Barış Akademisyeni Doç. Dr. Tuna Altınel hakkında tahliye kararı

Barış bildirisi imzacısı Doç. Dr. Tuna Altınel Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı. Altıner, “Kaçmak gibi bir niyetim olsaydı, Türkiye’ye gelmezdim. Sözün özü, özgürlük talep ediyorum” dedi. Mahkeme Altıner’in tahliyesine karar verirken davayı 19 Ekim’e erteledi.

Bölge illerindeki çatışmalı sokağa çıkma yasakları döneminde “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza atan akademisyenlerden Lyon-1 Üniversitesi’nden Doç. Dr. Tuna Altınel, Fransa’da gerçekleşmiş bir konferansa katılımı gerekçe gösterilerek ‘örgüt propagandası yapmak’ iddiasıyla 11 Mayıs’ta tutuklanmıştı.

Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada Altınel, “Kaçmak gibi bir niyetim olsaydı, Türkiye’ye gelmezdim. Sözün özü, özgürlük talep ediyorum” dedi. Mahkeme Altıner’in tahliyesine karar verirken davayı 19 Ekim’e erteledi.

Duruşmadaki gelişmeler: 

Altınel duruşma sırasında şunları söyledi:

Bugün Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli yerlerinden demokrasi dostları burada. Bakışlarını sırtımda hissediyorum, bu yüzden sırtım pek. AKLRA, ya da Lyon ve Rhône-Alpes Kürt Dostluk Derneği’nin 21 Şubat 2019 tarihinde düzenlediği etkinliğe katıldığım için karşınızda bulunmaktayım. Terör örgütü üyeliğiyle suçlanmaktayım. Bu sonuca varmak için iddianame adlı metnin yazarı iki somut olguya dayanmaktadır: Bunlardan biri adı geçen derneğe üyeliğim, ikincisi de sözü geçen etkinlik. Bu iki olguya ayrı ayrı değinmek isterim. Hakkımdaki bu davaya kaynak olan istihbarat yazısında üyesi olduğum AKLRA’nın ‘PKK/KCK terör örgütünün bir uzantısı’ olduğu iddia edilmektedir. Suç türümün örgüt üyeliği olduğunun ispatlanmaya çalışıldığı son paragrafta ise derneğin ‘PKK/KCK silahlı terör örgütü ile birlikte faaliyet yürüttüğü değerlendirilmektedir.

AKLRA’nın Fransa yasalarına göre kurulmuş, yasal bir dernek olduğunu söyleyen Altınel “2013 yılında, şu anda da başkanı olan Fransa vatandaşı Thierry Lamberthod ve arkadaşları tarafından kurulmuştur. Yönetim kurulunun bütün üyeleri Fransızdır. Belirli bir siyasi çizgisi olmayan derneğin amacı Kürt kültürünü tanıtmak, Kürt halkının haklarının tanınmasını sağlayacak platformlar oluşturmak, barış amaçlı ekonomik, sosyal, kültürel projelere katkıda bulunmaktır. Uzun lafın kısası, böyle bir derneğin bir terör örgütünün uzantısı olması mümkün değildir. Herhangi bir terör örgütü ile olası bir bağının Fransa devleti tarafından görülmemesi veya görüldüğü takdirde buna müdahale edilmemesi de mümkün değildir” dedi.

Etkinlik hakkında da konuşan Altınel, “Etkinlik üyesi olduğum dernek tarafından düzenlenmiştir. Ben de derneğin bir üyesi olarak gerçekleşmesine katkıda bulundum. Amaç tanıklıklara dayalı bir tartışma ve bellek çalışması yapmak, farkındalık, duyarlık oluşturmaktı. Hiçbir şekilde yasal ya da yasadışı herhangi bir örgütün propagandasını yapmak söz konusu değildi. Etkinliğin kapsamında bana Türkçe ve Fransızca dilleri arasındaki iletişim düştü. Bu iki dile aynı anda en çok hakim olan tek üye ben olduğum için simültane çevirinin Fransızca-Türkçe bölümünü üstlendim. Ya da, iki günde çiziktirilen iddianameye bakılacak olursa en görünür biçimde rol oynadım. Yeniden vurgulamak isterim, Faysal Sarıyıldız’la birlikte sunmak diye bir şey söz konusu değildir” ifadelerini kullandı.

