Ders alınmazsa tarihten… – Arif Mostarlı

Belki şimdi çok uzaklarda kaldı her şey… Kayseri-Sivas felaketinin acılarını deşmemek lazım belki de. Ama ırkçılığın yükseldiği günlerde futbolun sadece futboldan ibaret olmadığını da unutmamak gerek

Zaman her şeyin ilacı mıdır? Bazen öyledir. Unutmak iyidir, yaraları açmamak iyidir. Ama yüzleşmeden yapılan unutma, tekrar tehlikesini içinde barındırır. Ders alınmazsa çünkü, tarih tekrar edebilir ve o zaman yine geriye dönüp ‘keşke’ diye düşünürüz.

43 insanın bir hiç uğruna öldüğü Kayseri-Sivas maçı felaketinin üstünden tam 52 yıl geçti. 52 yıl önce, 17 Eylül 1967’de, Kayseri stadının tribünlerinden bazıları çocuk 43 insanın ezilmiş cenazeleri toplanmadan belki bir saat önce kimse işin buraya varabileceğini düşünmemişti. Ama oldu işte. Oldu ve travması bugün bile sürüyor…

Futbol ve rekabet

Türkiye’de futbolun macerası, ta 20. yüzyılın ilk günlerinde başlamıştı ama uzun bir süre İstanbul (ve kısmen Ankara, İzmir) ile sınırlı kalmıştı. Anadolu’da bir heves olsa da henüz ortada ne doğru dürüst tesis bile pek yoktu. Nihayet, 1960’lara gelindiğinde politikacılar da, sermaye güçleri de yavaş yavaş bu işin önemini kavradılar. Böylece, Anadolu takımlarını kapsayan 2. Lig, 1959’da kuruldu. Bu arada, kentlerde var olan küçük takımlar, şehir zenginlerinin katkısıyla tekleşmeye başladı. Şehir takımlarının neredeyse tümü bu günlerde oluştu. Ancak, altyapı bir yana, kentlerin atmosferi de buna pek hazır değildi. Özellikle tarihten gelen şehir rekabetlerinin şiddetli olduğu bölgelerde futbol giderek bir tür hesaplaşmaya dönüştü. Birçok yerde kayıtlara geçen ya da geçmeyen sertlikler ve fanatikleşme eğilimleri gözleniyordu. Gerginliğin had safhaya ulaştığı günlerde, katliamdan üç hafta önce Milliyet’in yayınladığı uyarı tarihi nitelikteydi. “Bu gidişle sahalardan ceset toplanır” başlıklı yazıda, Milliyet, “Bakanlar, Genel Müdürler, Valiler, Emniyet Müdürleri, Spor teşkilatı yetkilileri, Futbol Federasyonu ortaya çıkıp varlığınızı gösteriniz. Aksi halde iki, üç hafta sonra sahalardan ceset toplanırsa, bunu kimse sürpriz karşılamayacaktır” diyordu.

Taş dolu tribünler

Bu atmosferde, 10 Eylül’de yapılan Kayseri Havagücü – Sivas Dört Eylül maçında futbolcular arasında olaylar çıkmış ve her iki taraf da bilenmişti. Bir hafta sonra, Kayseri’de yapılacak maç için, Sivaslılar, 20 minibüs, 40 otobüs ve trenle Kayseri’ye ulaştı. 21 bin taraftarın izlediği maçta Sivaslılar şehirde de biraz taşkınlık yaptıktan sonra kalabalık bir kitleyle yerini aldı. Güvenlik sıfırdı! Ortada 30-40 polis vardı ve doğru dürüst arama da yapılmadığı için hekes yakındaki inşaattan topladığı taşlarla içeri girebiliyordu. Bu arada nedendir bilinmez Sivas tribününün kapıları kapatılmıştı.

Karşılaşmanın 20. dakikasında Kayseri futbolcusu Oktay, takımını 1-0 öne geçirince tribünler karıştı, taşlar havada uçuştu. Bu arada izdihamdan Kayseri tribününde iki çocuğun öldüğü ve daha sonra amigoların kışkırtıcılık yaptığı yaygın bir iddia. Asıl felaket, Kayserililer Sivas tribününe saldırdığında gerçekleşti. Panik içerisinde kapalı demir kapılara yüklenen taraftarlardan 40’u burada ezilerek ölürken; 300 kişi de yaralandı. Ortada ambulans filan olmadığı için yaralılar ve ölüler kömür kamyonlarıyla taşınırken, dışarıya çıkan Sivaslılar öfkeyle çevrede ne kadar Kayseri plakalı araç varsa ateşe vermeye başladı. Bu arada, olaylar Sivas’a da sıçrıyor, kentte yaşayan Kayserililere yönelik saldırılar başlıyor, oteller ve dükkânlar yağmalanıp ateşe veriliyordu. Öyle ki, birçok kişi dükkânının camına Kayserili olmadığını kanıtlamak için kimliğini asıyor, polis iki kent arasındaki yolu tümden kesiyordu.

Ayağım kırılsaydı keşke…

Vali bir hayli pişkin çıkıyor gerçi ama kentlerdeki durumu fark eden hükümet görevden alıyor. Tutuklamalar oluyor biraz, davalarınsa bir ciddiyeti olmuyor. Kentlerdeki oy potansiyelini düşünen hükümet de olayın küllenmesini istiyor zaten. Bir iki teknik düzenlemeyle 23 yıl boyunca iki takım karşı karşıya getirilmiyor. O günden bugüne Kenan Başaran’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan çalışması dışında ciddi bir araştırma çabası da gözlenmiyor.

Geriye, futbolcu Oktay’ın “Keşke ayağım kırılsaydı da gol atmasaydım” feryadı kalıyor ama keşke o kadar basit olsaydı her şey. Mesele gol değil çünkü. Dün de değildi, bugün de değil. Bugün çeşitli kentlerde Amedspor’a yapılanları gördükçe, aslında Kayseri-Sivas felaketinin hiç de öyle unutulup gidilecek bir şey olmadığını anlıyoruz. Üstelik bugün durum, daha da vahim görünüyor. Basit şehir rekabetinin çok üstüne çıkan ırkçılık, her an yeni facialara yol açabilecek potansiyele sahip.

Yok canım, artık öyle şeyler olmaz diyenler umarım haklı çıkar ama bildiğimiz bir şey var: Ders alınmayan tarih tekrar edebiliyor.

Kaynak: Yeni Yaşam