Daha da ceberut bir Saray rejimi geliyor!* – Celal Başlangıç

Takke düşsün ama kel görünmesin derdindeler. Ama çoktan maske düştü bıyık göründü. Başarısızlıkları, beceriksizleri arttıkça baskıları da, zulümleri de çoğalacak. Becerebilirlerse…

“İşkilleniyorum” diyordu İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Yerel hükümetle merkezi hükümet sözlerinin 12 saat arayla bazı kanallarda tesadüfen söylendiğini düşünmüyorum.”

“Yerel hükümet” sözünün iki TV kanalında art arda söylenmiş olmasından “işkilleniyor”du Bakan Soylu.

Bu durumu başta İstanbul ve Ankara olmak üzere ülke genelindeki muhalif belediyelerin salgından etkilenen yurttaşlar için başlattıkları yardım kampanyalarını yasaklama gerekçesi olarak açıklıyordu.

Soylu’ya göre bu “yerel hükümet” sözü işi özerkliğe, hatta federasyona kadar götürebilirdi maazallah.

Belli ki AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan da “şahsının bakanı” Soylu ile aynı görüşteydi; “Devlet içinde devlet olmaz” diyordu.yere

İşin aslı ne Erdoğan’ın ne de Soylu’nun ürktüğü gibiydi.

FOX TV Ana Haber Sunucusu Fatih Portakal “hem merkezi hükümet hem de yerel hükümet” demişti ama sonra da “yerel yönetim yerine dil sürçmesi sonucu yerel hükümet dediğini” bütün mecralarda sesiyle, görüntüsüyle açıklamıştı.

İkinci “yerel hükümet” vakası da Halk TV’de Gökmen Karadağ’ın programında gündeme gelmişti. Karadağ’ın ağzından böyle bir söz çıkmamış, ancak bir KJ hatası sonucu ekranda “yerel hükümet” yazısı çıkmıştı.

Mesele bu kadar basitti ama iktidar kanadını “işkillendirmeye” yetmişti!

Oysa Erdoğan Başbakanken, Bakan Soylu da muhalif bir partinin genel başkanıyken bu görüşlerinin tam tersinde hemfikirdiler.

AKP’nin en azılı muhalifiyken Soylu, Gülen Cemaatinin “amiral gemisi” televizyonu Samanyolu’na çıkmış, güçlü yerel yönetimleri savunmuştu DP Genel Başkanı olarak.

“… bu yerel yönetim mantığıyla da bu işi sürdüremezsiniz. Belki Amerika’daki, Almanya’daki sistem gibi yapamazsınız ama döner Fransa’daki sistem gibi yarı merkezi yarı yerel bir idareyi kendi insanınıza güvenen bir idareyi ortaya koyarsınız.”

Başbakan olduğu yıllarda katıldığı bir canlı yayında Erdoğan, Soylu’dan da ileri gitmişti:

“Dünyada gelişmiş, güçlü ülkelere bakarsanız bunların hiçbirinde eyalet endişesi, eyalet korkusu diye hiçbir şey yoktur. Tam aksine eyalet yapılanmaları oluştuğu ülkede çok daha süratle kalkınmayı getirir ve demokraside özellikle siyasi rekabeti getirir. Bu bir güçlenme alametidir. Gelelim bizim kendi tarihimize. Osmanlıya baktığımız zaman güçlü Osmanlı’da çok daha enteresan şey var. Mesela Lazistan eyaleti var, Kürdistan eyaleti var. İniyoruz güneye orada aynı şekilde eyalet sistemleri var. Niye? Osmanlı güçlü…”

“Nerdeeen nereye” değil mi.

Bir süre önce güçlü yerel yönetimleri savunan Soylu, “yerel hükümet” sözünden “işkilleniyor”, daha dün eyalet sistemini savunan Erdoğan “devlet içinde devlet”i tehlikeli buluyor.

Yoksa Türkiye artık eyaletten korkacak, endişe edecek kadar güç mü kaybetti?

Erdoğan’ın geçmişteki sözlerine, bugün durduğu yere bakarsak, öyle.

AKP-MHP ikilisinin Meclis’e getirdiği infaz yasasındaki değişiklikler bile böyle bir korkunun, endişenin göstergesi.

Muhalif siyasiler, iktidarı sosyal medya hesapları üzerinden eleştirenler, eylem yapan öğrenciler, haber yazan gazeteciler, köşe yazarları, adaletin peşine düşen avukatlar cezaevlerinde kalacak; katiller, hırsızlar, rüşvetçiler, tecavüzcüler tahliye edilecek.

AKP-MHP ikilisi sadece kendi yandaşlarına örtülü af çıkartacak, kendinden olmayan herkesi haksız, hukuksuz biçimde cezaevinde tutarak siyasal intikam alacak.

Aynı yasa değişikliği içersinde basit suçlardan kısa süreli hapis cezası alanlara da “erteleme” yerine cezasının belli bir bölümünü cezaevinde geçirmesi şartı getiriliyor. Böylece sosyal medya üzerinden yapılacak en küçük muhalefeti bile cezaevinde yatırmakla tehdit edecekler.

Buradan da anlaşılıyor ki, iktidarın derdi salgına karşı cezaevlerini boşaltmak değil, daha çok muhalifi içeri tıkmak için tıka basa dolu olan mahpushanelerde yer açmak.

Bu yasa değişikliğiyle muhalif basını, gerçekleri yazan gazeteleri de cezaevlerine sokmayacaklar.

Şu anda TBMM’de görüşülen yeni yasa değişikliğine göre Basın İlan Kurumu aracılığıyla resmi ilan ve reklam yayınlama hakkı bulunmaya gazeteler de ceza infaz kurumuna kabul edilmeyecek.

Böylece hangi gazetenin cezaevlerine gireceğine AKP’nin kontrolündeki Basın İlan Kurumu karar verecek.

Sosyal medyaya da daha ağır bir sansür getirme hazırlığında Saray iktidarı.

Yasa değişikliğiyle Twitter, Facebook gibi sosyal medya platformlarının yükümlülüklerini arttırarak Türkiye insanının sosyal medya üzerinden haberleşmesini, bilgi sahibi olmasını, iktidarı eleştirmesini engellemek istiyorlar.

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin açıkladığı Mart ayı raporuna göre geçtiğimiz ay 15 gazeteci gözaltına alınmış, sekizi tutuklanmış, 12 gazeteci hakkında soruşturma açılmış.

İstiyorlar ki; gazeteciler, sosyal medya kullanıcıları Saray rejiminin bu kriz sürecinde ülkeyi nasıl yönetemediğini, Türkiye’yi nasıl içinden çıkılmaz bir krize sürüklediğini teşhir etmesinler.

Takke düşsün ama kel görünmesin derdindeler. Ama çoktan maske düştü bıyık göründü.

Başarısızlıkları, beceriksizleri arttıkça baskıları da, zulümleri de çoğalacak.

Ufukta daha da ceberut bir Saray rejimi görünüyor! Becerebilirlerse…

(*) Bu yazı ilk olarak 10.04.2020 tarihinde artıGerçek’te yayımlanmıştır.