“Hiçbir açıklama yapılmadan pasaportuma el kondu”

Hedef seçildiğini ve yargısız infaza uğradığını belirten Altınel, şunları kaydetti:

Dışişleri Bakanlığı, Lyon Konsolosluğu hassas konulara dokunan bir etkinliğin düzenlenmesine katılan bir T.C. vatandaşı olduğum için hakkımda casusluk yaptı. Sık sık geldiğim Türkiye’ye 12 Nisan 2019’daki son girişimde hiçbir açıklama yapılmadan pasaportuma el kondu. Sınırda beklerken beni sorgulayan sivil polisin ‘Ooo hocam, sizin hakkınızda çok şeyler var’ türünden saygısızlıklarından öteye bilgi verilmedi. Balıkesir Valiliği pasaport tahdit şubesinde ‘boşuna gelmişsiniz’ diyerek bilgi vermeden beni başından savan memur bunun ardından ucuz bir numarayla beni valiliğe çağırdığında deyim yerindeyse koşa koşa gittim.

11 Mayıs’ta ‘terör örgütü propagandası’ yaptığı iddiasıyla tutuklanmasının hemen ardından Balıkesir Valiliği’nin bir basın açıklaması ilan ettiğini söyleyen Altınel şunları söyledi:

Balıkesir Valiliği her türlü masumiyet karinesini hiçe sayarak yayımladığı bir basın açıklamasıyla beni ‘terör örgütü propagandası yapan akademisyen’ olarak ilan etti. Haberin altbaşlığını aynen aktarıyorum: ‘Fransa’nın Lyon şehrinde eski HDP milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın konuşmalarını anında Fransızca’ya çeviren PKK’li akademisyen mahkemece tutuklandı’. Haberin metni valilik açıklamasının aceleyle hazırlanmış bir kopyasıydı. Öyle ki Faysal Sarıyıldız’ın isminin yanındaki, parantez içindeki ‘aranıyor’ ibaresi, “Faysal Sarıyıldız’ın ‘Aranıyor’ konulu konuşması” diye aktarılmıştı. Sayın hakimler, ben herhangi bir terör örgütünün üyesi değilim. Tek yaptığım, ve 3 aya yakın bir süredir tutuklu olmamın nedeni yasal bir derneğin yasal bir etkinliğinin düzenlenmesine katkıda bulunmuş olmaktır. O günlerde yaşananlar 2015 yılının ortalarından itibaren ulusal ve uluslararası hak örgütlerinin raporlarına, AİHM’ninkiler başta olmak üzere yargı kararlarına konu olmuştur.

“Türkiye’yi aşağılamak isteseydim kesinlikle Türkiye’ye gelmezdim”

Anayasa Mahkemesi’nin Barış İçin Akademisyenler kararına da değinen Altınel, şunları kaydetti:

Son olarak AYM Genel Kurulu tarafından, imzacısı olduğum ve yine aynı dönemdeki hak ihlallerini tartışan Bu Suça Ortak Olmayacağız başlıklı metni imzalayan akademisyenlerin cezalandırılmalarının hukuka aykırı olduğuna karar verilmiştir. Görünen o ki, siyasi iktidar bu konunun konuşulmasından, sorgulanmasından ve böylece aydınlığa çıkarılmasından rahatsızdır. Halbuki gerçekler karşıt fikirlerin yasaksız biçimde ifade edilmesiyle ortaya çıkar. Açık, hoşgörülü, demokratik bir toplum haline gelmek istiyorsak en rahatsız edici gerçekleri bile aydınlığa çıkarmak için çaba sarfetmekten, bu gerçeklerle yüzleşmekten başka yol yok. O halde, bu yolu yürümeye çalışanlardan neden korkuluyor? Neden onlara isnat edilecek suçlar üretilmeye çabalanıyor? Aksine, önleri açılmalı, desteklenmelidirler. Çünkü, gerçeklerle yüzleşmek demokrasileri güçlendirir, zenginleştirir, yüceltir. Benim gerçekleri araştırma çabalarımsa, desteklenmekten geçtim, bana karşı alçakça bir kumpasın hazırlanmasını tetiklemiştir. Tutuklanmam için gösterilen nedenlerden bir tanesi kaçma şüphesiydi. Bu konuda emniyet ifademin iddianameye itinayla alınmayan bir cümlesini hatırlatmak isterim: ‘Türkiye’yi aşağılamak isteseydim kesinlikle Türkiye’ye gelmezdim.’ Kaçma şüphesi iddiasına karşı aynı cümleyi biraz değiştirerek yinelemek istiyorum: ‘Kaçmak gibi bir niyetim olsaydı, Türkiye’ye gelmezdim.’ Sözün özü, özgürlük talep ediyorum.

