Eğer bir gün Taksim’e çıkan yolları arşınlayacak gücümüz kalmazsa, ne yapacağımızı biliyorum. Bir balkondan sizleri alkışlayıp, karanfiller atacağım

Bu yazı, ücretsiz izne çıkarılmış bir hizmet sektörüçisinin, sokaklarda çokça dolaştığı için ailesi tarafından balkondaki önlem karantinasında yazılmıştır.

Uygulamalar > Twi  tter > Yenile, Uygulamalar > İnstagram > Yenile, “1 yeni bildiriminiz var” “Faturalarınızı online ödeyebilirsiniz”, “Para çekme limitiniz arttırılmıştır”. Kasasında eldivenle çalışan işçiden aldığım son kitabın da bitmesinden sonra akış bu şekilde. Aile WhatsApp gruplarına TTB’nin açıklamaları, Mustafa Koçak’ın son durumu, Grup Yorum’un 21.00 Çav Bella Eylemi duyurularından sonra bir manzara gözüme takılıyor.

“Sosyal Mesafelenme” meselesi kavranmış. Karşı çatıda bir işçi oksijen makinasıyla izolasyon malzemesi döşüyor, apartman yöneticisi olduğunu düşündüğüm bir kişi ise maskesi ve eldiveniyle 1 metre geriden onun yaptığı işi izliyor. Her şey steril, her şey tamam.

Bu “mesafelenme” kısmını biraz açmak gerek sanırım.

Hadi “toptancıdan 5’e alsak 10’dan satarız kolonyayı” diyen dayımın attığı F.Koca ve sağlık sistemimizi övücü mesajlarından beklemiyorum bunu, lafım “biz”e. 

Büyük bir heyecanla “bizde olsa 15 kişi getirirdi ceketi” diyip Kanada’da ceketini kendi alan Başbakanı, “elalemin katili bile ince ruhlu” diyip karantinadaki çocuklara masallar okuyan İsrail’li Cumhurbaşkanı’nı, “yine bize hiçbir pay düşmeyecek” diyip açıklanan ekonomik paketleri Nufüs yoğunluğuna göre tablolar yapıp Güney Kore’nin önlemlerini paylaşanlarımız asıl konumuz. Saat 21’de de sağlık emekçilerimizi alkışlayalım hep beraber “maskesiz, ekipmansız” savaştıklarına dair bir kelime bile etmeden.

Virüs’ün bile bir hafızası var.  Üstelik en büyük belirtilerden biri sayılan “ateş” ise bağışıklık sistemimizin ona karşı savaşın bir göstergesi.

Ateş!

Rojava dahil Suriye’nin kan gölüne dönmesinin en büyük silah takviyecilerinden birinin, evsizlerin sokaktaki jeotermal ızgaralarda ısınmasının önüne geçmek dikenle kaplayan Kanada’yı, Gazze’de çocuklarına masal okuyacak son Filistin’linin bile üstüne bomba yağdırabilecek İsrail’i, 2 sene önceye kadar haftalık çalışma saatinin 68 olduğu Güney Kore’yi görmeliyiz her fotoğrafta.

Ateş!

“Herkes Corona’dan kaçıyor biz Corona’ya koşuyoruz” diyen tersane işçilerini, “Bant başında sıkış tepiş çalışıyoruz ne 1 metresi” diyen metal işçilerini, “Ben günde 400 simit satıyordum şimdi 30’u zor görüyorum, faturaları kim ödeyecek” diyen seyyar satıcıyı, “Ben 1300 euro alıyorum, Ronaldo milyonlarca euro. Aşıyı ondan isteyin” diyen İspanyol araştırmacı hekimi duymalıyız her alkışta.

Corona’ya ekonomi paketi açıklandığı sıralarda “Neşen yerinde” kadar kör göze parmak olmayabilir her zaman burjuvazinin işleri. Ama “bağışıklılık sistemi”miz ateş kusmalı her defasında.

Zira dünyanın tamamında büyük bir virüsle yaşıyoruz her gün. Belirtilerini uzakta aramayın, çocukları ısınsın diye saç kurutma makinasını açık bırakıp intihar eden Emine Akçay’ı, Soma’da madenciyi, Torunlar’da inşaatçıyı, Tuzla’da tersaneciyi, İstiklal’de Hande Kader’i, Mülteci geldikleri Yalova’da 13 günlük Cuma bebeği açlıktan öldüren virüstür aslolan.

Bizler onlar için Corona’dan çok daha tehlikeliyiz, tüm bu aramızdaki “mesafe” de ondan.

Kapitalizm virüsünden kurtulmak için; ATEŞ !

*=Temel Demirer’in 2007 ve 2008’in arkasından 2009 Taksim 1 Mayıs’ı öncesinde yaptığı konuşmadan.