Demokrasi İçin Birlik: Bütçe sermaye için değil, halk için harcansın

Demokrasi İçin Birlik (DİB), 4 Aralık Çarşamba günü, TBMM’ye gelen 2020 yılı bütçesi hakkında bir basın toplantsı gerçekleştirdi. İstanbul Makina Mühendisleri Odası’nda gerçekleştirilen basın toplantısında, ekonomistler,  sendika ve meslek odaları temsilcileri, demokratik kitle örgütleri ve siyasi parti ve örgüt temsilcileri katılarak, kendi alanlarına dair, bütçeye ilişkin görüşlerini açıkladılar.

Bütçe hakkının en temel hak olduğunu vurgulayan birlik, halkın ve örgütlü temsilcilerin katılım göstermediği bir süreçten halkın yararına bir sonuç çıkmayacağını kaydetti.

“Bütçe hakkı en temel haktır”

DİB adına ortak açıklamayı Yazar Ayşegül Devecioğlu okudu. Bütçe hakkının en temel hak olduğuna vurgu yapan Devecioğlu, halkın ve örgütlü temsilcilerinin katılmadığı bir bütçe sürecinden halkın yararına bir sonuç çıkmayacağını söyledi. Devecioğlu, “Halkın, demokratik toplum kuruluşlarının, sendikaların, yurttaşların ödedikleri vergilerle yaratılan kamu kaynaklarının hangi amaçla kullanılacağını belirleyemediği, hesap soramadığı, denetleyemediği, katılımcılıktan uzak, şeffaf olmayan bir bütçe süreciyle karşı karşıyayız” dedi.

“Kamu kaynakları askeri harcamalar ve sermaye için harcanıyor”

Toplumun büyük bir kesiminin açlık ve yoksulluk sınırında yaşamını sürdüğünün altını çizen Devecioğlu, “Meclis komisyonlarından geçen 2020 yılı bütçesinde, üretken bir ekonomiden, işsizliğin giderilmesinden, yoksulluğun önlenmesinden, eğitim, sağlık, barınma hizmetlerinin geliştirilmesinden, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak önlemlerden eser yok. Enflasyon ve ekonomik krizin getirdiği hayat pahalılığı, yaşam koşullarının iyileştirilmesini sağlayacak ücret artışı da gözetilmiyor. Çalışanlar ve yoksullar üzerindeki vergi yükü artırılırken, kamu kaynakları öncelikle ve esas olarak, askeri harcamalar ve sermaye kesiminin çıkarları için harcanıyor” diye konuştu.

“Bütçe hakkı kullanılamaz hale geldi”

Devecioğlu, yurttaşların kamu hizmetlerinin yapılması için verdiği vergilerin nereye, nasıl ve ne kadar harcandığını bilmesi demek olan bütçe hakkının, tek adam rejimiyle birlikte Meclis eliyle kullanılmaz hale geldiğini söyledi ve ekledi: “Cumhurbaşkanlığı bütçesi tüm kamu kurumları arasında ödeneği oransal olarak en çok artan kurum. Cumhurbaşkanlığı bütçesi 2012 yılından bu yana yaklaşık 23 kat artarak 138 milyon TL’den 3,15 milyar TL’ye çıktı. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile tüm kamu kurumlarının üzerinde etkili olabilecek şekilde yetkilendirilen Cumhurbaşkanlığı ofislerine toplam 330.2 milyon TL Hazine yardımı yapılacak. Cumhurbaşkanının hesap vermeden kullanabileceği örtülü ödenek toplamı 5.4 milyar TL. 8.7 milyarlık TL’lik yedek ödeneğin kullanım hakkı da Saray’da. Cumhurbaşkanının tek başına kullanma yetkisi olan 14 milyar TL’lik bütçe, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji bakanlıklarının toplamına eşit.”