Eyüboğlu’ndan derhal beraat talebi

İlk olarak söz alan Avukat Meriç Eyüboğlu, savunmanın esasına girmeyeceklerini belirterek, derhal beraat talebinde bulundu. İddianamedeki suçlamayı hatırlatan Eyüboğlu, şunları kaydetti:

Müvekkilim de belirtti, iddianamedeki suçlama bir etkinlikte çeviri yapmak ve etkinliğe katkıda bulunmak. Bunun nasıl bir suç olarak görülebileceği tartışma konusu. 80 gün içinde yeniden yazışma yürütülmüş ve sosyal medya hesapları incelenmiş. Herhangi bir delile ulaşılamamış. Dolayısıyla suçlama ve delil olarak görülen tek şey müvekkilin katıldığı bir etkinliğe dayanıyor ve başka delil toplanması için vakit gerekmediği ortada. Belli ki müvekkilim kendi ayağıyla kalkıp Balıkesir’e gelmese 81 gün de özgürlüğünden uzak kalmayacak. Çünkü hakkında bir arama kararı vesaire yok. Bu yöndeki itirazlarımızı Balıkesir Valiliği’ne de yapmıştık önceden. Barış İçin Akademisyenler davasında yargılanan, pasaportuna tahdit konulmuş biri olarak kapı kapı bu haksızlığa karşı çözüm arayan birinin 81 gün özgürlüğünden mahrum bırakılması cidden anlaşılır şey değil. Yapılan etkinliğin içeriğinde ifade özgürlüğüne aykırı herhangi bir ifadenin yer aldığına dair hiçbir delil yoktur iddianamede. Dolayısıyla bu etkinliği ifade özgürlüğü kapsamında görmek zorundayız.

Eyüboğlu, tutuklama kararı gerekçesinde tutuklama nedeninin açıklanmamasının da AYM kararlarına aykırı olduğunun altını çizdi.

Avukat İnan Yılmaz, “Siz bir karar verdiğinizde bütün dünya mahkemeleri adına bir karar vermiş olacaksınız. Bu değerli matematikçi bir toplantıya katıldığı için terör örgütü üyesi olarak değerlendirilebilir mi?” diye sorarak savunmasına başladı.

“TCK’daki örgüt üyeliği maddesi 80 yıldır aynıdır, aynı şekilde tanımlanır, iddianamede bunun değiştiğini gördüğüm için altını çiziyorum bazı şeylerin” diyen Yılmaz, beraat talebini şu şekilde dile getirdi:

Devlet diye bir kavram üretiliyor. Sonuna kadar eleştirilir. İfade ve düşünce özgürlüğünün demokrasinin temeli olması bu yüzdendir. Dosyada örgüt ilişkisine dair hiçbir şey yok. Ceza yargılaması delile dayanır. Derhal beraatini talep ediyoruz.

Yılmaz’ın ardından söz alan Avukat Ayşe Barcın da Altıner için derhal beraat talebinde bulundu.

Savcı’dan adli kontrolle tahliye talebi

Savcı, birleştirme uyuşmazlığından ötürü dosyanın Yargıtay 5. Daire’ye gönderilmesi, Altıner’in tutuklu olduğu süre göz önünde bulundurularak adli kontrolle tahliye edilmesi yönünde mütalaa verdi.

Tahliye kararı

Mahkeme, Doç. Dr. Tuna Altınel’in tahliyesine ve Altınel’in duruşmalardan vareste tutulmasına karar verildi. Hakimler geçici yetkili olduğundan esasa ilişkin değerlendirme yapılmadı, dava 19 Ekim’e ertelendi.