Burjuva siyasetin buhranı – İhsan Hacıbektaşoğlu

Kılıçdaroğlu kim? Ana muhalefet partisi CHP’nin genel başkanı. Ana muhalefetin görevi partisini iktidara taşıyacak politik çözümler üretmektir.

Peki Kılıçdaroğlu ne yapıyor? Her defasında iktidar partisine çetrefilleşmiş sorunları nasıl çözeceğini maddeler halinde sıralayarak anlatıyor.

Kılıçdaroğlu belli ki iktidar olmayı istemiyor. AKP’ye akıl hocalığı yapıyor.

Aklıma geçmişteki siyasi liderler geldi. S. Demirel, N. Erbakan, B. Ecevit gibi liderlerin sadece biri olsaydı AKP çok fazla dayanamazdı. Eminim ki bunlar AKP’yi savurup atarlardı.

Yeni dönem burjuva siyaset bildiğimiz her şeyi unutturdu. Görünen o ki siyasetin denklemi “iktidar partisi ve ona en kritik süreçlerde koltuk değnekliği yapan muhalefet” olarak kurgulanmış. İşler karıştığı anda “iktidarı ve muhalefeti aynı ipe dizilmekten” geri durmuyor.

Birde şu HDP olmayaydı her şey çok daha iyi olurdu. Sistem saat gibi işlerdi. HDP  her defasında işleyen çarka çomak sokup arıza yaratıyor. Bunca bedel ödedi ama yine de rahat durmuyor.

Kılıçdaroğlu bugün yine AKP’ye 16 maddelik ekonomik buhrandan çıkış paketi sundu.

Gelde gülme…

Oysa şöyle demesi gerekmez mi Kılıçdaroğlu’nun. Eyyy Erdoğan! Memleketi yangın yerine çevirdin. Beceremiyorsun artık. Bırak ve git. Ben ülkeyi cehennemden çıkarıp cennet yapacağım. Eyy halkım duy sesimi ve destek ver bana. Elbirliğiyle bitirelim bu karanlık dönemi.

Ne ki Kılıçdaroğlu böyle demiyor, diyemiyor. Çünkü o da biliyor ki gemi hızla su alıyor. Ha battı, ha batacak. Böyle seyreden geminin kaptanlığını almak istemiyor.

Kılıçdaroğlu’nun tavrı başka nasıl anlaşılabilir ki.

Şöyle bir baktığımızda göreceğiz ki muhalefetin çaresizliği AKP ve MHP’de de var.

AKP gerçek bir cadı kazanı. İçinde birçok dinamik var. Kimse bir diğerine güvenmiyor. Her dinamik diğerinin kuyusunu kazmak için var gücüyle çalışıyor. Bir tarafta pelikancılar, diğer tarafta S. Soylu’yu destekleyenler, Hulusi Akar ayrı bir muamma, cemaatler gayya kuyusu.

Bu dinamikler kendi güçlerini büyütmek için her türlü dolabı çeviriyor.

Örneğin pelikancıların başında olan Berat Albayrak S. Soylu’ya karşı güçlü bir yıpratma faaliyeti yürütüyor. Basında çok kez yer aldı biliyoruz. İstanbul emniyeti ve AKP teşkilatı Berat Albayrak’ın elindeymiş. S. Soylu İçişleri Bakanı olduğu halde buralara söz geçiremiyormuş.

Sonuç olarak AKP’nin içi çıfıt çarşısına dönmüş durumda. Bu iç çatışmalar zaman zaman küçük ölçekli patlamaları açığa çıkarıyor. Şayet bugüne kadar büyük bir patlama olmadıysa bunun nedeni tüm dinamiklerin birbirlerine göbekten bağlı olduklarını biliyor olmalarında yatmaktadır. Hemen eklemekte fayda var, şimdilik durum budur. Her an her şeyin değişme olasılığı yüksektir.

MHP mevcut tablodan en kazançlı çıkmak için her türlü kılığa girmekten geri durmuyor. Devlet içinde kadrolaşmak için sessiz ve derinden bir çalışma yürütüyor. Oldukça iyi bir yol aldıklarını söylemek ise mümkündür. Beka meselesi üzerinden AKP ile yürüttüğü ittifak sanıldığı kadar samimi değil. Bunu iki tarafın kurmayları da çok iyi biliyor. Kimin diğerini daha çok kullandığının önemi yok. En güzel tanım karşılıklı kullanma hali olarak ifade edilebilir.

İşte kısaca ülkenin siyasi tablosu budur. Bu tablo yönetememe halinin tam da kendisidir.

İktidarı da muhalefeti de çaresizdir. Meral Akşener’in “gelin bir masa etrafında buluşup ortak hareket edelim” çağrısı çaresizliğin dile gelmiş halidir. Burjuva siyasi kurumları arasında sözde ayrımlar ilk kez tümden bu ölçüde silikleşti. Bu halleri ile “yok aslında birbirimizden farkımız, hepimiz sermayenin partisiyiz” diye haykırıyorlar. Zaten beka dedikleri de sermaye düzeninin bekasıdır.

Tek tipleşen burjuva siyesetin tam karşısına işçi ve emekçilerin siyasi kanalını açmak artık daha da kolaydır. Zemin bunun için oldukça müsaittir.

Açığa çıkan temel çelişki emek sermaye çelişkisidir.

Sermaye sınıfı yaşadığı derin krizlere rağmen çok yönlü örgütlülüğünü sürdürmektedir. En kritik zamanlarda aynı masanın etrafına oturup aynı ipe dizilebilmektedir.

Aynı masanın etrafına oturup aynı ipe dizilme sırası işçi ve emekçi halkların acil görevidir.

Şayet bunu gerçekleştiremezsek krizin faturasını en ağır biçimde işçi ve emekçilere ödetecekleri kesindir.

Zaman tüm korku ve kaygıları geride bırakıp saf tutma zamanıdır. Bunu yapmak zor değil.