Bülent Şık’a kanser raporunu açıkladığı için 1 yıl 3 ay hapis cezası

Sağlık Bakanlığı’nın kanserojen kimyasalları tespit etmeyi amaçlayan projesine ilişkin bulguları açıkladığı için yargılanan Yrd. Doç. Dr. Bülent Şık için karar açıklandı. Mahkeme Şık’a görevine ilişkin bilgileri açıklamaktan 1 yıl 3 ay hapis cezası verdiŞık diğer suçlamalardan beraat etti. Şık’ın avukatları kararı istinafa götüreceklerini bildirdi

Gıda Mühendisi Yrd. Doç. Dr. Bülent Şık hakkında , “Yasaklanan gizli bilgileri açıklama”, “yasaklanan gizli bilgileri temin etme” ve “göreve ilişkin sırrı açıklama” suçlamalarıyla açılan davanın üçüncü duruşması Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin duruşma salonunu küçük olmasından dolayı duruşma, 23. Ağır Ceza Mahkemesi salonuna alındı. Mahkeme Şık’a görevine ilişkin bilgileri açıklamaktan 1 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Şık’ın hükmün açıklanmasının ertelenmesini kabul etmediğinden ceza ertelenmedi. Şık diğer suçlamalardan beraat etti. Şık’ın avukatları kararı istinafa götüreceklerini bildirdi.

“Ekosistemin ve önümüzdeki nesillerin hayatı tehlikeye atılıyor”

Duruşma öncesi konuşan Akademisyen Aslı Odman, Sağlık Bakanlığı’nın Şık hakkında, devlet sırrını ifşa etmek, gizli bilgileri temin etmek ve haklı infiale sevk etmekten dava açtığını aktardı. Ancak bakanlığın davaya konu olan araştırmayı yalanlamadığını veya araştırmaya yönelik bir açıklama yapmadığını belirtti.

Odman konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

Esasında sorunun en önemli noktası bu. Çoğu Türkiye’de yasaklanmış pestisitlerin gıdalarda, toprak ve su numunelerinde sağlığı etkileyecek şekilde çıkmış olması, hem de endüstride kullanılan kimyasalların, arıtma sistemlerinden geçmemiş kimyasalların, bu araştırma içerinde alınan numuneler görülmesi söz konusu. Özellikler kampanyanın adını da hatırlatmak istiyorum: “Çocuklar zehirlenmesin.” Özellikle 0-6 yaş arasında ciddi bir nesil eşitsizliği yaşanıyor. Çocukların en kırılgan zamanında çocuklar bu tarz hormon ve sinir sistemini etkileyen bu maddelere maruz kaldıklarında onları için kurtuluş şansı olmuyor. Bugünün sorumsuzlukları, kamu sağlığını sağlamak yerine, kamu güvenliği sorununun yaratılması, ekosistemin ve önümüzdeki nesillerin hayatı tehlikeye atılıyor.

 

Bülent Şık kanser raporunu açıkladığı için yargılanıyor

🗨 Akademisyen Aslı Odman:

“Sağlık Bakanlığı, devlet sırrını ifşa etmek, gizli bilgileri temin etmek ve haklı infiale sevk etmekten dava açtı. Ancak davada geçen bilgileri de yalanlamadı.”http://sendika63.org/2019/09/bulent-sik-kanser-raporunu-acikladigi-icin-yargilaniyor-562679/ 

Yerleştirilmiş video

35 kişi bunun hakkında konuşuyor
“En çok çocuklar tehlikede”

23 Ağır Ceza Mahkemesi salonunda başlayan duruşmada ilk önce Bülent Şık savunmasını verdi. Şık savunmasında şu ifadeleri kullandı:

Halk sağlığı açısından bakıldığında çevre bedenimizi çepeçevre saran her şeydir. Hava kirliliği en az sigara kadar ciddi bir sağlık tehdididir. Yediğimiz gıdalar da çevre kirliliğinden etkilenir. Kirletilmiş bir çevrede yetiştirilen gıda maddelerinin bünyesinde zehirli kimyasalların bulunması kaçınılmazdır. Su varlıklarının kimyasal maddelerle kirletilmesi de bu tabloya eklenmelidir.

Çeşitli hastalıklar ile yaşadığımız çevre arasında sıkı bağlantılar var.

