Demokrasi ittifakı ve yeni Anayasa kürsüsü / 12 – Ender Öndeş

1 Mart ve 23 Haziran seçimlerinin ardından Türkiye yeni bir sürece girdi. Tarihinin en ağır yenilgisini yaşayan AKP cephesinde de, muhalefet tarafında da tartışmalar sürüyor, yeni yol haritaları çiziliyor. Bu koşullarda hazırladığımız dosyamızda, görüştüğümüz siyasi odaklar ve toplumsal kesimlere, öncelikle ‘şimdi ne olacak’ sorusunu yönelttik. Gelinen noktada, bir demokrasi cephesinin imkânlarını, mevcut muhalefet toplamının nasıl bir ittifaka dönüştürülebileceğini, bunun hangi temeller üzerine kurulabileceğini sorduk. Aynı çerçevede, yeni bir demokratik anayasa meselesinin nasıl ele alınabileceği de başka bir sorumuzdu. Bu arada yazılı belge olarak anayasanın tek başına bir anlam ifade etmediği, bunun daha geniş bir demokratik dönüşümün parçası olarak nasıl ele alınabileceğini de sorularımıza ekledik. Ortaya çıkan tabloyu okurlarımızla paylaşıyoruz. Bugün Halkevleri Eş Genel Başkanı Nuri Günay, Kaldıraç Hareketi Üyesi Hakan Dilmeç, Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Eylem Tuncaelli ve Toplumsal Özgürlük Platformu Sözcüsü Emrah Arıkuş ile konuştuk.

Geleceğin çalınmasına izin vermeyeceğiz

Nuri Günay /Halkevleri Eş Genel Başkanı

23 Haziran seçimi iktidar cephesinin 31 Mart’ta ortaya çıkan yenilgisinin kuvvetli bir biçimde tescillenmesiyle sonuçlandı. ‘Başkanlık rejimi’nin 6 ayını bile doldurmamışken dikişleri patlamıştı, son seçimle de gayrimeşruluğu birinci yılında ülkenin büyük çoğunluğu tarafından net biçimde ifade edilmiş oldu. Şimdi iktidar kendini onarmaya çalışacak; emperyalistlerden ülkemizin düzen siyasetine düzen güçleri bu tablo üzerinden hareket edecek. CHP yüzde ellinin üstüne çıkma siyasetinin “gereklerine” göre davranacak. Yüzde elliden fazlasını kapsamak siyaseti CHP’nin tercihi olabilir.

Fakat sosyalistlerin tercihi, çizgisi bu olamaz, olmamalıdır. Bugün ekonomik krizin bedellerinin sırtımıza yıkılmak istenmesine karşı antikapitalist bir çizgiyi esas alan sosyalist talepleri yükselten bir mücadele hattı gerekli ve olanaklıdır. Sosyalistler antiemperyalist mücadele ve söylemi büyütmelidir. Kürt meselesinde eşitlikçi, demokratik, barışı esas bir çözüme ülkenin her bir köşe bucağını taraf etmek bugün daha da olanaklıdır. Artık laiklik bayrağı da sosyalistlerin elindedir. Seçimlerde CHP’ye oy vermiş milyonlarca insanın en temel taleplerinden biri laik bir ülkedir.

Yukarıda saydığım başlıkların hemen hepsini aynı zamanda içeren, birçok noktada aşan kadın mücadelesi çok önemli kuvvet ve potansiyeldir. Keza gençlik hareketi üzerindeki baskı ve teröre rağmen kesintisiz mücadeleyi sürdürmektedir.

Kısacası bugün sosyalistler bu “pozitif” tablonun olanaklarını değerlendirerek kendi mücadele programlarını güncellemeli, somutlaştırmalı, beraber yol yürümeyi başarabilmedir. Düzen dışıymış gibi olayları kenardan seyredip, yorumlamak devrimcilerin işi olamaz. Diğer yandan AKP karşıtı yelpazenin içinde erimek en basiti yıllardır süren mücadeleye haksızlıktır. İnsanca yaşamı, demokrasiyi, eşitliği ve özgürlüğü, laikliği temel alan çok temel bir mücadele programıyla başarabileceğimiz çok şey var.

