Bir iddianame otopsisi: Kaftancıoğlu niye korkuttu? – Ali Duran Topuz

Canan Kaftancıoğlu mahkumiyeti, iktidarın en büyük korkusunun tezahürü: Yan yana gelemeyecek olanlar ya yan yana gelirse? İstanbul seçiminde olduğu gibi: Kürt seçmen, kategorik olarak uzak duruyor göründüğü CHP’ye oy verince iktidar hezimete uğradı. İktidar da intikam soğuk yenir diyor ama ağzına attığı sıcak patates olabilir.

Canan Kaftancıoğlu’nun tam beş suçu var:

 Cumhurbaşkanına hakaret.
 Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret.
 Türkiye Cumhuriyeti devletini alenen aşağılama.
 Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek.
 Terör örgütü propagandası yapmak.

İddianamede suç tarihi 2012-2017 diye yazılı.

Beş yıl kesintisiz suç

Bir suç makinası. Beş yıl boyunca beş suçu işleyip durmuş. Öyle tehlikeli biri. Üstelik, iki suç “alenen” işlenmiş. Alenen, yani herkes biliyorken, herkes görüyorken, herkes duyuyorken. (Gerçi, diğer üç suç da “aleniyet” içermek zorunda. Kimse duymamışsa bir hakaret, hakaret mi olur? Kimse duymamış, görmemiş, bilmemişse, propaganda mı olur?)

Peki, 2012’de işlediği suç için 2012’de, 13’te, 14’te filan harekete geçen olmuş mu? Yok. Ama devlet bu, çok işi var, savcısının, yargıcının, polisinin çok işi var. Yoksa su uyur devlet uyumaz. Her şeyin bir zamanı var.

Bugün seçim, yarın soruşturma

Gelelim zamana. Zaman, iddianamede görünüyor; yok, yazılan yerde değil, yazılmayan yerde:

Kaftancıoğlu 13 Ocak 2018 günü CHP İstanbul İl Başkanı seçildi. Bir gün sonra, kimliği gizli bir kişi BİMER üzerinde suç duyurusu yaptı. Savcılık, 15 Ocak 2018 tarihinde yani seçildikten iki gün sonra, hakkında bir soruşturma kaydı açtı. İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dün (6 Eylül 2019) kararı açıkladığı dosya. İddianamede sekiz kişi müşteki başlığı altında sıralanıyordu. İlk sırada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan vardı. (Yanlış anlaşılmasın, Cumhurbaşkanı şikayetçi olduğu için açılmamıştı dosya, dosya açıldığı gün cumhurbaşkanının avukatının bir şikayeti dosyaya konulmuştu.)

Sonra başkaları geldi. Ocak 2018, Canan Kaftancıoğlu’nun yargılanmasını isteyenlerin adliyeye akın ettiği ay olmuştu, özetle.

Tabii, 13 Ocak günü sabah kongre salonuna gelip, “Ben adayım” diye seçilmedi Kaftancıoğlu. Adı, CHP’nin il ilçe kongrelerinin yapıldığı 2017’nin son ayında artık İstanbul adayları arasında konuşuluyordu. Ocak 2017 ortası itibarıyla aday olacak üç dört isimden biriydi.

Dosya tamam, sıra yine seçimlerde

İstanbul emniyeti, 15 Ocak 2017’de, demek ki adaylığın kesinleşti kesinleşecek hale geldiği zamanda bir “araştırma raporu” hazırlamıştı. Su uyanınca emniyet de uyanmıştı.

Haziran 2018 bittiğinde soruşturmanın kovuşturmaya dönüşmesi için gerekli izinler çıkmış, dosya tekemmül etmişti, iddianameden anlaşıldığına göre. Peki iddianame ne zaman düzenlendi? 22 Mayıs 2019’da. 23 Haziran seçiminden bir ay önce, 31 Mart seçiminden iki ay sonra.

Siyasetin yargısallaşması

Canan Kaftancıoğlu iddianamesi, siyasetin yargısallaştırılması yönteminin son ve en parmağım gözüne uygulamalarından biri. Yani, siyaseten baş edilemeyenin hukuken işinin bitirilmesi usulünün. Bu usulün en ünlülerinden biri değil ama, çok daha ünlüleri var. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şiir okuduğu için mahkum edilmesi, mesela.

