Bir türküdür direniş – Murat Meriç

Bugün Grup Yorum konser veremiyor. Bir ülkede bir müzik topluluğunun konser veremiyor oluşu çok acı. Bir dönem yine konserleri yasaklanmış, Açıkhava Tiyatrosu’nun kapıları onlara kapatılmıştı. Sonrasında açıldı. Açılmak ne kelime: 25. yıl konserlerinde İnönü Stadyumu’nu doldurdular, sonrasında yaptıkları “Bağımsız Türkiye” konserlerinde kitleleri Bakırköy’den Ankara’ya, oradan İzmir’e taşıdılar. Türkiye’nin dört bir yanında ve Avrupa’da düzenlenen konserleri saymıyorum bile. Bunlar, bugün yasak.

1987 yılında yayımlanan bir albüm, 12 Eylül karanlığını dağıtan, güne ve yarına dair söz söyleyen, umudu aşılayan şarkılarla doluydu ve yıllar sonra bizzat tarih yazacak bir müzik topluluğunun ilk albümü olarak literatüre geçti. Üniversite öğrencileri tarafından kurulan, üniversitelilerce desteklenen Yorum Müzik Topluluğu’nun “Sıyrılıp Gelen” başlıklı albümüydü bu ve adını, bir Ahmet Telli şiirinden alıyordu: “Soluk bir ay dolanıyor / kentin üstünde her gece / Her gece bilge bir gezgin / tavrıyla adımlıyor yolunu // Güz yanığı bir durgun / sessizlikle örtülü her şey / ve yırtılmış bir tül gibi / savrulup duruyor zaman…”

Şiirin sonrasında, bir anlamda manifesto sayılabilecek şu dizelere rastlıyoruz: “Ve gözleri uzak yamaçlarda / aranıp dururken bir şeyleri / sessiz ve sakin beklemekte / bekledikçe bileylenen yürek…” Yorum, bileylenen yüreklerce söylenen şarkıları kitlelerle buluşturdu. Âşık İhsani’nin bileylediği baltası, Âşık Mahzuni Şerif’in ağız dolusu “yuh”u, Ruhi Su’nun güçlü sazı, Zülfü Livaneli’nin düzenlemeleri onlara ışık tutmuştu ve ilerleyen yıllarda art arda yapılan albümler, içinde benim de bulunduğum bir kuşağı hareketlendirdi. Yorum Müzik Topluluğu, ikinci albümden itibaren Grup Yorum adını kullandı.

Grup Yorum, 1988 yılında üniversite okumak için Ankara’ya gittiğimde karşıma çıkan ilk topluluklardan biriydi. “Venseremos”u, “Çav Bella”yı bana öğreten, Hasan Hüseyin Korkmazgil’lden Ahmet Telli’ye pek çok şairle buluşmamı sağlayan, türkülerden marşlara uzanan repertuvarını hatmettiğim topluluğun albümlerini hep başucumda tuttum. Hâlâ öyle.

Şanslıyım: Neredeyse bütün kadrolarını sahnede canlı izledim ve zaman içinde Grup Yorum’u oluşturan müzisyenlerle tanıştım, bir kısmıyla arkadaş oldum. Bugün geriye dönüp baktığımda tertemiz bir külliyat görüyorum. Temiz ve etkili. Yaşadıkları dönemi kayıt altına alan, geçmişten beslenerek geleceğe seslenen, ustalarını unutmayan, gençlere el veren, Türkiye’nin tarihini şarkılarına rapteden ve bunu yaparken rap’ten rock’a uzanan bir ekipten söz ediyorum. Öyle bir ekip ki, konserlerini yüzbinlerce kişi izliyor. İzliyordu ya da…

Bugün Grup Yorum konser veremiyor. Bir ülkede bir müzik topluluğunun konser veremiyor oluşu çok acı. Bir dönem yine konserleri yasaklanmış, Açıkhava Tiyatrosu’nun kapıları onlara kapatılmıştı. Sonrasında açıldı. Açılmak ne kelime: 25. yıl konserlerinde İnönü Stadyumu’nu doldurdular, sonrasında yaptıkları “Bağımsız Türkiye” konserlerinde kitleleri Bakırköy’den Ankara’ya, oradan İzmir’e taşıdılar. Türkiye’nin dört bir yanında ve Avrupa’da düzenlenen konserleri saymıyorum bile. Bunlar, bugün yasak. Devlet, Grup Yorum’un konser vermesini istemiyor. Üyelerini tutuklayan, kültür merkezlerini basan, yayımlanmamış albümlerin kayıtlarına el koyan da aynı devlet. Grup Yorum’a, bir müzik topluluğuna “terörist” yaftasını yapıştırdılar, oradan ilerliyorlar.