Bağımsız bir çizgi

Çok uzun zamandan beri sosyalistlerin ortak mücadelesini örgütlemek, HDP’yle pozitif bir ilişki kuracak bağımsız sol bir çizgiyi inşa etmeyi hedefledik. Son İstanbul seçiminde de destek açıklayıp kenara çekilmeyi de, yalnızca kendi örgütsel gücümüzle hareket etmeyi de tercih etmedik. Kenardan destekleyip sokakta çalışmasaydık sıradan seçmen, destekçi olacaktık. Kendi kuvvetlerimizle çalışma yapsaydık uzun zamandır gösterdiğimiz çabaya tam denk düşmeyecekti. Bunun için benzer tutum alan sosyalist kurumlara çağrı yaptık; sloganından, çalışma tarzına, söylemine kadar her şeyin birlikte tartışılması için çaba harcadık. Ancak böyle bir çalışmayı TİP’li arkadaşlarla birlikte yapabildik. İstanbul Seninle Kazanacak çalışması bu iki kurumdan ibaret kalmadı. Birçok bağımsız, sosyalist, ilerici insanla beraber yürütülen bir çalışma oldu. Önümüzdeki dönemin mücadelesi bu iktidardan kurtulma mücadelesidir. Bu aynı zamanda AKP iktidarının yaptığı, yapacağı her şeyi başka renk altında yapmaya devam edecek AKP alternatiflerinin de ülkemizin geleceğini çalmasına izin vermeme mücadelesidir. Biz bu bakış açısı ve ilkelere sahip olan herkesle beraber yol yürümeye hazırız.

Ortak güç yaratmalıyız

Hakan Dilmeç/Kaldıraç Hareketi

31 Mart ile 23 Haziran’ı aslında uzun süredir devam eden halkın direnişinin, ‘böyle yaşamama’ iradesinin sandıkta da görünür olması olarak tarif edebiliriz. Bu direniş, bu irade yeni ortaya çıkmış da değildir. 31 Mart yerel seçimleri ve tekrarlatılan 23 Haziran seçimlerinde, Saray Rejim’inin daha önce yaptığı gibi pervasızca hile yapması mümkün olmamış ve Saray Rejimi’nin planları geriletilmiştir. Bu elbette önemli bir kazanımdır ve burada belirleyici olan, halkın direnişidir.

Eşitsiz bir gelişim gösteren bir direniş, aynı zamanda bileşik bir gelişim de göstermektedir. Bu direnişin içinde Kürt halkının ve onun örgütlerinin her türlü direnişi vardır. Bu direnişin sadece bir biçimi açlık grevlerinde tecride karşı direniş olarak ortaya çıkmıştır. Ama savaş, Kürtlerin katledilmesi ve buna karşı direniş, birçok biçimde gelişmiştir.

Bu direnişin Batı’daki ayağı da, daha farklı biçimlerde de olsa sürmektedir. Gezi Direnişi’nin etkileri diye toparlarsak bu direnişi, doğru bir şey yapmış oluruz. Ama bu direnişin içinde, işçi sınıfının farklı biçim ve düzeylerdeki direnişi de vardır. Kadınların her düzeydeki direnişini de kapsamaktadır. AK Parti’ye oy vermiş olup da “artık yeter” diyenlerin içinde kadınların ağırlığı oldukça anlamlıdır. Bu direnişin içinde gençlerin, işsizlerin, emeklilerin direnişi de vardır.

