Biz işçiler 30 gün değil, hep açız – Sibel Göktaş

Öncelikle bu yazımın amacı, oruç tutanların inançlarını yargılamak, eleştirmek değil; yüz yıllardır halkı din ile kandırıp varlık içinde yüzenlerin ve her ramazan ayında medya, diyanet vb. kurumlarının şarlatanlıklarını teşir etmek.

Daha ramazanın ilk gününde Kanal D Haber’de 3 kişilik ekonomik iftar haberini görüyoruz. Haberde Prof. Dr. Oğuz Özyaral olduğunu öğrendiğimiz kişi, pazardan 40 lira ile nasıl 3 kişilik bir iftar sofrası hazırlayacağımızı gösterecek. Aldığı 3 kişilik tarhana 4 TL, birer adet patlıcan, biber, kabak, havuç 4 TL, salata malzemeleri 10 TL, limon 1 TL, meyve tatlısı için erik, şeftali vb. meyveler 10 TL, makarna ve pide 4 TL. Toplam 40 TL olan bu menü 3 kişilik. Bunu izleyenlerin çoğunluğu eminim ki gülüp geçmiştir. 
Niye mi? Çünkü her gün sofrada olan tarhana, makarna ve türlü. Yani başka alternetif yok. Bunu bize anlatmaları için prof. dr bilmem kime ihtiyacımız yok. Peki buna niye gerek duyuluyor? Çünkü ramazan ayı geldi. İnsanların bedenini açlıkla terbiye etmesi gereken kutsal 30 gün. Gerek duyuldu çünkü 11 ay boyunca kıt kanaat geçinenlerin, iftar için çok para harcamadan mütevazi ve ekonomik sofralar kurulabileceğine inandırılmaları gerek.

Ama bize göstermeye korktukları gerçekler ne, bir de onlara bakalım.

Hazırladıkları menü 40 TL mi? Hayır, haberde anlatılmayan ama gördüğümüz ek malzemeler; yağ, tuz, gaz, meyveli yoğurt tatlısı için yoğurt, salça. Bunlar 40 TL içinde yok. Diyebilirsiniz ki bunlar evde bulunan genel malzeme evet ama 40 TL’ye dahil değil. Bir diğeri aldıkları malzemeyi çok ucuza almış gibi şirinlik yapmak, birer kabak, patlıcan, biber, havuç, patates ve soğana 8 lira verdi. Bunu aya vurduğumuzda sadece yemeğin ana malzemesi 240 lira yapıyor yağı, tuzu olmadan.

Mesela bu şarlatanlar hiçbir zaman bu ucuza iftar sofra kurma yeteneğini zenginlere, Ak-Saray’da iftar verenlere öğretmezler, açlık sınırının altında yaşam süren bizlere öğretirler. Çünkü şükürle karın doyuran ne yazık ki bir tek işçilerdir.

Yine bu menüye göre 3 kişilik bir ailede kişi başına düşen bütçe 13,33… lira, bunu aya vurduğumuzda 400 lira eder -sadece b öğünlük olduğunun altını çiziyorum-. 
Peki onların hesabı ile bile aylık tek öğünü 400 lira olan bir ailenin geçim (devletin verdiğine göre) bütçesi kaç lira: 1600 TL. Çok uzun uzadıya bir matematik hesabı yapmaya gerek yok hepimiz biliyoruz ki bu bütçeyle o dalga geçer gibi haber yaptıkları, keyifli bir pazar alışverişi görmeyeli yıllaaaar oldu. Hatta çoğumuz için hiç olmadı.

Gelelim bize bu 30 gün boyunca açlıkla terbiye olmayı öğreten öğüt veren zatların aylık iftar menüleri ve bunun için harcadıkları ‘mütevazi’ paralara…

Mesela bu bütçe, haberi sunan kişinin kendisinde bile yok, ama bu haberi hazırlayıp sunabiliyor; işi diyeceksiniz ama ben onu da şarlatan olarak görüyorum. Başta kendi olmak üzere herkesle dalga geçmek iş olarak tanımlanamaz.

