Birsen Baş Topaloğlu ile röportaj: “Öneri geri çekilene kadar mücadelemiz sürecektir.”

İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkan Yardımcısı Av. Birsen Baş Topaloğlu ile kadın gündemleri üzerine röportaj yaptık.

2019 yılında 474 kadın öldürüldü. Bu sayı son 10 yılın en yüksek sayısı olarak kayda geçti. Son 10 yılda gittikçe artan kadına şiddetin sebebi sizce nedir?

Kadına yönelik  şiddet en çok ayrılma veya boşanma  süreçlerinde yaşanıyor. Kadın kendi hayatına ilişkin karar almak istediğinde yani boşanmak, ayrılmak istediğinde şiddete uğruyorlar ve hatta öldürülüyorlar. Terk edilen erkek bunu kabullenmek istemiyor. Kadını kendi malı olarak görüyor çünkü. Yasalarda kadın – erkek eşitliğini sağladık ama toplumda hala kadın -erkek eşit değil. Kadın hala aile içinde birinin eşi olarak veya birinin kızı olarak konumlandırılıyor. Bu suçlar birden bire işlenmiyor. Aslında bu cinayetlerin ayak sesleri var. Geliyorum diyor. Devlet bunları önlemeye yönelik gerekli tedbirleri almak yükümlülüğündedir.  Şiddetin artmasının sebeplerine gelince; dizilerde ve basında kadına yönelik cinsiyetçi söylemlerle ,  bilhassa siyasilerin “diğer ülkelerde de şiddet var”  şeklinde söylemleriyle  şiddetin normalleştirilmesi ,

Uzun süredir kamuoyunda af diye nitelendirilen bir infaz indiriminden bahsedilmesi, ceza davalarında soyut gerekçelerle tahrik ve takdiri indirimlerin uygulanması cezasızlık algısı yaratılmasına sebep oluyor. 6284 sayılı yasa kapsamında verilmesi gereken önleyici ve koruyucu tedbir kararlarının verilmemesi, verilen tedbir kararlarının da süresinin çok az olması ve kağıt üzerinde kalması yani uygulanmaması tedbir kararına aykırılıkların etkin bir şekilde cezalandırılmaması da yine şiddetin artmasının sebeplerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.  Ve tabi  6284 sayılı yasaya ve İstanbul Sözleşmesine yapılan  haksız ve çirkin saldırıların ve kullanılan dilin de  bu şiddetin artmasında bir payı vardır.

Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik  eğitimlerin anaokulundan itibaren toplumun her kesiminde etkin bir şekilde verilmesi ve eğitimin sürdürülmesi  gerekmektedir.

Son dönemlerde sıkça dile gelen 6284 ve İstanbul Sözleşmesi ile ilgili Adalet Bakanlığı “Kadına Yönelik Şiddet Genelgesi” yayınladı. Bu konuda düşünceleriniz nelerdir? Bu genelgeyi olumlu bir adım olarak mı değerlendiriyorsunuz? Olumsuz olduğunu düşünüyorsanız sebeplerini açar mısınız?

Kadına yönelik şiddeti önlemek için  çıkarılan her türlü hukuki belge bizim için değerlidir. Bu genelgeyi de olumlu bir adım olarak görüyoruz. Ancak  artıları, eksileri ve eksikleri olan bir genelge bu. Bazı maddeleri de belirsizlikler içeriyor. Bu genelgenin amacı kısa sürede ve etkili tedbir kararlarının verilmesi ve uygulanması ve etkili ceza soruşturmasının sağlanması ve çabuklaştırılması olmalıydı.  Bunu sağlayacak hükümleri ne yazık ki göremiyoruz. Genelgede Sosyal İnceleme Raporundan bahsediliyor. Uygulayıcılar bundan sanki zorunluymuş gibi bir anlam çıkarabilirler. Oysaki 6284 sayılı yasa kapsamında tedbir kararı verilmesi için yasada da belirtildiği üzere kanıt aranmaz , tedbir kararları gecikmeksizin derhal verilir. Yine kadına yönelik şiddette en etkili koruma yöntemlerinden biri olan elektronik kelepçe uygulamasıyla ilgili tedbir kararlarının çoğaltılmasına ve uygulanmasına yönelik herhangi bir hüküm içermiyor genelge. Yine uygulamada kanunen yasak olmasına rağmen  kadına yönelik şiddet içeren ceza dosyaları uzlaştırmaya gönderiliyor.  Genelgede bu sorunu giderecek herhangi bir hüküm yok . Yine şiddet uygulayana yönelik önleyici tedbirlerin de gözetilmesi  özellikle öfke kontrolü, stresle başa çıkma, şiddeti önlemeye yönelik farkındalık sağlayarak tutum ve davranışları değiştirmeyi hedefleyen eğitim, danışmanlık, rehabilite, tedavi ve muayene gibi alternatif tedbirlerin de talep edilmesini belirtilmiş genelgede, oysaki  uygulamada bu tedbirlerin verilmesinden çok, bu konuda verilen tedbir kararlarının  kağıt üzerinde kalması yani uygulanmaması söz konusu. Çünkü alt yapısı oluşturulmamış.  Genelgede sadece talep var ama bu tedbirler nasıl uygulanacak bu yönde  herhangi madde yok.  Yine cinsel şiddet mağduru kadının başvurabileceği 7/24 hizmet verecek tecavüz kriz merkezleri de yok ki bu yaşanan en büyük zorluklardan biri. Genelgede bu soruna herhangi bir çözüm yolu getirmiyor. Bunlar eksikliklerden sadece bir kaçı.

Cinsel istismar faillerine yönelik 2016’da çıkarılmak istenen affın önümüzdeki günlerde ayında meclis gündemine geleceği konuşuluyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizce bu affın çıkarılma sebebi nedir? Buna karşı durmak için neler yapılmalıdır?

Bu kanun teklifi Türkiye’nin taraf olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesini, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesini, Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesini, İstanbul Sözleşmesini ihlal etmektedir. Cinsel istismara uğrayan çocukların istismar edenle evlenmesi halinde ceza verilmemesini öngören bu  tasarıya karşıyız. Şikayete tabi olmayan ve bir kamu davası olan bu suçun cezasının evlilikle ortadan kaldırılmasına yönelik af niteliğindeki bu çalışmanın kabul edilebilir bir yanı yok.  İstismarın affı olmaz. Bu affın amacı çocuk evlilikleri meşrulaştırmadır. Burada 15 yaşından küçük çocuklardan bahsediyoruz.  Faillerin değil çocukların mağduriyetini önlemek lazım.   Bu tasarıda küçük yaşta  evlendirilerek çocuk sahibi olan kadınların kocalarının hapse girmesiyle çocuklarıyla ortada kalacaklarına ilişkin gerekçe gösterilmektedir.  Devletin görevi kadını ve çocuğu korumaktır.  İstismarcıları affedecek yasa çıkararak bu görev yerine getirilmiş olmaz. Devletin bu gibi tasarılar hazırlamak yerine  ortada kalacakları ileri sürülen kadını ve çocuğu koruyacak, erken yaşta yapılan bu evlilikleri önleyecek yasal tedbirleri alması ve desteği vermesi lazım. Bu yasa tasarısı  2016 da gündeme getirildi, tepki üzerine geri çekildi. 2016 dan beri kim bilir daha kaç tane daha çocuk bu şekilde sözde evlilikle istismara uğradı.  Bu düzenleme cezasızlık algısı yaratır ve istismarcılara cesaret verir ve suçu teşvik eder. Öneri geri çekilene kadar mücadelemiz sürecektir.