Eğitim emekçilerinin salgın günleri: Geçim, artan iş yükü ve öğrencilere özlem…

Salgın dolayısıyla okullar tatil edildi ancak eğitim emekçisi kadınların derdi bitti mi? Kendilerinden dinleyelim…

Kadın emekçiler korona sürecinde geçen günlerini anlatıyor, duygularını düşüncelerini paylaşıyorlar: “Evde yaşlılar ve çocuklar var, bakımları dert. Evin içinde pişirileceklerin derdi de kadınların üstünde. Alışveriş sadece zamana değil, cüzdana da büyük yük!”

Masrafı cüzdana, yükü ruh sağlığımıza…

Songül KEŞKEK // Eğitim-Sen Ankara 3 No’lu Şube Kadın Sekreteri: Ben öğretmenim. Koronavirüs vesilesiyle erkene alınan ara tatilin ilk haftasını yoğun bir şekilde ev temizliği ile geçirdik. Evde kronik hastalıkları olan, yaşları oldukça ileri anne ve babamla yaşıyorum. Karantina ortamına girmeden onların raporunu, ilaçlarını halletmek ve maalesef cebimizden ödediğimiz ve epeyce yekûn tutan diğer ihtiyaçları almak bir tam günümü aldı. Aynı zamanda alışveriş için dolaşırken olası virüs tehdidini de gözetmek hayli zor oldu. İkide bir eline kolonya dök, maske tak, değiştir… Eve her girdiğinde ayakkabını kapıda çıkar, eline dezenfektan dök, balkona kıyafetlerini çıkar, tekrar gir, elini yüzünü yıka. Ayrıca dışarı çıkmama olasılığını düşünerek bazı gıda maddelerinden en az bir haftalık almak bile cüzdan açısından oldukça yüklü oldu. Alışverişte temizlik maddeleri en büyük gider grubunu oluşturdu.

Koruyucu önlemler bütçe gerektiriyor

İnsanların bir kısmının gözünde panik havası hakimken bir kısmının ise sanki bu dünyada yaşamıyor gibi rahat olduğunu gözlemledim. Dün yine aile hekimine gitmem gerekti, adeta törenle evden çıktım. Hem kendi sağlığım hem de anne babam için çok sıkı önlem almam gerektiği için eldiven, maske takıp sadece kredi kartı ve kimlikle çıktım. Sokaklar oldukça sakindi. Aile hekimi merkezi kapısı açıktı insanlar kapılara dokunmadan içeri girsin diye. İçeride bekleyen kimse yoktu. Çok kibar olan aile hekimi kendi için koruyucu önlemler almıştı. Benim sorunumu çözdü ve önerilerde bulundu. Bu vesile ile sağlık çalışanlarına teşekkür ediyorum. Reçetemi yaptırmak için eczaneye gittim, orada da gerekli önlemler alınmıştı. Sıra ile içeri girip reçetelerini yaptırıyordu insanlar. Biz kadınlar tedbir alalım derken çevremize karşı daha fazla sorumluluk duyuyoruz. Öyle ki şu anda ellerim kollarım temizlik maddelerini kullanmaktan sızlıyor. Bütün bu koruyucu önlemler aynı zamanda önemli bir bütçe gerektiriyor.

Kadınların bitmeyen işlerine yenileri eklendi

Öğrencilerimi çok özledim. Bu süreçte onları Whatsapp grupları üstünden, EBA üzerinden yapacağımız eğitimlere yönlendirmeye çalıştım. Halen çocukların bu sisteme dahil olma olanakları çok kısıtlı. Kiminde uygun iletişim aracı yok kimi ise sistemden kaynaklı sorunlar nedeniyle giremiyor ve onlarla birlikte sinir harbi yaşıyoruz. Aynı zamanda onları sakinleştirmeye ve yaşama olumlu bakmalarını sağlamaya çalışıyorum. Eminim öğretmen arkadaşlarımın çoğu böyle yapıyor. Kimi zaman Whatsapp gruplarında konuşurken aynı zamanda veli olan kadın arkadaşlar artan ev işleri, temizlik, hasta ve yaşlı bakımı -ki daha titiz davranmak gerekiyor- bir de zorunlu öğretmenlik, çocukların EBA’sını, TV ders takibini sağlamaya çalışmaktan dolayı şikayetleri yoğun. Bir velimin dediği gibi “Koronavirüs aşısını kesinlikle kadınlar bulacak”
Tüm okurlara sağlıklı günler.

Neydik, ne olduk ?

