COVID-19 bir sağlık ve sistem sorunu. Peki biz ne yapmalıyız? – Birleşik İşçi Kurultayı

Aralık ayından bu yana tüm dünyayı etkisi altına alan, bugün “salgın” olarak ifade edilen Covid-19 ülkemizde de etkisini arttırmıştır. Olay Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıktığında ülkemiz de dünyanın diğer ülkeleri gibi önemsemedi ve gerekli önlemleri almayarak izleyici pozisyonunda kaldı. Hatta İtalya gibi bir çok ülke bu salgını mevsimsel grip olarak değerlendirip geçiştirdi. Bugün gelinen noktada Covid-19 hepimiz için bir tehdit unsurudur.

Gerçekçi olmak ve en kötü ya da en iyi şartlar altında bu gerçekleri hatırlayarak hareket etmek biz işçi sınıfı için oldukça önemlidir. Bugün kapitalizmin sağlık sisteminin durumu tüm çıplaklığı ile ortadadır. Amerika’da daha düne kadar parası olmayana test bile yapılmıyordu. İtalya’da savaş triajı uygulaması tartışılıyor. Bu insanlık adına sizce de utanç verici değil mi? Ülkelerin bir kısmında bu sorun özel hastanelere el koyularak kamulaştırılma yoluyla çözülmeye çalışılmaktadır. Çünkü kamunun elindeki hastaneler bu durumu kaldıramamıştır. İnsanlar yoğun bakım üniteleri ya da solunum destek cihazları yeterli olmadığı için ölmektedir.

Ülkemizde ise gerek sağlık bakanlığı gerekse ona bağlı hareket eden bilim kurulu gerekli önlemlerin alındığını iddia etse de tablonun gerçeği yansıtmadığı aşikardır.
Mesela ilk vaka olduğu iddia edilen vatandaşın ilk olup olmadığı tartışmalıdır. İlk ölümlü vakanın açıklandığı tarih 17 Mart’ı 18 Mart’a bağlayan gecedir fakat Aytaç Yalman pazar günü hayatını kaybetmiştir ve ancak eşi ve yakınlarının da pozitif olduğu anlaşılınca gerçek ölüm sebebi açıklanmıştır. Muhtemelen bunun gibi medyaya yansımayan, test yapılmadığı için tespit edilemeyen ama hayatını kaybeden daha fazla sayıda vaka vardır.

Ya da elimizdeki verilere göre şu anda binlerce kişi hastanelerde gözetim altındadır. Bu kişilere yapılan testlerin sonuçlarının açıklanma süresi ortalama 7 gündür. Dolayısıyla tespit edilene kadar tedaviye erişemiyorlar hatta bazı hasta yakınlarının kendi imkanları ile eczanelerden ilaç temin etmeye çalıştığı biliniyor. Hastanede tedavi görenlerin teste erişimi bu kadar zorken siz bir de kontrolsüz bir biçimde virüsün yayılma alanlarını ve hızını düşünün. Yakınlarda sağlık bakanlığı günlük test sayısını 2000’e çıkardığını açıkladı. Sizce bu sayı sonuçların neredeyse %10 unun pozitif çıktığı bir durumda yeterli mi? Test sayısının bu kadar düşük olması anlaşılabilir değildir.

Peki bu Bioeksen firması nedir ya da kimindir? Neden test kapasitesi bu firma ile sınırlı kalmaktadır. Ülkemizde 100000’lerce kiti yurtdışına satan başka firmalar da vardır. Neden test kapasitesi arttırılmamaktadır? Güney Kore örneğini önemsemek gerekir. Haftada 250 000 test yaparak büyük oranda salgının önünü kesmiş ve karantina kısmını organize edebilmiştir. Bugün salgının ne kadar yayıldığı dünya ölçeğinde de belirsizdir. Dolayısıyla virüs kontrolsüz bir biçimde yayılımını ülkemizde de sürdürmektedir. Bunları ifade eden doktorlara ise özür diletilmekte, ahlaksızlıkla, kaos yaratmakla suçlanmaktadırlar. Ama konu bizim açımızdan nettir. Bizler imkanların neden bizim için kullanılmadığını ve gerçeklerin neden saklandığını soruyoruz.

Ülkemizde ekonomik kriz zaten derinleşmişken üstüne bir de bu süreç binince, yaşam koşulları biz işçi ve emekçiler için daha da çekilmez bir hal almıştır. Birçok işyerinde işten çıkarmalar, ücretsiz izinler söz konusudur. Ekonomik durumu zaten bozuk olan pek çok esnaf bu süreç ile birlikte iflas etmiştir. Hazır lafı açılmışken, açıklanan paketten elbette biz işçi ve emekçilere bir şey çıkmamıştır. Tedbirlerin ve desteklerin patronlar için olduğu aşikardır. Bu tablo bizim için kabul edilebilir değildir.

Biz başta toplumun gençleri olmak üzere herkese sesleniyoruz.
Hem dayanışmayı, hem de direnişi beraber büyüteceğiz!

1. Sağlık çalışanları ve sağlık çalışanlarına tedarik sağlayan arkadaşlarımız (maske, eldiven, tıbbi sarf malzemesi vb) hariç herkes ücretli izinli sayılmalıdır. Sağlık çalışanlarımızın tümü vardiyalı çalışma sistemine geçmelidir ve toplumun geri kalanı destek sunacak şekilde bu işin bir parçası haline getirilmelidir. Bunun için TTB ve sendikalar birlikte hareket etmelidir. Ekonomik krizin yükü biz işçi ve emekçilere değil şirketlere yıkılmalıdır.

2. Mahallelerde gençler aracılığıyla dayanışma komiteleri kurulmalıdır. 50 yaş üstü ve/veya akciğer, kalp gibi rahatsızlığı olanların evden çıkamama durumlarına destek olmak için ihtiyaçlar bu dayanışma komiteleri aracılığıyla sağlanmalıdır. Evinde gıda ya da hijyen ürünü ihtiyacı olanlar için benzer organizasyonlar yapılmalıdır. Mesela maskeler evlerde üretilebilir ya da evimizdeki dezenfektanları paylaşabiliriz.

3. Sağlık bakanlığı gerekirse tüm sağlık kurumlarını kamulaştırmalıdır. Hem tedavi hem de tespit için yapılması gereken her şey hızlıca devreye sokulmalıdır.

4. Sağlık emekçileri zaten baskı altında çalışmaktadır. Bunun üzerine bir de siyasi baskı eklenmemelidir. Asıl ahlaksızca olan sağlık çalışanlarına zorla özür diletmektir. Sağlık çalışanlarına toplumsal destek sağlanmalıdır.

5. Halk sağlığı, işçi sağlığı herşeyden önce gelmelidir. Bunun için işyerlerinde alınmayan önlemler varsa çalışmamak haktır. Bütün işçi arkadaşlarımız böyle durumlar ile karşı karşıya kaldığında mutlaka müdahale etmelidir.

Biz bu sürecin her açıdan takipçisi olmaya devam edeceğiz. Tüm işçi birlikleri bu sorumluluğu paylaşmalıdır.

BİRLEŞİK İŞÇİ KURULTAYI