Otuz yılı aşkın süredir müzik yapan, halkların sözünü notalarla birleştiren ve onların derdini, yaşadıklarını şarkılara taşıyan, yazdıkları, söyledikleri ya da aktardıkları şarkılarda bir arada olmanın güzelliğini anlatan, direnişi marşlarla destekleyen, büyüten, tarihe not düşerek yaşananların yarına kalmasını sağlayan bir topluluk, Grup Yorum. Bugün, üyelerinin bir kısmı tutuklu, bir kısmı memleket dışında yaşamak zorunda çünkü aranıyor. Konserlerine izin verilmiyor, albümleri engelleniyor, şarkıları ana akımda yer alan radyo ve televizyonlar tarafından yok sayılıyor. Şüphesiz bunlar bir işe yaramıyor çünkü Grup Yorum şarkıları, yok edilemeyecek kadar güçlü. Şunu unutmamak gerek: Tarihin hiçbir döneminde şarkılar yok edilemedi. Bunlar da dilden dile yayılarak çoğalacak, kuşaklara aktarılacak ve yaşayacak. Konserleri yasaklayanlara inat, çoğalacak.

Görmezden gelmememiz gereken bir şey var: Grup Yorum üyeleri, açlık grevinde. Süresiz bir açlık grevi bu. Bugün, 185. gününe girdi. Bir dönem yaşanan ölüm oruçlarını “Boran Fırtınası” adını verdikleri albümlerinde anlatan topluluk, bugün açlık grevini yapan taraf. Hatırlatayım: 20 Mayıs 1996 günü, Sağmalcılar’dan Sincan’a, Yozgat’tan İskenderun’a pek çok cezaevindeki 1500 kadar devrimci tutsak, “tabutluk”ların kapatılması, tutsak yakınlarına yönelik saldırıların durdurulması ve tutsakların önündeki engellerin kaldırılması için süresiz ölüm orucuna başlamıştı. Direniş, 12 kişinin hayatını kaybetmesiyle sonlandı. Grup Yorum, hikâyeyi, “Boran Fırtınası” albümünde anlatmıştı. Beyaz kapakla çıkan albüm kısa süre sonra yasaklandı. Kartonette yer alan fotoğraflara küçük müdahaleler yapıldı ve albüm, siyah kapakla, “Destan” adıyla yeniden piyasaya sürüldü. Grup Yorum’un tarih yazdığı albümlerden biri bu.

Geçtiğimiz günlerde, Ahmet Telli’den Edip Akbayram’a, Efkan Şeşen’den Zülfü Livaneli’ye, Şanar Yurdatapan’dan Cahit Berkay’a, Hüsnü Arkan’dan İlkay Akkaya’ya pek çok aydın, tutuklu Grup Yorum üyelerinin başlattığı açlık grevine karşı bir bildiri yayımladı ve onlara desteğini açıkladı. Bildiride, Grup Yorum’un “halkın sorunlarını, dertlerini, acılarını otuz dört yıl boyunca şarkılarında, eylemliklerinde” dile getirdiği söyleniyor ve bunun için ödenen bedellerden söz ediliyor. Günümüzde yaşananların özeti, şu cümleyle metne girmiş: “OHAL ile başlayan gayrimeşru gizli tanık ifadeleri ile tutuklandılar, başlarına para ödülleri konuldu listelere alındılar ama halkın sanatını yapmaktan vazgeçmediler.”

Açlık grevinde olan beş Grup Yorum üyesinin talebi basit: Şarkılarını özgürce söylemek istiyorlar. İstedikleri, tam olarak şunlar: İdil Kültür Merkezi basılmasın, konser yasakları kaldırılsın, üyeleri terör listelerinden çıkartılsın, tutuklu üyeler serbest bırakılsın ve haklarındaki davalar düşürülsün… Sahiden basit talepler bunlar. Olması gerekenler. Bahsi geçen metin, “Bizler vicdanımızın sesini dinleyerek Grup Yorum’un bu meşru taleplerinin altına imzamızı atıyoruz.” cümlesiyle bitiyor. Yazık ki (şu aralar başımdaki tuhaf yoğunluk yüzünden) geç kaldım ve metne imza atanlar arasında yer alamadım. Buradan, desteğimi açıklamış olayım, metne imzamı uzaktan atayım.

Grup Yorum’un dile getirdiği talepler, hepimizin talepleri. Bugün tutsaklar belki ama yarın, bugünü şarkılarına taşıyacaklar. Yaşananları en çıplak hâliyle yine onlardan dinleyeceğiz. Gün gelecek, Grup Yorum yeniden kitlelerle buluşacak ve direnişi şarkılarıyla destekleyecek.

Bu noktada, yazının başında söz ettiğim Ahmet Telli şiirinin (ve ilk albümlerine adını veren şarkının) sonunu hatırlatayım… Bu dizeler, yarına umutla bakmamızı sağlıyor: “Belli ki dağların, denizlerin / ve göllerin üzerinden / sıyrılıp gelmektedir seher / Belli ki yakındır / doğayı ve hayatı sarsacak saat…”

Kaynak: Gazete Duvar