Benim katliamım haklı, seninki haksız… -İhsan Hacıbektaşoğlu

21 Mayıs 1864 Çerkes soykırımı olarak genel kabul görür…

Rusya’nın Kafkasları egemenliği altına alma hevesi 300 yıl süren savaşlara neden oldu…

Savaş 1864 yılında Rusya’nın yengisi ile sona erdi. Bundan sonra ise Çerkes halkları için trajik bir süreç başladı…

Milyonlarca Çerkes vatanlarından kopartılarak ölüm yolculuğuna çıkartıldı. Kan donduran hikayelere tanıklık edildi…

O günlere tanıklık eden yaşlı bir Çerkes’in anlattıkları yürekleri yakacak cinstendi. “Deniz kenarında yedi yıl boyunca atılmış insan kemikleri vardı. Kargalar erkek sakallarından ve kadın saçlarından yuvalarını kurarlardı. Deniz yedi yıl boyunca karpuz gibi insan kafataslarını atıyordu. Benim orada gördüklerimi düşmanımın bile görmesini istemem.”

Yaklaşık birbuçuk milyon insan sürgün edildi. Bunların çoğunluğu yollarda açlık ve hastalıktan öldü. Yüzbinlercesini Karadeniz’in soğuk suları yuttu…

Dünya bu soykırımını alçakça bir sessizlikle karşıladı. Adeta vicdanlar mühürlenmişti…

Karl Mark Çerkes soykırımı ile ilgili dünyanın sessizliğini şöyle kaleme aldı. “Rusya’nın Kuzey Kafkasya halkına karşı uyguladığı zecri tedbirler ve Avrupa’nın ahmaklık derecesindeki ilgisizliği ve görmezlikten gelişi, Rusya’nın işini kolaylaştırıyordu. Polonya inkılâbının boğulması ve Kuzey Kafkasya’nın işgali 1815’ten bu yana Avrupa için önem arz eden en büyük iki olaydır.”

Çerkes halklarının acıları ulaştıkları coğrafyalarda dahi sona ermedi. Örneğin Osmanlı egemenliği altındaki yerlerde Çerkesler birbirlerinden kopartılarak iskân edildi. Çünkü onlarla ilgili Rusya’nın kabul ettirdiği kanı, “tehlikeli halk” olmalarıydı. Birarada olmaları doğru değildi…

Çerkesler, soykırımdan bugüne yaşadıkları 156 yıl boyunca acılarını hiç unutmadı ve unutturmadılar. Dillerini ve kültürlerini korumaya çalışarak varlıklarını sürdürdüler. Bu çabalarıyla Rus çarlığının vahşi yüzünü dünyanın gözüne sokmayı başardılar. Gelinen noktada ise örgütlü bir refleksle ellerinden koparılarak alınan haklarını geri kazanmak için mücadele yürütüyorlar…

21 Mayıs’ın Türkiye basınında da yer almayı başardığını görüyoruz. Sağdan yada soldan medya kuruluşları 21 Mayıs’ı Çerkes soykırımı olarak gündemine taşımaktan geri durmadı. Elbette bu olumlu bir tavırdır…

Çelişki ise şuradadır. Kendi ülke egemenlerimizin diğer etnik kesimlere yaptığı katliamları görmezden geliyoruz. Gözümüzü, kulağımızı, ruhumuzu ve aklımızı bir anda kapatıyoruz. Ne ki katliamı başka ülke egemeni yapınca bir anda duyarlı olabiliyoruz. Bizim katliamımız iyi diğerlerinki kötü oluyor…

Bilmemiz gereken ise şudur; tarihiyle cesurca yüzleşemeyenler bağlandıkları egemen ideolojinin tüm suçlarını sessizce geçiştirmek durumunda kalırlar. Böyle olunca da bu suçların açık ortağı olurlar…

Egemen burjuva sınıfın, ulus devletleri eliyle kendine pazar yaratmak adına halkları kırdırmasının emekçiler açısından savunulacak tarafı yoktur…

İşçi ve emekçilerin dil, din, ırk farkı gözetmeksizin birlikte ortak bir yaşam kurabilmeleri burjuvazinin suçlarla dolu tarihini mahkum etmeleriyle mümkün olacaktır…