Deniz bitti, ne yardımı… – İhsan Hacıbektaşoğlu

Hani bir Hakan Şükür vardı. ‘Fetö’nün şemsiyesi altına girmeyi tercih ettiği için külfe yekün olmuştu. Hasılı yanlış ata oynamıştı.

Bu Hakan Şükür vakti zamanında ‘Fetö’ kontenjanından vekil seçilmişti. Bu duruma muhtemelen kendisi de şaşırmıştı. Çünkü meclise hiç uğramadı, TRT’de spor yorumculuğuna devam etmişti.

Ne zaman ki aralar bozuldu o da bildiği kadar konuşuverdi. İyi hatırlıyorum, şöyle demişti “şimdi ön sıralarda oturan bir vekil yanıma gelip bana, çeşme akıyorken küpünü doldur, üç dönem çok çabuk geçiyor” dedi.

Ne acı değil mi?..

Oysa AKP iktidara gelirken ‘üç Y’ ile mücadele edeceğim dedi. Neydi onlar; yolsuzluk, yasaklar, yoksulluk. Bu sözlerin üstüne birde dinsel mağduriyeti ekleyince halk tarafından güçlü bir destek aldı.

Aradan yirmi koca yıl geçti. Elimizde ne var? Eğer yandaş ve rantiyeci azınlığa dahil değilsen sorunun yanıtı kocaman hiçtir.

Gerçek şu ki ülke yağma edildi. Rakamlarla konuşmayı sevmem ama durumu anlatabilmem için rakamların değişmez gerçeğine başvurmam bir kez daha şart oldu.

2002 son çeyreğinde 129 milyar dolar olan dış borç bugün 500 milyar dolara yaklaştı. Daha açarsak 2002 sonu itibarıyla dış borcun GSYH’ye oranı yüzde 54 iken bugün bu oran yüzde 62′ ye yükseldi.

Daha da açarsak, bir yılda ürettiğimiz toplam değerlerin yüzde 60’ı borca gidecek.

AKP döneminde toplanan verginin tutarı 2 trilyon 150 milyar dolar. Toplanan vergilerin sadece yüzde 13’ü yatırıma gitmiş. Asıl dehşet verici olan ise bu gelirlerin yüzde 22’si faize ödenmiş.

Yatırım deyince aklınıza işyeri, fabrika falan gelmesin. Yol, köprü, havaalanı. Yani üretime dönük bir yatırım yok. Bu arada faize giden rakam ise dudak uçuklatıcı; tam 473 milyar dolar.

Hadi bir tane daha örnek vereyim…

AKP döneminde KİT’ler, araziler gibi…

Satışlardan elde edilen tutar yaklaşık 70 milyar dolar. Kaldı ki bu satışların asıl değerlerinin çok altında haraç mezat peşkeş çekildiğini hepimiz biliyoruz.

Dahası da var da bu kadarı bile kâfi. Şimdi sormak lazım nerde bu trilyon dolarlar?..

Yatırım yok, dolayısıyla üretim de yok, nasıl oluyorsa ortada para da yok. Üstüne bir de borcumuz kat be kat artmış…

Bırakalım ülkeyi, bir şirketiniz olsa ve şirketinizi yöneten müdür şirketinizi bu noktaya getirse tavrınız ne olurdu? Eminim ki müdürünüzü kovar ve onu hemen mahkemeye verirdiniz.

Üç Y ile mücadele edeceğiz diye ortaya çıkan ve islami referanslarla iktidarını perçinleyen anlayış ülkeyi her açıdan iflas noktasına getirdi. Yolsuzluk tavan yaptı, yasaklar dolayısıyla cezaevleri tıka basa doldu, yoksulluk ise alabildiğine büyüdü.

Gelinen noktada iktidarın varlığını sürdürebilmesinin tek dayanağı islami referanslara sıkıca sarılmaktır. Görüyoruz ki diyanet işleri başkanlığı bu rolü oynamakta her zamankinden daha iştahlı davranmaktadır.

COVİD19 virüsü ortalığı kasıp kavururken izlenen politikalar iflasın gizli onayından başka bir şey değildir. Bütün dünyada burjuva devletler halkına yardım etmek için güçlerini hasbelkader ortaya koyarken bizde durum vahim ötesidir.

Devletin başı halktan bağış toplayarak ihtiyaç sahiplerine yardım yapmayı politika olarak belirlemiştir. Sanki çok büyük bir âlicenaplıkmış gibi kampanyayı kendi yedi maaşını bağışlayarak başlatmıştır. Muhtemeldir ki çeşme akarken küpünü dolduran vekiller de reisin gözüne girmek için yarın sıraya girecektir. Dolu küp ya da küplerden bir kaç altın vermenin servetlerine zarar getirmeyeceği aşikârdır.

Sonuç olarak kimse bu devletten dayanışma beklemesin. Kefen parasını bile harcayan bir devlet parayı nerden bulacak?

Belli ki kendi göbeğimizi yine kendimiz keseceğiz. Bu da ancak kendi örgütlenmelerimizi yaratarak olacak…