Dünyada ve Türkiye’de dış borç sorunu (1) – Hakkı Taşdemir

IMF tarafından yayınlanan “Küresel Borç Veritabanı” nda yer alan bilgilere göre küresel borç Dünya toplam GSH snın 2,25 katına ulaştı. Kaydi para ile işlem yapmanın yaygınlaşmaya başlamasından bu yana gerçekleşen en büyük borç düzeyidir bu.

Daha önce ulaşılan en büyük düzey Dünya GSH sının 2,13 katı ile 2009 yılında gerçekleşmişti.

Küresel borç stoklarının Dünya GSH sının 2,13 katı olduğu dönemde 2008 Eylül ayında patlayan ekonomik kriz tüm dünyayı sarsmış çöken borsa, gerçekleşen iflaslar, işsiz sayısının trajik biçimde artması ve yaşanan intihar vakaları ile dünyamız 1929 sonrasındaki en büyük felaketlerden birini yaşamıştı.

O dönemde başbakanlık koltuğunda oturan şahsın “kriz bizi teğet geçti” açıklamasına karşın ekonomik veriler (%18 enflasyon, %14 işsizlik, TL deki değer kaybı ve BİST endeksindeki düşüşler) bu söylemi doğrulamıyordu.

Bu kez durum daha da ciddi. Hem borç stoku daha yüksek hem de dünya ticaret hacmi beklenen seviyenin altında. Dolayısı ile borcun çevrilmesi giderek zorlaşacak.
Bu durum yeni bir küresel krizin habercisi bana göre.

Yine IMF veri tabanında yer alan bilgilere göre 2008 yılından sonra özel sektör borçları kamu borçlarından daha hızlı bir büyüme göstermiş.

Türkiye de bu gelişmenin dışında değil. Yakın geçmişte partili cumhurbaşkanı tarafından sık sık dile getirilen “kamu borcunun GSYH’ya oranının azaldığı” söylemi dünyadaki eğilimin bir yansıması sadece.

2018 yılı verilerine göre kamunun dış borcu 100 milyar USD seviyesinde seyrederken özel sektörün dış borcu 360 milyar USD dolaylarında. Tabi kamu borçlarından söz ederken hazine garantili borçlar nedeni ile kamudaki riski de hesaplamak gerek. Bu da yaklaşık 20 milyar USD tutarında bir ek risk oluşturmakta.

Yine de özel sektör borçları çok daha büyük bir kalem toplam dış borç yükü içinde.
Peki bu kadar borç karşılığında ne yaptı özel sektör?

Üretken yatırımlar mı? Elbette HAYIR!

Tüketimi teşvik eden yatırımlara, toplumsal yararı tartışmalı projelerin finansmanına, bireysel tüketimi teşvik edici tüketici kredilerinin finansmanına harcandı bu paralar.
Kredi ile gerçekleşen her yatırım sonrasında biraz daha ithalata bağımlı bir ülke haline geldi Türkiye.

Daha fazla otomobil, daha fazla elektronik eşya, hatta daha fazla makyaj malzemesi ve aksesuar ithal eder hale geldik son yıllarda. Tabi bir de tarımsal üretimin nerede ise durması sonucu gıda maddesi ithal etmekteyiz son yıllarda.

Bu politika sermaye kesiminin servetine servet katar elbette.

Peki bu borçların ekonomiye etkisi ne olacak?

Ya nasıl çevrilecek bu borçlar?