karşıyayız. Hani bir söz vardır ya, ‘Sartre Fransa’nın vicdanıdır.’ Fikret hoca da Türkiye’nin önemli vicdanlarından biridir. Kendi ülkesinin aydınına, yazarına düşman olanların iktidarını sürdürmesi mümkün değildir” diye konuştu.
Baskılara karşı dayanışma içinde olmak gerektiğini vurgulayan Peköz, şöyle dedi: “Sizler de buna katkı sunduğumuz için teşekkür ediyorum. Dayanışma, direniş ve özgürlük önümüzdeki dönemde en çok ihtiyaç duyduğumuz ve yapmamız gerekenler şeylerdir.”
‘ANTİ-HUKUK DÖNEMİ’
Başbakanın avukatı Levent Kanat ise, “Düşünce ve iade özgürlüğünün yargılandığı davalara girmekten bıktık ama hakimler ve savcılar bıkmadı, böyle bir gelenek bırakmak istiyorlar” vurgusunu yaptı.
Kanat, şunları söyledi: “12 Eylül sonrasında siyasal yargı diyorlardı. 90 yıllarda Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) dönemi başladı. Sorunlar vardı. Sıkıyönetim mahkemeleri bunlardan daha iyi diyorduk. DGM verdiği kararları ‘düşman ceza hukuku’ diye tanımlandı. Bugün farklı bir sürece girmeye başladık. Siyasallaşmış yargı ve düşman hukuku sonrası anti-hukuk tanımı yapılıyor. Çok pervasızlar. Sıkıyönetim mahkemeleri tipik olarak ‘ikrar tek başına delil olmaz’ kararları verdi. Ama bugün anti-hukuk dönemindeki mahkemeler ne usul ne esas hiçbir şey dinlemiyorlar.”
BAŞKAYA: SÖYLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ
Daha sonra söz alan Başkaya, “Bu kürsüde oturan solumdaki iki kişinin İsmail hoca, Baskın hoca ve benim yaşadıklarımızın bir özetini yapsanız, bir de avukat Kanat’ın 25 yıllık tanıklıklarını ekleseniz, rejimin niteliği hakkında bir bilgi edinirsiniz. 5 cilt kitap okumaktan kurtulursunuz. Osmanlı’da devlet kutsaldı, Cumhuriyet’te daha da kutsaldır. Ve bu kutsal devleti savunan bağnaz bir rejimi ideoloji var. İsmail hoca 40 yıldır bununla uğraşıyor. Biz de aşağı yukarı öyle. Bu ülkede resmi ideoloji ve resim tarihi sorun etmeden bu ülkenin rejimiyle ilgili bir bilgi etmeniz mümkün değildir” ifadelerini kullandı.
1990’lı yılların ortasında Antep’te 15 günlük bir gazeteye verdiği röportajı hatırlatan Başkaya, şunları anımsattı: “Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Boncuk bana telefon etti, gelsem mülakat yapabilir miyiz, diye sordu. Şu gün, şu tarihte gel dedim. STÖ’leri sordu. Dedim ki, birisi aşağından ikincisi yukarıdan iki türlü STÖ vardır. Yukarıdan olanlar oligarşiyi meşrulaştırır. Aşağıdan olanların özgürlük, demokrasi gibi kaygıları vardır. Neyse bu döndü ve bunun manşete çıkarmış: ‘STÖ’ler apolitizasyon aracıdır.’ ‘Apolitizasyon’ içinde ‘Apo’ var diye Adana DGM dava açtı. Bakın lanet olası dava 3 yıl sürdü. Anlatamıyorsun. Soylu Türk hakimi de Soylu Türk savcısı da bunu anlamıyordu.”
Özgür Gündem’de haftalık yazıları dolayısıyla hafta 3 gün DGM’lerde olduğunu vurgulayan Başkaya, şunları dile getirdi: “O kadar çok gidiyordum ki mübaşir, polis falan yüzgöz olduk. Araya zaman girerse hocam hasta mı oldun diyorlardı. Bu rejimin esneme yeteneği yok. Kutsal devlet anlayışı geçerliği olduğu sürece de geçerli olacak. Onlar bizim cezalandırmaya devam edecek, biz de doğru bildiğimizi söyleme devam edeceğiz. Maruzatım bundan ibarettir.”