Kalıcı bir direniş gerekiyor

31 Mart-23 Haziran’ın gösterdiği tablo budur. Muhalefet cenahındaki sıkıntı ise muhalefet gibi ‘karmaşıklığı’ndan, farklı hedeflere sahip olmasından geliyor. CHP ve İYİ Parti’de karşılığını bulan burjuva muhalefet, tabiri caizse, direniş içinde olan kitleleri sürece dahil etmeden devleti restore etmek, Saray Rejimi’ni, kabul edilebilir hale getirmek istemektedir. Bunu karşısında, ‘değişim’ için seferber olan kitleler ise net bir program koyamasa da makyajla yetinmeyeceğini her fırsatta dile getirmeye devam ediyor.

Tek yol örgütlenmek

Sonuçta, Saray Rejimi’nin planlarında gerilemeyi sağlayan direniş hattını örgütlü hale getirip, yaygınlaşması, devrimci, demokratik, sol, sosyalist güçlerin görevi olmalıdır. Ekonomik kriz derinleşmektedir. Buna bağlı olarak, krizin yükünü işçi sınıfının, emekçilerin üzerine yıkma politikaları daha da ince şekilde tasarlanarak devreye sokulacaktır. İşçi sınıfı, buna karşı koyacaksa, bunun direnmek ve örgütlenmek dışında bir yolu yoktur.

Rant, yağma ve savaş ekonomisinin her düzeyde, her fırsatta deşifre edilmesi büyük öneme sahiptir. İstanbul seçimleri bunun için iyi bir olanak demektir. Bu nedenle, her mahallede mahalle meclislerinin kurulması, geliştirilmesi önemlidir. Her belediyenin şeffaflık göstermesini istemek, bunu mahalle meclisleri eli ile yapmak önemlidir.

Bu görevleri yerine getirmek üzere, devrimci, demokratik, sol, sosyalist güçlerin ortak bir akıl ve güç açığa çıkarması önemli olacaktır. Önemli olan bunu gerçekleştirmek yönünde konulacak iradedir. Yolu ve yöntemini bulmak o kadar zor olmayacaktır.

Demokratik Cumhuriyet’i inşa etmeliyiz

Emrah Arıkuşu/Toplumsal Özgürlük Partisi Sözcüsü

23 Haziran’da halk güçleri “Faşizme dur” ihtarı vererek bir kez daha kendini gösterdi. Aslında bu Gezi’den bu yana halkın yeniyi arayışı olarak ifade edilebilir. Zaman zaman geri çekilse de her kritik momentte halk güçleri ayağa kalkıyor ve iradesini gösteriyor. Her gündemde kendini ortaya koyan ısrarlı ve inatçı bir kadın isyanı var. Devleti zora sokan Kürt halk hareketi var. İşçiler, Aleviler, doğa savunucuları, LGBTİ hareketi hareket halinde.

Dolayısıyla faşizm topluma kendini kabul ettiremiyor. Kurumsallaşmasının önünde ciddi engeller var. Ekonomik kriz, devlet krizi, rejim krizi, eksen krizi tarafından sarsılan ve zorlanan egemenler kendi hedeflerini gerçekleştiremiyorlar. Demokratik mücadele ekseninin bu hatta oturtulması gerekiyor. Halk güçlerinin arayışının somut ifadesi olan taleplerini ortaya koymalı. Yerel seçimler bu isteğin kararlı bir ifadesiydi. Demokratik muhalefet, savunma zemininden çıkarak cüretkar biçimde bu değişim isteğinin sözcüsü olabilmeli.

Sistemin içinden çıkan ve sistemi onarmaya çalışan “Restorasyon” zemini de bu seçimlerle güçlendi. Halkın taleplerinin bir kısmını görecek ama esasında sermayenin sıkışmışlığına çare olacak bir yönelime sınır çizebilmek gerekiyor. Çünkü özellikle halk güçleri bu restorasyon zeminiyle iç içe geçmiş durumda. Gerçekten bir demokratik muhalefet kurulacaksa halkın öz çıkarlarının ifadesi olacak bir demokratik anayasa mücadelesi başlatılmalıdır. Bu anayasanın içeriği de söz, yetki ve karar hakkının halkta olacağı yerel meclisler aracılığıyla belirlenerek oluşturulmalıdır.