Yaşanan sağlık sorunları sadece kanser hastalığı ile ilgili değil. Çok sayıda toksik kimyasal madde insanlarda kısırlık, üreme sağlığı bozukluları, hormonal sistemde ve sinir sisteminde bozulmalar, obezite, solunum yolu hastalıkları, karaciğer ve böbrek gibi hayati organlarda işlev bozuklukları başta olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarına yol açıyor.

Yaş küçüldükçe sağlık zararı oluşma riski büyüyor.

“Yetkililer toksik atık miktarını açıklamıyor”

Toksik maddelerin vücuda hangi yoldan girdiği ve ne miktarda maruz kalındığı önemlidir. Genellikle maruz kalınan doz arttıkça zararlı etki artış gösteriyor. Ancak bu her durumda geçerli bir kural değil.

Türkiye’de toksik kimyasal madde kullanım miktarı ve ülke genelinde üretilen toksik atık miktarı nedir sorularına net yanıtlar alabilmek olanaksız. Bu sorulara yanıtları verecek kurumların başında Sağlık, Çevre, Sanayi ve Teknoloji, Ticaret, Turizm ve Tarım Bakanlıkları geliyor.

Mesele sadece üretilen toksik atıklar da değil, tehlikeli ya da toksik nitelikli çöp ithalatında da belirsizlikler var.

Net bir rakam söyleyemiyoruz. Ama net olarak şunu söyleyebiliriz: Katı sıvı veya gaz formlarında doğaya saldığımız çeşitli toksik kimyasal maddeler toprağı, su varlıklarını ve havayı kirletecektir. Bu kirletilmiş bölgelerde yaşamak zorunda olan insanlarda başta kanser hastalığı olmak üzere çeşitli hastalıklara yakalanma riski artacaktır. Bu risk çocuklar söz konusu olduğunda yetişkinlere kıyasla on kat daha fazladır.

“Kamu kurumlarının sessizliği tesadüf değil”

Kirleten failler bellidir. İnsan ve çevre sağlığını hiçe sayan şirketler ve görevini yapmayan kamu kurumları bu kirliliğin ve insanların uğradığı sağlık zararlarının failleridir. Ancak bu konularda ilgili kamu kurumlarından bir bilgi almak olanaksız.

Kamu kurumlarının sessizliğinin tesadüfi olmadığını, kamu kurumlarının kendini kamuya karşı sorumlu hissetmediği bir dönemde yaşadığımızı düşünüyorum.

“İthal edilen çöplerle birlikte kanser de ithal ediliyor”

Sadece 2018 yılında en az 250 bin ton plastik çöpünü ülkemize ithal etmiş olabiliriz.  Neden? Bunca sakıncasına rağmen yüzbinlerce ton plastik çöpünü neden ithal ediyoruz? Plastik çöpünü geri dönüşüme sokmak konusunda çok ciddi sorunlar var; dünya genelinde geri dönüşüme sokulabilen plastik çöpü oranı %9 civarında. Öyleyse bu kanserojen madde içerikli çöpleri ne yapıyoruz, nerede depoluyoruz? Kimdir bu ithalatçı şirketler? Bu çöpler depolandığı bölgelerde veya işlendiği tesislerde çevre kirliliğine yol açmayacak mı? Yol açmaması için ne gibi önlemler alındı? Bu konularda birer yurttaş olarak doğru düzgün hiçbir şey bilmiyoruz.

Ama bilinmeli ki bileşiminde çeşitli toksik kimyasalları barındıran plastik çöpü ile birlikte ülkemize kanser de ithal ediliyor.

“Toplumsal refaha ancak kamusal yaklaşımla ulaşabiliriz”

Su konusu ülkemizin en önemli, en hayati konularından biridir. Ergene havzasında, Kocaeli’nde ve ülkemizde çevre kirliliğinin yoğun olarak gözlendiği çeşitli bölgelerde su varlıklarında yol açılan kimyasal kirlilik çok ciddiye alınması gereken bir sorundur. Türkiye’de iklim krizi nedeniyle kişi başına kullanılabilir su miktarında önümüzdeki birkaç on yıl içinde yarı yarıya bir azalma olacaktır. Bu azalma üzerinde düşünürken kimyasal kirlilik nedeniyle kullanılamaz ya da içilemez hale gelen ve böyle giderse daha da fazla gelecek olan su varlıklarını da hesaba katmak gerekiyor

Toplumun genelinin refahını gözetecek çözümlere ancak kamusal yaklaşımlarla ulaşabiliriz.

