Demirtaş CHP’nin biletini kesti: Bizden bu kadar! – Koray Düzgören

‘Kürtler kimsenin marabası ya da payandası değildir. Kürtlere sadece savaşı ve ölümü reva görenleri, Kürtler de günü geldiğinde tanımazlar.’

Spor medyasının çok kullandığı, hafif argo içeren bir başlık oldu ama içinde bulunduğumuz politik gerçekliği çok anlaşılır bir biçimde açıklıyor.

Edirne zindanında rehin tutulan HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da savaşı (İktidarı) destekleyen, bu savaşın bir parçası olarak uygulanan kayyım atamalarına karşı beylik açıklamalarla durumu idare etmeye çalışan CHP’ye, “Bizden bu kadar” diyor.

CHP’nin, iktidarın sınır ötesine, Irak ve Suriye’ye asker gönderilmesine ilişkin savaş tezkeresini desteklemesi nedeniyle yazdığımız yazılarda da belirttiğimiz gibi, ana muhalefet bu son devletçi tavrıyla bütün inandırıcılığını yitirdi.

Özellikle Kürtler ve HDP seçmeninin gözünde…

31 Mart yerel seçimlerinde ve 23 Haziran’da yenilenen İstanbul seçiminde Kürtlere, HDP seçmenine, “Bağrınıza taş basıp, gidip benim hatırım için CHP’ye oy vereceksiniz” diyen ve böylece iktidarın, başta İstanbul olmak üzere büyük kentlerin belediyelerini kaybetmesini sağlayan Demirtaş bu konuda muhalefete çok sert eleştiriler yöneltiyor.

Yeni Özgür Politika Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan Demirtaş, “Barış yerine savaş politikalarını savunanların siyaseti, iktidarın yanında olan herkese kaybettirir. Hiç kimse bugünleri unutmayacak, muhalefetin yerinde olsam Kürt halkını hafife almazdım” diye devam ediyor.

Bir önceki yazımda atıf yaptığım KONDA’nın Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın bu konudaki saptaması da aşağı yukarı aynıydı:

“CHP, 23 Haziran’da Kürtlerden aldığı desteği bir daha zor alır.”

Ağırdır, Suriye harekâtı süreci bittiğinde bütün partilerin ve kurumların bu savaştan etkileneceğini ifade etmiş ve “CHP, 23 Haziran’da Kürtlerden aldığı desteği zor alır. CHP’nin bu süreçteki pozisyon alışı, bu süreç bittiğinde CHP içindeki önceki arayışları ve gerilimleri yeniden tetikler. Kürtlerin dünyasındaki duygusal kırılmaların ülkeye ve geleceğimize bir bedeli olacaktır.” demişti.

Kürtlere 13 kayyım atanmasına rağmen chp tepkisiz

Ağırdır’ın açıklamasından hemen sonra HDP’nin 12 belediyesine ilaveten Cizre’ye de kayyım atandı ve CHP hala tepkisizliğini sürdürerek sıradan resmi açıklamalarla durumu idare etmeye çalışıyor.

Bu arada iktidar da çeşitli mekanizmaları kullanarak İstanbul’a yönelik çok geniş kapsamlı bir kayyım operasyonuna başladı.

Önce Haydarpaşa ve Sirkeci istasyonlarının ihalelerine el konuldu ve İstanbul Belediyesi dışlanmış oldu.

CHP bu olayla kendisine kayyım atanmaya başlandığının farkında bile değildi. İmamoğlu ve CHP yöneticileri hala meseleyi yargıya taşıyacağını ve hukuk mücadelesi yapacağını söylüyordu!

Arkasından Boğaziçi Yasası’nın değiştirilerek Boğaz’ın iki yakasına ilişkin yetkilerin belediyenin elinden alınıp Saray’a verileceği haberleri geldi.

CHP yöneticileri yine aynı teraneyi ileri sürüp kayyım gerçeğini anlamak istemediler. Kayyım uygulamasını sadece basit bir keyfi idari uygulama olarak görmek işlerine geliyordu.

Çünkü bu meseleyi biraz daha deştikleri zaman seçimlerin de bir anlamı olmadığı gerçeği ile yüzleşeceklerdi.

Oysa CHP sözcüleri şimdiden erken seçimden, seçim kampanyalarından ve muhtemel seçim başarılarından söz ediyorlar!