“Sağlık ve eğitim yatırımları bütçeden değil veli ve hastaların çıkıyor”

Bütçenin savaşa değil kamu hizmetlerine ayrılması gerektiğini söyleyen Devecioğlu, “2020 Bütçe Teklifi, iktidarın kamu hizmetlerine yeterince kaynak ayırmak, tarımı desteklemek, gerçek anlamda istihdam arttırıcı politikalar benimsemek, dolaylı vergileri azaltmak, asgari ücreti vergi dışı bırakmak gibi bir eğiliminin olmadığını ortaya koyuyor. Bütçeden savaşa ve silahlanmaya ayrılan pay beş yılda iki katına çıktı. Eğitimde ve sağlıkta ise özelleşme ve ticarileşmeyle sağlık ve eğitim yatırımları bütçeden değil, müşteri olarak görülen veli ve hastaların cebinden çıkıyor. Eğitim yatırımlarına yapılan harcama, 18 yılda üçte iki oranında azaldı” dedi.

“2020’de toplam vergi gelirlerinin yüzde 67’sini gelir durumuna bakılmaksızın herkesten eşit olarak alınan KDV, ÖTV gibi tüketim vergileri, damga ve harç vergileri gibi dolaylı vergiler, yüzde 33’ünü ise doğrudan vergiler oluşturuyor” diyen Devecioğlu, “Sınıfsal tercihlerle, sermayeyi dolaysız vergilendirmeyen iktidar, emek gelirlerinden çok sermaye gelirleri lehine istisna ve muafiyetlere yer veren bir vergi politikası uyguluyor. Böylece ücretliler hem gelirlerine göre en yüksek vergileri ödeyip hem de kamusal hizmetlerden en az payı alıyor” ifadelerini kullandı.

Devecioğlu son olarak şunları söyledi: “Demokrasi için Birlik olarak, adil ve demokratik bir kaynak kullanımı, yolsuzluk, yoksullukla mücadele için, bütçe hakkı talebini yaygınlaştırmanın önemine inanıyoruz. Ülkemizin kaynaklarının sermayeye, askerlik ve güvenlik harcamalarına değil, yurttaşların eğitim, sağlık, barınma, beslenme, ulaşım gibi temel ihtiyaçlarına kullanılmasını talep ediyoruz.”

“Bütçe emekten yana değil, sermayeden yana”

Basın açıklamasının ardından söz alan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, temel yurttaşlık hakkının ortadan kaldırıldığı bir dönemde bütçe görüşmelerinin başladığını vurguladı ve ekonomik kriz ortamında işsizliğin ekonomik bir veri olmadığını belirtti. “Bütçeler siyasi iktidarın tercihlerini gösterir” diyen Çerkezoğlu, “DİSK olarak insanca yaşanacak bir ücret için mücadele ediyoruz. Sadece işçi sınıfını değil, kamu çalışanları dahil olmak üzere herkesi asgari ücret için mücadeleye davet ediyoruz” diye konuştu.

KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik daha önceki bütçe görüşmelerinde olduğu gibi, bu seferde emekçilerin hakkının gasbedildiğine dikkat çekerek, “Tek adam rejimiyle karşı karşıyayız. Bütçe emekten yana değil, sermayeden yana” cümlelerini kullandı.

TTB Merkez Konseyi adına konuşan Op. Dr. Samet Mengüç, sağlık harcamalarında devlet payının azalmakta olduğunu vurgulayarak, “Sağlık hizmetlerinin finansmanında kişiler tarafından yapılmak zorunda kalınan harcamaların payı yıllar içinde sürekli olarak artarken, devletin payı azalmıştır” dedi.

HDP İstanbul Milletvekili ve Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Erol Katırcıoğlu, bütçe görüşmelerinin halka anlatılamadığını söyledi ve “Neoliberal politikalarla birlikte tarafsızlık adına regülasyon kurumları oluşturuldu. Günümüzde ise tüm kurumlar hükümetin kurumu haline gelmiştir” diye belirtti.

Demokrasi İçin Birlik (DİB)’in açıklamasının tam metni:

BÜTÇE HAKKI EN TEMEL HAKTIR!

Halkın ve örgütlü temsilcilerinin katılmadığı bir bütçe sürecinden halkın yararına bir sonuç çıkmaz.