“Kamu kurumları tedbir ve güvenlik önlemlerini almıyorlar”

Bir kamu kurumu olan bakanlık böylesine geniş bir kamu kesimince dile getirilen bir talebi nasıl sessizlikle karşılar anlamak güç. Sessiz kalması Sağlık Bakanlığı’nın işlediği suçu büyütüyor. Toksik ve kanserojen kimyasallardan kaynaklanan çevre kirliliği başta çocuklar olmak üzere, insan ve doğal hayatın sağlığına yönelik olarak ciddi bir risk oluşturur ve bu riski bertaraf etmek için ilgili kamu kurumlarının gereken tedbir ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğü vardır. Bu yükümlülüğü yerine getirmemek, ceza yasasında böyle bir suç tanımı var mı bilemiyorum ama açıkça ve bilinçli bir şekilde insanları tehlikeye atma suçunu işlemek olarak görülmelidir. Ben bu suçu işlemedim, o nedenle beraatımı talep ediyorum.

“Bülent Şık yurttaş olarak ödevini yerini getirmiştir”

Duruşmada söz alan Avukat Can Atalay şunları söyledi:

İddianamede atılı suçları neden oluşmadığını anlatacağım. Birileeinin kirlettiği sularda ekolojik yıkımın faillerinden bahsetmemiz gereken andayız. Doğrudan insan sağlığını bozma suçu işleyen bu insanları bilen buna rağmen önlemleri almayan, durumu ilgili mercilere bildirmeyen kamu görevlileri hakkında dava açılması gerekiyor. Bu sonuçları yayımlayan bir yurttaşı yargılanması anayasa aykırıdır. İnsanların kanser olmasının nedenini ortaya koyan bir insan ile ilgili bir iddianame düzenlenirken bunun anayasal ilkelerle hiçbir bağının olmadığı açıktır. Devlet yurttaşların sağlıklı bir çevrede yaşamasını sağlamakla yükümlüdür. Anayasal düzenin korunmasına yarıyorsa bir iddianame anayasanın ilkeleri göz ardı edilerek bir iddianame hazırlanamaz. Bülent şık bir yurttaş olarak yurttaşın nitelikli hali olan bir yurttaş olarak ödevini yerini getirmiştir.

“Bu dava AİHM içtihatına açıkça aykırıdır”

Şık’ın avukatlarından Avukat Tora Pekin:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, demokratik toplumda herhangi bir sınırlamanın gerekliliğini talep eder.  Ümraniye’de metan gazı sıkışması sonucu oluşan patlamada AİHM’deki özel bir kararı vardır.
AİHM bu olayda bildiği halde yurttaşları bilgilendirmediği için Türkiye’yi mahkum ediyor. 25 yıl aradan sonra bu dosya ile ne kadar benzerlik gösterdiği ortada.  Şık bu dava ile uğraşmak yerine bilimsel üretimine devam edebilirdi. Hangi bilgi engellenmek isteniyor, ya da ceza davasının konusu haline getiriliyor. Hiçbir acil ihtiyaca karşılık gelmiyor bu ceza. Bülent şık’ın yayımladığı bilgiler bilimsel bilgilerdir. TÜİK’in 2019 araştırmasında Türkiye halkının yüzde 25 i kanserden ölüyor. TÜİK’in kendisi de bunu söylüyor. Bilgilerin daha önce yayımlanmış olması bilirkişi tarafından raporlandı. Bizim hocamızın yaptığı bu bilgileri toplu şekilde sunmak. Bu yayınlanınca ne oldu?
İnsanlar kendileri için yaşamsal öneme sahip bilgileri öğrenmiş oldu. Kimsenin canı yanmadı insanlar sadece bilgilendi. Bu açılan davanın AİHM içtihatına açıkça aykırıdır.

Son sözleri sorulan Şık “Beraat talep ediyorum” dedi.

1 yıl 3 ay hapis cezası

Aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti Şık’a görevine ilişkin bilgileri açıklamaktan 1 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Şık’ın hükmün açıklanmasının ertelenmesini kabul etmediğinden ceza ertelenmedi. Şık diğer suçlamalardan beraat etti. Şık’ın avukatları kararı istinafa götüreceklerini bildirdi.