Aksi durumda uygulanan hukuksuzluğa karşı çok daha etkin mücadele etmek zorunda kalabilirler ki, CHP’nin üst yönetimi (Ya da CHP’nin devleti) kesinlikle böyle bir şey istemiyor.

Kürt belediyelerine yönelik kayyım uygulamalarının ise çok daha derin bir anlamı var.

İktidar koalisyonu kayyım uygulamaları ile Kürtlerin iradesini toptan yok etmeyi amaçlıyor. Neredeyse Kürtlerin seçme ve seçilme haklarına yönelik bir kısıtlama, hatta yasaklama niyeti söz konusu.

Tam bir sömürge yönetimi anlayışının uygulamalarını görüyoruz.

Suriye’ye yönelik savaş kararı bu uygulamaların genişletilmesi için bir bahane olarak kullanılıyor.

Ve CHP savaş kararına da ‘Evet’ diyerek, milliyetçi ve işgalci hamasete, ‘Ulusal mesele’ diyerek iktidarın arkasında saf tutuyor. Bütün bu uygulamaları da desteklemiş oluyor.

Demirtaş: Kürtler kimsenin marabası değildir

Selahattin Demirtaş da bu nedenlerle, AKP iktidarının Suriye’ye yönelik askeri operasyona destek veren muhalefete tepki gösteriyor.

Şu sözleri çok önemli:

“Kürtler kimsenin marabası, kuyruğu ya da payandası değildir. Bu savaşa koşulsuz destek sunanlar halka özeleştiri borçludurlar. Kürtlere sadece savaşı ve ölümü reva görenleri, Kürtler de günü geldiğinde tanımazlar.”

“Hiç kimse bugünleri unutmayacak. Günü geldiğinde kimse bağrına taş falan basmayacaktır” diyen Demirtaş, “Barış isteyen halka özeleştiri sorumluluğu, savaşın arkasında hizalanan muhalefettedir. Onların yerinde olsam Kürt halkını hafife almazdım” diyor.

Buna rağmen büyük bir sorumluluk bilinciyle bu kızgınlıkların milliyetçi tepkilere savurulmaması için de uyarıyor:

“İnsanlarımız haklı olarak çok öfkeliler ancak bu öfkeyi halklara, bireylere değil zihniyetlere yöneltmektir doğru olan. Bu dönemlerde Kürtlerde yaşanan duygusal kopuş, aşırı milliyetçi savrulmalara yol açarsa bunun kimseye yararı olmaz. Evet, Kürtler öfkeli ve haklı olarak kırılmış, yaralanmışlardır. Bu yaraları sarmanın yolu her zaman duyguyla hareket etmek değildir. Yeri geldiğinde aklımızı öne çıkararak kararlar almak zorundayız.”

Demirtaş başta CHP olmak üzere muhalefete özeleştiri sorumluluğu düştüğünü söylüyor.

“Hiç kimsenin bugünleri unutmayacağını, günü geldiğinde kimsenin bağrına taş falan basmayacağını” belirterek, “O bir kere olur. Barış isteyen halka özeleştiri sorumluluğu, savaşın arkasında hizalanan muhalefettedir. Onların yerinde olsam Kürt halkını hafife almazdım. Bugünden başlayarak kendimi affettirmek için pratikte ikna edici adımlar atardım. Yoksa yarın geç kalınmış olabilir.” uyarısını yapıyor.

“Bizden bu kadar” diyerek bir anlamda Kürtlerin CHP’ye artık güvenemeyeceğini vurguluyor. CHP’nin, amiyane tabiriyle ‘Biletini kesiyor.’

31 Mart yerel seçimlerdeki demokratik hamlenin bütün bu olan bitenden sonra yeniden tekrar etmesinin mümkün olamayacağını söylüyor.

Ama öte yandan, CHP’nin hala kendisini Kürt halkına affettirmek için bazı adımlar atabileceğini de ifade ederek barış ve demokrasi kapısını aralık tutuyor.

CHP, bir çağrısıyla milyonlarca seçmenin tercihini demokrasi mücadelesinin genişletilebilmesi amacıyla CHP’ye yönlendiren ve normal şartlarda asla gerçekleştiremeyeceği bir başarıyı CHP’ye bahşeden bu Kürt liderin açıklamalarına kulak verebilir mi?

Verse, hem parti olarak kendisi için hem de yitip giden bu ülke için mutlaka daha iyi olur.

Vermezse…

Kaynak: Artı Gerçek