Bir kez daha gördük… Vatandaş değil proleteriz! – Birleşik İşçi Kurultayı

Bu başlığı okuduktan sonra belki arkadaşlarımızın bir kısmı tepki gösterecektir fakat gerçekler dün olduğu gibi bugün de sınıf çelişkisini, sınıfların varlığını apaçık ortaya koymaktadır. Dünyanın her yerinde sağlık sistemi, ekonomik sistemin neyin üzerine kurulu olduğunu görmemizi sağlamıştır. Bu durum ülkemizde de doğrudan göze çarpmaktadır.

Salgın başladığından bu yana önlemler alınmadığı gibi yalan mekanizması da devreye sokulmuştur. Bu yalan mekanizmasının göze çarpmaması için devlet ağzından sürekli şeffaflık vurgusu yapılmaktadır ve bu yüksek sesle söylendiğinde konu kapanacak sanmışlardır. Bununla da yetinilmemiş; konu ile ilgili önlem alınması gerektiğini vurgulayan ve ihtiyaçları dile getiren TTB hedef alınmıştır. Eğitim verdiği sırada gizli kamera ile kayıt yapılan doktora özür diletilmiş ve bu sayede gerçeklerin üstünün örtüleceği sanılmıştır. Oysa her gerçek mutlaka açığa çıkar. İşçi sınıfı bugün yeterli düzeyde örgütlü olmasa bile her alanda çalışan milyonlarca işçiden bu bilgiler farklı kanallar aracılığıyla akmaktadır.

Sağlık Bakanlığı da devletin diğer kurumları da biliyor. Salgın açıklanan tarihten önce ülkeye giriş yaptı ve buna karşı hiçbir önlem alınmadı. Ülkede zatürreden ölen insanların son 2 ayda yükselişe geçtiği bilinen bir gerçek. Acaba devlet bizim bunları görmediğimizi mi sanıyor? Salgını ilan ettikleri andan itibaren yeterli test yaparak yayılmasını engellemeye de çalışmadılar. Bugün bile test adedi 2 binleri geçmiyor. Yani test yoksa vaka yok vaka yoksa ölü yok durumuna geliniyor. Oysa biz biliyoruz ki birçok hastanede testler gelmeden önce insanlar zatürreden öldü diye rapor tuttular. Hastanedeki bir kişinin test sonucunu alma süresi ise 10 günü buluyor. Buna rağmen hala ısrarla yaygın test yapılmıyor. 500 bin testi yurt dışına sattık diye övünürken 15 günde yaptıkları test sayısı 20 bin ancak oldu.

Bazılarınız belki de bu kadar olmaz diyor ama oluyor. Şu koşullarda dahi rant kavgası yürütüyorlar. Sağlık alanındaki rantın kendileri için olan tarafını tutuyorlar. Sağlık bakanlığı da bunu bilen ve yürüten herkes de insanlığa karşı suç işliyor. Olmadığını iddia eden görünen tabloyu açıklasın. Türkiye’de kit üreten dört adet firma var. Bunun dışında üç firma ise dünya ölçeğinde tekel olarak görülebilir, yani toplamda yediden fazla firma korona tespit kitine sahip fakat devlet sadece bunlardan birisinden kit alıyor, geri kalan firmalar ellerindeki kitleri yurtdışına satıyor.

Konuyu uzatmaya gerek yok. Konu sadece korona tespit kitleri için değil ekipmanlar için de geçerli. Tekstil cenneti olan bir ülkede maske sıkıntısı çekiliyor olması anlaşılabilir değil. Durum bu olunca açıklamaya gerek bile kalmıyor.

Sağlık hizmetleri ile ilgili kuruluşlara el konması gerekirken bu konuda hiçbir adım atılmıyor. Hatta görünen o ki herkes kendi başının çaresine baksın denilecek noktadayız.

Bizim için tablo buyken, onlar için çok daha farklı olduğu kesin. Mesela sarayda bugüne kadar kaç test yapılmıştır? Acaba bakanlar patronlar kaç kere test yaptırmıştır? Onlara yapılan testler ile “vatandaş”a yapılanlar aynı mıdır?

Emin olabilirsiniz işçi arkadaşlar biz onlarla aynı gemide değiliz. Biz bu gemide işçi ve emekçiler olarak birlikte varız. Gelin isterseniz birlikte bakalım. Hastane yoğun bakımlarında onlar değil bizler varız. Solunum cihazı yetersizliği nedeniyle boğularak ölen İtalyan proletaryasından ne farkımız var? Ronaldo ada satın alabiliyor ve ölecekse de kendi evinin yoğun bakımında ölecek. Bu fark sizce de insanlık adına utanç verici değil mi?

Bugün işçi sınıfı bir fiil çalışırken patronlar saklanmış durumdadır. Biz her gün ölümü göze alıp işe giderken, herkes kendi önlemini alsın kendi ohal’ini yapsın diyenler bizim aklımızla alay etmektedir. Kiramızı faturamızı kim ödeyecek, ihtiyaçlarımızı kim karşılayacaktır? Bugün binlerce arkadaşımız işsiz bırakılmıştır. Binlercesi de sağlıksız koşullarda çalışmaya devam etmektedir. Kendileri toplantılarını birer metre aralık ile yaparken, bizler bir metre kare alanda dört kişi çalışmaya zorlanmaktayız.

Kısacası tablo hem dünya proletaryası için hem de Türkiye işçi sınıfı için ortadadır. Biz “işçi sınıfı”yız, sınıf savaşımında virüs de olsa deprem de olsa ezilen biziz. Emin olun bugün dünya genelinde hayatını kaybeden insanların devletler açısından hiçbir önemi yok. Sistemin kendisi zora girdiği için müdahale etmek zorunda kalıyorlar. Yoksa biz biliyoruz ki her gün açlıktan ya da önlenebilir hastalıklardan binlerce insan ölüyor. Ama bu sistemin kendisini zora sokmadığı için umurlarında bile değil. Oysa bunlar hep vardı. Sorun bize “uzak” olmalarıydı. Oysa bugün tablonun kendisi durumu görmemize olanak sağlıyor. Zor bir dönemden geçiyoruz, kabul. Fakat gerçekleri görmemiz gereken bir dönem, bizden uzak olana sırtımızı dönmememiz gereken bir dönem. Dünyanın en “büyük” ülkeleri olan AB ve ABD yanı başında olan İtalya’ya destek sunamazken 60 yıldır ambargo altında yaşayan ülke ekonomisi belki İstanbul kadar bile olmayan Küba insan olmanın yarattığı değerleri savunmak için İtalya’ya, Çin’e desteğe gitti.

Kısacası dostlar, bugün, hem gerçekleri görmenin, hem korkularımızı parçalamanın hem de insanca ve onurlu başka bir dünya istemenin vaktidir!

BİRLEŞİK İŞÇİ KURULTAYI MYK

Kaynak: İşçi Gazetesi