Halkın, demokratik toplum kuruluşlarının, sendikaların, yurttaşların ödedikleri vergilerle yaratılan kamu kaynaklarının hangi amaçla kullanılacağını belirleyemediği, hesap soramadığı, denetleyemediği, katılımcılıktan uzak, şeffaf olmayan bir bütçe süreciyle karşı karşıyayız.

Ekonomik krizin etkilerinin toplu intihar olaylarıyla da görünmeye başladığı, toplumun büyük çoğunluğunun açlık ve yoksulluk sınırında yaşamını sürdürdüğü günlerde Meclis komisyonlarından geçen 2020 yılı bütçesinde, üretken bir ekonomiden, işsizliğin giderilmesinden, yoksulluğun önlenmesinden, eğitim, sağlık, barınma hizmetlerinin geliştirilmesinden, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak önlemlerden eser yok. Enflasyon ve ekonomik krizin getirdiği hayat pahalılığı, yaşam koşullarının iyileştirilmesini sağlayacak ücret artışı da gözetilmiyor. Çalışanlar ve yoksullar üzerindeki vergi yükü artırılırken, kamu kaynakları öncelikle ve esas olarak, askeri harcamalar ve sermaye kesiminin çıkarları için harcanıyor.

Tek adam rejimi bütçe hakkını ihlal ediyor

Yurttaşların kamu hizmetlerinin yapılması için verdiği vergilerin nereye, nasıl ve ne kadar harcandığını bilmesi demek olan bütçe hakkı, tek adam rejimiyle birlikte Meclis eliyle kullanılmaz hale geldi. Bütçe hazırlama ve sunma yetkisi Cumhurbaşkanına verildi ve Meclis bütçe hazırlanması sürecinde işlevsiz hale getirildi. Oysa 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Yasasıʼnda “Kamu malî yönetimi, Türkiye Büyük Millet Meclisiʼnin bütçe hakkına uygun şekilde yürütülür” deniliyor. 2020 yılı bütçesi, bütçe takvimine uyulmadan, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Yasasıʼna göre sunulması gereken belgeler sunulmadan el çabukluğuyla Meclisʼten geçirilmeye çalışılıyor.

Cumhurbaşkanlığı bütçesi tüm kamu kurumları arasında ödeneği oransal olarak en çok artan kurum. Cumhurbaşkanlığı bütçesi 2012 yılından bu yana yaklaşık 23 kat artarak 138 milyon TL’den 3,15 milyar TL’ye çıktı. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile tüm kamu kurumlarının üzerinde etkili olabilecek şekilde yetkilendirilen Cumhurbaşkanlığı ofislerine toplam 330.2 milyon TL Hazine yardımı yapılacak. Cumhurbaşkanının hesap vermeden kullanabileceği örtülü ödenek toplamı 5.4 milyar TL. 8.7 milyarlık TL’lik yedek ödeneğin de kullanım hakkı da Sarayʼda. Cumhurbaşkanının tek başına kullanma yetkisi olan 14 milyar TL’lik bütçe, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji bakanlıklarının toplamına eşit.

Tek adam kaynakları yutuyor

Halkın, demokratik toplum kuruluşlarının, sendikaların, yurttaşların ödedikleri vergilerle yaratılan kamu kaynaklarının hangi amaçla kullanılacağını belirleyemediği, hesap soramadığı, denetleyemediği, katılımcılıktan uzak, şeffaf olmayan bir bütçe süreciyle karşı karşıyayız.

Ekonomik krizin etkilerinin toplu intihar olaylarıyla da görünmeye başladığı, toplumun büyük çoğunluğunun açlık ve yoksulluk sınırında yaşamını sürdürdüğü günlerde Meclis komisyonlarından geçen 2020 yılı bütçesinde, üretken bir ekonomiden, işsizliğin giderilmesinden, yoksulluğun önlenmesinden, eğitim, sağlık, barınma hizmetlerinin geliştirilmesinden, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak önlemlerden eser yok. Enflasyon ve ekonomik krizin getirdiği hayat pahalılığı, yaşam koşullarının iyileştirilmesini sağlayacak ücret artışı da gözetilmiyor. Çalışanlar ve yoksullar üzerindeki vergi yükü artırılırken, kamu kaynakları öncelikle ve esas olarak, askeri harcamalar ve sermaye kesiminin çıkarları için harcanıyor.