Yerel meclisler belirlemeli

Seçimler AKP’ye muhalefet eden halkın kaynaşmasını sağladı. Bu daha önce Haziran 2015 ve Nisan 2016’da olmuştu. Şimdi bu noktada hedefi belli olmayan muhalefet söyleminden ziyade tüm halkın ihtiyaçlarının sözcüsü olabilecek, alternatifi ortaya koyacak bir ortaklık inşa edilmelidir. İş ve sosyal güvence hakkı, kadın merkezleri, çocuk merkezleri, ekolojik üretim kooperatifleri, eğitim ve sağlık hizmetlerinin ücretsiz olması, inançlara özgürlük, bağımsız yargı, Türkiye meclisinin geniş yetkili yerel meclisler aracılığıyla oluşturulması, merkez bankasının halkın denetimine alınması, gelire göre artan oranlı vergi sistemi, asgari ücretteki verginin ve diğer tüm dolaylı vergilerin kaldırılması gibi taleplerin somutlaşacağı Demokratik Cumhuriyet’in inşasına soyunan bir muhalefet bir araya gelmelidir. Platformu da aşan bir şekilde halkın yan yana geleceği yerel meclisler bu kurucu iradeye sahip olabilir.

Birleşik muhalefet mümkün

Eylem Tuncaelli / Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü

Gerek referandum gerekse 31 Mart yerel seçimlerinde oluşan birlikteliklerin an itibari ile bir Demokrasi İttifakı olduğunu söylemek zor. Ancak asgari müşterekler üzerinden büyütülmesi gereken bir hareket… Tek adam rejimine karşı olmak, kuvvetler ayrılığını savunmak gibi temel taleplerin ortak olduğu bir muhalefet ittifakı diyebiliriz an itibari ile. Mevcut iktidar karşısında, muhalefetin daha genişleyici bir strateji oluşturması şart. Öncelikle kimsenin safı terk etmemesini sağlayabilmek de önemli. Bu da hassas dengeleri gözetecek bir siyasi çalışma gerektiriyor. Yerel seçimlerden sonra oluşan umudun korunabilmesi, kişilerin yaşadığı yerde karar mekanizmalarında olabilmeleri için bir dizi çalışma yürüyor. Birlikte çalıştıkça, birbirimizle etkileşim sürecimiz arttıkça daha fazla argümanı tartışma fırsatımız olacak. İhtiyaçlar üzerinden örgütlenen ve yürüyen bir muhalefet ancak Demokrasi İttifakı’na dönüşebilir.

İnisiyatif artık bizdedir

Bu seçimlerde bütün sol demokratik güçler batıda özellikle büyük şehirlerin AKP’nin elinden alınması konusunda doğru bir seçim stratejisi geliştirdi. Başta HDP olmak üzere tüm demokratik güçler önemli kararlar alıp, özverilerde bulundular. Dolayısıyla bundan sonraki süreçte de bu demokratik kesimler kendi öncelik ve gündemlerinden önce toplumun taleplerini göz ardı etmeyen bir yerden bir araya gelmenin yol ve yöntemlerini geliştirirlerse, toplumsal kesimlerin birleşik demokratik muhalefet etrafında bir araya gelip, hareket etmesi sağlanabilir. Bu süreçte CHP’nin de demokratik muhalefet güçleri arasında kalması için çaba gösterilmelidir. Artık değişim ve dönüşüm iradesi AKP’nin elinden alınmıştır. Şimdi doğru adımlarla, en geniş kesimlerin demokratik talepler etrafında kümelenmesini sağlayacak bir çalışmanın hızla yürütülmesi gerekiyor.