Dayanışma ağları… – İhsan Hacıbektaşoğlu

Bir yerde insan varsa çözüm de vardır. Ne kadar doğru bir sözdür bu…

Coronavirüs salgını dünyayı esir aldı. Ülkemizde bu salgından azade değil. Nitekim giderek artan oranda salgın yayılıyor. Sağlık bakanlığının her gün yayınladığı verilerin gerçeği ifade ettiğini düşünmek hayal olur.

Salgına karşı önerilen korunma yöntemleri ise çözüm değil. Daha doğrusu gerçekçi değil. Ne öneriyorlar; temizliğinize dikkat edin, evde kalın.

Temizliğe dikkat ederiz de evde nasıl kalacağız? Çalışanlar için evde kalmak aç kalmaktır. Bu kadar açık.

Hükümet salgın başladığı anda bir dizi önlemler aldığını kamuoyuyla paylaştı. Örneğin kronik hastalığı olanlar ve 65 yaş üstü insanlara sokağa çıkma yasağı koydu. Evde kalanlara ise devletin elini uzatacağını, yardım yapacağını bildirdi.

Bir kere “yardım” sözcüğü yanlış. Yardım, ihtiyacı olana “sadaka” anlayışıyla yapılır. Doğru söz “dayanışmadır.”

Hemen hatırlayalım; Erdoğan zenginlere 100 milyar lira, tüm yaşlılara da kolonya ve maske sözü vermişti. Zenginlere verilen söz yerine getiriliyordur. Bundan eminiz. Belli ki yaşlılara verilen söz “sadece söz” olarak kaldı. Şu ana kadar evine maske ve kolonya giden yok.

Hükümet ayrıca kaymakamlıklara bağlı “vefa timleri” kurduğunu müjdelemişti. İsmi bile problemli.  Tim askeri bir kavram. Hasılı militarizm ruhlarını esir almış. Yaşlılara duydukları vefayı timlerle taşıyacaklarmış. Bu arada gelen duyumlar timlere ulaşmanın imkansıza yakın olduğu yönünde.

Hasılı hükümet maliyeti çok düşük sözleri dahi yerine getirmekten aciz. Durum bunu gösteriyor.

Hemen bir noktaya değineyim. Bu ülkede sayısız islami vakıf ve dernek var. Dünyanın değişik bölgelerinde zorda olan müslümanlara yardım ulaştırmak için sürekli kampanyalar yapıyorlardı.Hem de salya sümük ajitasyonlar eşliğinde. Elbette sürü ile yolsuzluk ayyuka çıkıyordu.  Peki bu dernek ve vakıflar şimdi nerede? Anlaşılan ölüm korkusu sarmış ruhlarını. Evlerinden çıkmıyorlar. Ayrıca muhtemelen tuzları da kurudur onların…

“Irmağının akışına ölürüm Türkiyem” diyenleri de eklemek lazım. Hangi Türkiye’yi sevdikleri en kritik zamanlarda anında ortaya çıkıveriyor. Onlar da parayı seviyor. Kim onlara para veriyorsa onun kılıcını kuşanmaktan geri durmadılar bu güne kadar.

Milyonlarca insan özellikle büyük kentlerde çaresiz biçimde evlerine hapsolmuş durumda.

Ne devlet, ne belediyeler, ne de islami vakıf ve dernekler şov yapmanın dışında harekete geçmiyor. Milyonlar kaderleriyle baş başa bırakılmış.

Tam da bu noktada yaşam tüm üretkenliği içinde kendi yolunu açıyor.

İlk anda İstanbul’da devrimci gençlerin önderliğinde “dayanışma ağları” her ilçede boy vermeye başlıyor. Gençler tüm riskleri göze alarak milyonlarca insanın umudu oluveriyor.

Bugün Direnişteyiz haber sitesinde dayanışma ağlarının sözcüleri canlı yayına çıktı. Gözlemlerini aktardılar. Onları dinledik ve İstanbul’da mevcut tablonun hiçte bize anlatılanlar gibi olmadığını kavradık.

Bir kaçını buraya almak isterim.

Bir ilçede muhtarlara giderek dayanışmayı birlikte örgütleyelim ya da biz size yardımcı olalım önerisi getirmişler. Muhtarlardan aldıkları yanıt ise “bize böyle dayanışmalarla çalışmayın talimatı geldi” olmuş.

Bir diğer ilçede ise hastane çalışanlarından maske yardımı talep edilmiş. Gençler maske talebini dayanışma yaparak ulaştırmışlar.

Hemen ekleyeyim, gençler maske, bone gibi sağlık malzemelerini üretmeye yönelik proje üzerinde de çalışma başlatmış.

Dayanışmacı gençler “yardım” sözünü asla kullanmıyor. Yardım sözünün sadaka anlayışına denk düştüğünü ve düşkünlük olduğunu ifade ediyorlar. Birlikte el ele bu zorlu süreci aşacağız kararlılığını gösteriyorlar.

Sadece bu kadar değil. Gençlerin evlerde kalanlara bir de önerileri var.  Evlerinizde geçirdiğiniz zamanı size önerilen yoz kapitalist kültürün filmlerini izleyerek geçirmeyin. Bu süreçten nasıl eşit, özgür dayanışmacı bir dünya çıkartırız üzerine üretim yapın diyorlar.

Bu öneriye katılmamak olur mu.

Ve insan en çetrefilli dönemde bile mutlaka ayakta kalmak için bir yol buluyor.

“Dayanışma ağları” giderek büyüyor.

Bugün beş genç umudun ve geleceğin timsali olarak çıktı karşımıza. Güçlerinin yeterli olmadığını üzgün bir dille de beyan ettiler. Bunu kabul etmek mümkün değil. Ben ekrana baktığımda beş genç görmedim. Onlar koca bir dünyayı ekrana sığdırmışlardı.

Bugün atılan küçük adımlar yarının hakimi olacak. Buna kuşku duymayalım…

Ve aslında “dayanışma ağları” Gezi Direnişinin bu topraklara ne güçlü tohumlar ektiğini bir kez daha bize gösterdi.

Hasılı kimse karamsar olmasın. Umut dimdik ayaktadır….