Bütçe savaşa değil kamu hizmetlerine ayrılmalı

2020 Bütçe Teklifi, iktidarın kamu hizmetlerine yeterince kaynak ayırmak, tarımı desteklemek, gerçek anlamda istihdam arttırıcı politikalar benimsemek, dolaylı vergileri azaltmak, Asgari ücreti vergi dışı bırakmak gibi bir eğiliminin olmadığını ortaya koyuyor. Bütçeden savaşa ve silahlanmaya ayrılan pay beş yılda iki katına çıktı. Eğitimde ve sağlıkta ise özelleşme ve ticarileşmeyle sağlık ve eğitim yatırımları bütçeden değil, müşteri olarak görülen veli ve hastaların cebinden çıkıyor. Eğitim yatırımlarına yapılan harcama, 18 yılda üçte iki oranında azaldı. Devlet okullarında paralı eğitim uygulamaları yaygınlaştı, toplumun en düşük gelir dilimindeki yüzde 20’lik kesimi eğitim giderlerini, sağlık ve gıda harcamalarından kısarak karşılıyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı’na orantısız artış

Diyanet işleri Başkanlığı bütçesi ise, 11.5 milyar TL ile sekiz bakanlığı geride bıraktı. Diyanet, yandaş vakıf ve derneklere önümüzdeki 3 yıl içinde 125 milyon TL kaynak aktaracak. Bütçeden dine harcama yapılmamalı, devlet elini dinsel alandan çekerek sadece inanç özgürlüklerini güvenceye almakla yükümlü olmalı. Diyanet İşleri Başkanlığına  ayrılan devasa kaynaklar yoksullar, kadınlar, gençler, engelliler ve yaşlılar için kullanılmalı.

Vergilerden karşılanan kamu kaynakları adil dağıtılmalı

2020’de toplam vergi gelirlerinin yüzde 67’sini gelir durumuna bakılmaksızın herkesten eşit olarak alınan KDV, ÖTV gibi tüketim vergileri, damga ve harç vergileri gibi dolaylı vergiler, yüzde 33’ünü ise doğrudan vergiler oluşturuyor. Oysa, OECD ülkelerinde doğrudan vergilerin, toplam vergi gelirleri içindeki ağırlığı yüzde 70 civarında. Dolaylı vergilerin oranı vergi sisteminin adil olmadığının en temel göstergelerinden biri. Sınıfsal tercihlerle, sermayeyi dolaysız vergilendirmeyen iktidar, emek gelirlerinden çok sermaye gelirleri lehine istisna ve muafiyetlere yer veren bir vergi politikası uyguluyor. Böylece ücretliler hem gelirlerine göre en yüksek vergileri ödeyip hem de kamusal hizmetlerden en az payı alıyor.

Kaynakları adil bölüşmek için katılımcı bütçeleme

Katılımcı bütçeleme, yurttaşların, platform, kooperatif, dernek, sendika gibi toplumun  örgütlü kurumlarının bütçe hakkını kullanabilmek için doğrudan bütçe harcamaları ve öncelikleri ile ilgili süreçlere ve kararlara aktif katılımı anlamına geliyor. Katılımcı bütçe uygulamalarında bu hakkın kullanılabilmesi için yaygın, kurumsal, etkin, kalıcı mekanizmalar yaratılıyor. Demokrasi için Birlik olarak, adil ve demokratik bir kaynak kullanımı, yolsuzluk, yoksullukla mücadele için, bütçe hakkı talebini yaygınlaştırmanın önemine inanıyoruz. Ülkemizin kaynaklarının sermayeye, askerlik ve güvenlik harcamalarına değil,  yurttaşların eğitim, sağlık, barınma, beslenme, ulaşım gibi temel ihtiyaçlarına kullanılmasını talep ediyoruz.