Bu usulü seçenler, en zayıf yerlerini ilan ederler: Neden korktuklarını. Erdoğan’ı yargılayanlar, Erdoğan’ın kişiliğinde tezahür eden siyasal örgütlenme, arzu ve ilişkiler ağından korkuyordu. Vurdukları yerden vuruldular. Kendine vurmak isteyenleri alt eden Erdoğan ve heyeti, şimdi alt ettiği iktidarın kötü huylarını kendi iktidarını korumanın aracı olarak uyguluyor. Men dakka dukka? Elinde sadece çekiç olan her şeyi çivi gibi görür? İntikam soğuk yenen bir yemektir?

Korkunun ecele faydası çok

Peki, Canan Kaftancıoğlu’ndan niye korkuluyor? Ya da korktukları o mu? Bir kişisel hınç işi mi bu? Değil elbette. Bu gerçek bir beka meselesi. İktidardakilerin bekası.

Erdoğan’ı mahkum edenler, iktidarlarının bekasının sarsıldığı dalgayı hissetmiş, dalganın üstünde en çok göze batan sörfçüyü düşürmekle dalgayı durduracaklarını zannetmişti.

AK Parti iktidarı, kendi iktidarını sarsan birinci büyük dalganın faturasını Selahattin Demirtaş’a kesmişti. Kendisine yapılandan öğrendiğinin aynısını. O dalga Demirtaş’ı parmaklıkların arkasına koymakla dinmedi. Kayyımla alınanı seçimle geri vermek zorunda kaldı. Üstelik, ikinci dalgayla karşılaştı bu arada: İstanbul İl Başkanlığına geldiği günden beri kendilerini huylandıran Canan Kaftancıoğlu yönetimindeki CHP İstanbul teşkilatı, başlarda hiç dikkat çekmeyen bir adayla 31 Mart’ta sert bir darbe vurdu iktidara. Ankara zaten gidici gibiydi de İstanbul nereden çıkmıştı?

Atı alan İstanbul’a yerleşti

Seçim yenilenme kararı alındı, Kaftancıoğlu dosyası işleme konuldu, sonuç: Kemal Can’ın her aklıma geldiğinde güldüğüm şahane deyimiyle, yenilgi hezimete döndü. Ekrem İmamoğlu tekrar kazandı, daha iyi kazandı. Ezdi geçti. Atı alan Üsküdar’ı geçti, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yerleşti.

Ne olmuştu? İlk dalganın “Seni başkan yaptırmayacağız” diyen eş genel başkanlarını ve neredeyse bütün deneyimli siyasetçilerini hapse atmak bir daha barajı geçmesini engellemediği gibi, Diyarbakır’ı, Van’ı, Mardin’i… kurtaramamıştı; üstüne üstlük, ikinci dalgayla buluşma sağlanmış, İstanbul elden uçuvermişti. Tamam, Kürt seçmen İmamoğlu’nu, Kaftancıoğlu’nu, CHP’yi beğendiği için oy vermemişti; ama CHP’nin İstanbul ikilisi Kürt seçmenin bağrına taş basarak verdiği oya hürmetini her fırsatta göstermeyi ihmal etmemişti.

Kayyım duşuna girmeyen CHP

Üstelik, yeni kayyım denemesinden sonra beklenmedik bir şey daha olmuştu: CHP başta muhalefet, “kayyım” operasyonuna ilk dönemdeki gibi olur vermemişti. İBB Başkanı İmamoğlu Diyarbakır’a gitmiş, güler yüzle karşılanmış, güler yüzle uğurlanmıştı. İmamoğlu, kayyımın Diyarbakır’da yaptığı duşa girmemiş, kendi yöntemince kayyım operasyonunun meşrulaşmasına engel olmaya çalışmıştı.

İktidar şimdi iki dalganın buluşmasının devamını engellemeye çalışıyor. Bir yandan da o dalganın üzerinde iyi sörf yapan bir ismi, Canan Kaftancıoğlu’nu düşürerek dalgaları dindirmeyi umuyor. Bu yetmezse Ekrem İmamoğlu da yargı reformunun yeni hedefi olabilir, şaşırmak gerekmez. Çünkü ikisi de iktidarın alıştığı CHP’li figüründen hayli farklı özellikler taşıyor. CHP tabanını ve ittifak alanını genişletebilecek hasletlere sahip gibi duruyor. Sahip veya değil, ama ihtimali bile hükümeti korkutuyor. Korkunun ecele faydası yok lafı o kadar doğru değil, eceli hızlandırma gibi bir huyu da var.

Evet, intikam soğuk yenen bir yemektir ama kendinize baş aşçılık vehmettiğiniz her seferde ayran aşıyla sıcak patatesi ayırmak o kadar kolay olmayabilir. Erdoğan’ı mahkûm edenler ayıramamıştı mesela.

Kaynak: Gazete Duvar