Eğitim emekçisi bir kadın: 2020 Mart. Dünya gezegeni Covid-19 virüsü ile perişan olmuş durumda. Daha 1 ay öncesine kadar normal hayat devam ediyordu. Her şey çok güzeldi (!)
Yok edilen ormanlar, kurutulan akarsular, dereler, yapılması planlanan nükleer santraller ve doğal yaşam alanları yok edilen ve yaşam hakları ellerinden alınan canlılarla yaşıyorduk. Ama olsun doğa içinde çok güzel villalar vardı ya…
Ozon tabakasının bizi koruduğunu unutmuş yaşıyorduk. Filtre takıp doğayı korumayı yük sayan ama işçinin emeğini sömürmeye doyamayanlarla… Ama olsun sermaye zarar görmüyordu ya…
Siviliyle, askeriyle; kadınıyla, çocuğuyla insan canını hiçe sayan, insanları yerinden yurdundan eden, hırs dolu savaşlar devam ediyor ve “Savaşa hayır” diyen, insan canını her şeyden üstün gören ama vatan haini ilan edilenlerle yaşıyorduk. Ama olsun, sosyal medyada kıyıya vuran çocuk cesetlerini paylaşınca çok duyarlı olduğumuzu kanıtlıyorduk ya..
Spor salonlarında fazlalıklarımızı eritmeye çalışırken açlıktan ölen insanlara timsah gözyaşı döküyorduk…
Kardeşlik yoktu, barış yoktu ama kredi kartı sayesinde istediğimiz metayı alabildiğimiz dükkânlarımız vardı ve AVM’lerimiz, on binlerce çalışanımız vardı. Tuvalet ihtiyacını bile dakikalara sığdırarak gidermek zorunda olan, emeği sömürülen, aldığı açlık sınırı altında kalan ücretleriyle yaşayan(!)
İş güvenliğinden yoksun bırakılarak çalıştırılan inşaat işçileri..
Psikolojik, ekonomik, cinsel ve fiziksel şiddetle yok ettik sevmeyi, insanlığı…
Akşam 9’da alkışladığımız sağlık emekçilerini darp ediyorduk, beyin göçünü kanıksamıştık ama hiçe saydığımız bilimden medet umuyoruz bugün…
İnsanın, doğanın, emeğin sömürülmesi üzerine kurulmuş bir sistem.
Sınıf ayrımı yapmadan herkesi tehlike altında bırakan, ama sınıf ayrımlarıyla öldüren, süründüren, gözden çıkaran, virüsle mücadele ederken emek verenlerin canlarını hiçe sayan taviz vermeyen sistem: Kapitalizm…
Sermayenin amaçlarına alet etmediğimiz emeğimiz ve yaşam hakkımız için, bu köhne rejimin ortadan kaldırmak için örgütlenmeli, emeğimize sahip çıkmalıyız…

Virüs haklarımıza yönelik saldırıların gerekçesi oldu

Sincan’dan eğitim emekçisi bir kadın: Koronavirüs (Covid-19) salgınıyla geçen bir eğitim öğretim dönemi yaşıyoruz. Okullar tatil oldu ve bu dönem kapanacak gibi görünüyor. 23 Mart’tan itibaren de uzaktan eğitim TRT ve Eğitim Bilişim Ağı (EBA) üzerinden veriliyor. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından alınan kararla, tüm öğretmenler idari izinli sayıldı. Ancak ücretli öğretmenler, mevzuat gerekçe gösterilerek, bu kapsamın dışında tutuluyor ve ücret alamıyorlar. MEB bünyesinde çalışan 80 bin civarında, girdikleri ders saati karşılığında maaş alan ücretli öğretmen bulunuyor. Bu dönem virüs bahane edilerek bir çok emekçi gibi onlar da işsizliğe mahkum edildi.

Uzaktan eğitim, ama hangi araçlarla?

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Hane Halkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması’na göre; 2019’da yaklaşık 15 milyon kişi hayatında hiç internete giremedi. Türkiye’de 23 milyon 221 bin 218 hane bulunuyor. TÜİK’in verileri dikkate alındığında, Türkiye’de 2 milyon 716 bin 883 hanede herhangi bir internet erişimi bulunmuyor. Hala bir sürü dezavantajlı öğrenciler var. Deprem bölgelerinde bulunan halkın durumu, mültecilerin çok fazla olduğu bir dönemde bu eğitimin ne kadar öğrenciye ulaşacağı tartışılır.

Zenginler izole hayatlarında emekçiler ekmek derdinde

Sokağa çıkmama çağrıları yapılırken, zenginler özel korunaklı evlerinde izole yaşarken, bir sürü emekçinin çalışmadan karnını nasıl doyuracağı söylenmiyor. Salgından dolayı işsiz kalan en başta ev temizliğine giden kadınlar olmak üzere çok fazla kesim yoksulluğu çok daha derinden yaşıyor. Bazı sektörlerde de ücretsiz izne zorlanıyor. İşyerlerinde çalışan emekçiler virüs kapma riski ile açlık arasında seçim yapmaya zorlanıyor.
Annesi babası çalışan, okula ve kreşe gidemeyen çocukların durumu ne oluyor mesela? Herkes kendi çözümünü üretmek zorunda kalıyor. Sağlık emekçileri gerekli ekipman olmadan riskli ortamlarda çalışmak zorunda kalıyor. Çocukları, yakınları risk altında.
Eve kapandıkça şiddet de artıyor. Salgın nedeniyle şiddete karşı kadınların başvuruları göz ardı ediliyor. Koruma tedbirleri uygulanmıyor.
Virüs hem sağlığımıza hem haklarımıza yönelik saldırıların bir gerekçesi oldu. Biz kadınlar olarak eskisi kadar bir araya gelemesek de, haklarımız için hayatlarımıza sahip çıkabilmek için yaratabileceğimiz her olanağı kullanmalıyız. Bu virüsleri ancak bir arada ses çıkarabilirsek yeneriz.