Gelelim her ramazan ayında bizleri din adı altında kandıran ve TV’lerde iftar sohbetleri yaparak milyarlar alan şarlatan din adamlarına. Hemen her kanalda bunlar var. Sohbetlerinde iyi insan olmaktan, haktan, kul hakkından ve haberde geçen 40 liralık iftar sofrası için şükretmemiz gerektiğinden bahsederler. Mütevazilik, israftan kaçınmak vazgeçilmezleridir.

Peki günde 8 ile 12 saat hatta daha fazla çalışarak ailesinin karnını doyuramayan bizlere bunları anlatanlar nasıl yaşıyor? Geçtiğimiz yıl program başına 600 bin mi, 80 bin mi aldığı tartışılan Nihat Hatipoğlu bu yıl da bu programların başında geliyor. 600 bin ya da 80 bin alması fark etmiyor ama aldığı ücretin dinle kandırdığı bizlerden kat kat fazla olduğunu hepimiz biliyoruz. Sadece yeni atandığı YÖK üyeliğinden 18 bin alacağını bilmek bile, aç olana hariçten gazel okuduğunun göstergesi…

 

Mesela işçinin alınteriyle kendine kurduğu sarayda iftar veren Recep Tayip Erdoğan’ın, 17 Mayıs’ta verdiği iftar menüsü yukarıdaki gibi. Ne kadar mütevazi ve ekonomik değil mi? Mesela bize 40 TL ile nasıl iftar yapılacağını anlatan prof. dr. bilmem ne bunu da bize anlatır mı? Mesela bizim bırak ramazan ayını, yıl içinde bile çoğunu tadamadığımız bu yemeklerin bütçesi nerden geliyor, bunu açıklayabilirler mi? Tabii ki hayır. Ama biz biliyoruz onların saraylarında bu ziyafetleri verebilmeleri için 8-10-12 saat hatta 15 saat çalışıyoruz. Elimize maaş diye verdikleri ile de ‘yaşamaya’ çalışıyoruz. Tabii daha fazla kâr hırsları yüzünden çalıştığımız inşaatın altında kalmaz, göçük altında kalmaz, elektrik akımına kapılmazsak.

Peki ya iş bulamayanlar, parasızlıktan çocuklarının yüzüne bakamayanlar, iş bulamadığı için kendini yakan işçiler, çocuklarını ısıtamadığı için kendini asan kadın… Bunlar için de ekonomik sofra önerileriniz var mı?

Evet her geçen gün daha fazla dalga geçiyorlar bizimle. Bu cesareti de bizim güçsüzlüğümüzden alıyorlar. Daha doğrusu var olan gücümüzün farkına varmadığımız için. Bizleri din ile yerli ve milli duygularla kandırmalarına izin verdiğimiz için. Oysa onlar da biliyor, bizler fabrikalarında, madenlerinde, şirketlerinde saatlerce çalıştığımız için var oluyorlar. Bizler en ufak parçasından en büyük çarkına üreten, yaşamı var edenleriz ama bunu kullanacak güce, bilince, örgütlülüğe sahip değiliz. Bu gücü elde etmeyelim diye var güçleriyle, dört bir yandan saldırıyorlar. Diyaneti, medyası, yasası ile… Ülkenin cumhurbaşkanı değil mi çıkıp patronlara “OHAL’i işçiler grev yapmasın diye uzatıyoruz” diyen. Örgütlenirsek güçlü olduğumuzu anlatan başka söze gerek var mı?

Güzel bir sözle bitireyim “üreten biziz, yöneten de biz olacağız.” Tek ihtiyacımız olan emeğimizden gelen gücümüzü örgütlü mücadeleye dönüştürmek.

Örgütlüysek her şeyiz, değilsek hiçbir şeyiz!