Bolivya ya da Amed- Metin Yeğin

‘Yıl 2005’ti. Bir dinamit çıkardı cebinden, ortasından ikiye kesilmiş, bir fünye ve fitil, tutuşunca hızla yürüyor ateş, telaşla koşar gibi ateş, sonra kaldırıyordu kolunu ve kalkıyordu ayağa ki en tehlikeli an burası, kurşunlar uçuşuyordu barikatın üstünden, sesleri keskin mermilerin, bir şeye saplanınca susuyor ancak, sonra yenisi, bol adamlarda mermi, gerçek mermi tabii, işi öldürmek olan bir mesleğin maaşlı memurları adamlar ve belki memur demek yeterli böyle bir şeyi anlatmada, mesai saatlerinin öldürmek ya da öldürmeyi beklemekle geçen bir iş bu.

Neyse attırmadım henüz dinamiti, eli ve bedeni yukarıda, eski bir madenci, dinamiti iyi tanıyor, onlarla parçalıyorlardı dağların kalbini, gümüş damarları gibi parlıyor bir an fitil, fünyeye çok yakın, elinden çıkıyor dinamit, vurulmadan oturuyor yanıma, biraz ilerde vurulan arkadaşlarını sürüklüyor, arkaya taşıyorlar, 500 bin kişi var diyorlardı meydanda, Bolivya nüfusu 9 milyon o günlerde, Carlos Mesa hükümet o zaman, bugün “hükümet demokratik değil istifa et” diyen ve en son gösterilerde 60 kişi ölmüştü, yanlış hatırlamıyorsam, ben hepsini görmedim tabii ki ama kurşun ete saplanınca filmlerdeki kadar çok kan fışkırmıyor birden, iyi biliyorum bunu önceden görmüştüm ve her vurulan acıyla değil şaşkınlıkla bakıyor kendisine…’

O günlerde sokaktakilere, -barikattakilere desek daha mı doğru olur- Evo Morales, Bolivya’nın Chavez’i olamaz mı diye sorduğumda “hayır olsa olsa Bolivya’nın Lula’sı olur” diyorlardı. Öyle pek olmadı aslında ama bunun nedeni, Morales’in çok daha sol – radikal yani cüretli- şeyler yaptığından değil, Lula’nın çok daha sağ -ılımlı ve makul- şeyler yaptığındandı. Bu ılımlı ve makul olmak, Lula’yı önce “ılımlı ve makul” yargı darbelerinden kurtaramadığı gibi, toplumsal muhalefetin baskısıyla, olabileceği en solda duran Evo Morales’i de başka bir darbeden kurtaramadı.

Bu yazım daha çok benden beklendiği gibi bir Latin Amerika yazısı olarak görünse de aslında daha çok benim yazdığım gibi bir “biz” yazısı. Yıllardır dilimize pelesenk olmuş, eğer her yerde cüretli davranmazsak, her şey dönüp dolaşıp, hacıyatmaz kapitalizminin esnek gücüne yenilip toz oluyor. Yapabilme şansımız varken yapmadıklarımızın hayıflanmalarına dönüyor her şey. Evo Morales, Lula ya da Amed Belediyesi benim anlatmaya çalıştığım. Ancak yapılması beklenmeyen, basitçe ya “bu da devrim işte” denilebilecek ve sonra da günlük hayata yerleşecek şeyler, geride hayata izler bırakıyor ancak…

Eğer her şeye rağmen küçük de olsa bir iktidara maruz kalsaydım ancak elimdekini bolca ve hızla dağıtmaktan geçerdi iktidar ömrüm…