Eğitim Sen’den Basına ve Kamuoyuna / Eğitim Günlüğü 1 – 2 – 3

Eğitim Sen’den Basına ve Kamuoyuna

Eğitim Günlüğü 3 (21 Mart, 2020)

Bugün itibariyle, koronavirüs nedeniyle yaşamını kaybeden yurttaşlarımızın sayısı 9’a, vaka sayısı ise  670’e ulaşmış durumdadır. Merkez Yürütme Kurulumuz yaşamanı kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı ve sabır, tedavi gören yurttaşlarımıza acil şifalar diler. Merkez Yürütme Kurulumuz salgın tehdidine karşı dayanışma ve birlikte mücadele etmemiz gerekliliğinin altını bir kez daha çizerken, bilim insanlarının ve ilgili kurumların uyarı ve önerilerinin titizlikle takip edilmesinin, bu zorlu süreci aşmamızda en önemli unsur olacağını bir kez daha tekrar eder. Bugünün gündemi:

  1. Milli Eğitim Bakanı katılmış olduğu programların tamamında okulların kapalı kalacağı sürenin uzaması durumunda ne olacağı ile ilgili sorulara, gerekli hazırlıklarının olduğu ve farklı senaryolar üzerinde çalıştıklarını söyleyerek yanıt veriyor. Ancak ne bu alanda çalışanları temsil eden sendikalar, ne de veli örgütleri başta olmak üzere diğer kesimler, bu planlar ve senaryoların ne olduğuna dair bir fikre ve bilgiye sahip değiller. Israrla talep etmemize rağmen, sürece dahil edilmiyor olmamızın nedenlerini anlayabilmiş değiliz. Sendikaların ve diğer toplum kesimlerinin sürecin sağlıklı sürdürülmesi için sunacağı katkıların önü bir an önce açılmalıdır. Bu zor dönemde sorumluluk almak ve yürütülen faaliyete katkı sunmak için yapılan çağrıların yanıtsız kalmış olması kabul edilebilir bir durum değil. Bu nedenle, MEB ve YÖK’e yaptığımız çağrımızı yineliyoruz: Gelin bu süreci birlikte, dayanışma ve ortak akılla sürdürelim.
  2. Bu zor dönemde eğitim alanında en fazla mağdur olan üç kesimden söz etmek mümkün ; ücretli öğretmenler, usta öğreticiler ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışan 32 bini öğretmen olmak üzere 60 Bin çalışan. Bu kesimlerin yaşadığı mağduriyeti ısrarla kamuoyunun bilgisine ve ilgisine sunulmasına rağmen çözüm bulanacağına dair bir işaret görünmemektedir. Bir gecede büyük mevzuat değişikliklerin yapıldığı bir dönemde, bu kesimlerin “düzenlemeler böyle” gerekçesi ile göz göre mağduriyetlerinin devam etmesini doğru bulmuyoruz, kabul etmiyoruz.

Milli Eğitim Bakanının bugün (21.03.2020) katılmış olduğu bir TV programında bu konu ile ilgili sorulan soruya somut bir yanıt vermek yerine, açıklanan ekonomik destek paketinden kimi kesimlerle ilgili talepte bulunduklarını ifade etmekle yetinmiştir. Hakkında talepte bulunulan kesimleri sıralarken de özel öğretim alanı ve velileri örnek olarak vermesi, ücretli öğretmenlerden, usta öğreticilerden ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışanlardan söz etmemesi ise soru işaretlerinin ve kaygıların artmasına neden oldu. MEB ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlıkları ile görüşerek önümüzdeki dönemde bu sorunların çözümü için gerekli girişimleri yapacağımızı kamuoyunun bilgisine sunarız.

  1. MEB, tüm uyarılarımıza rağmen meslek liselerinin bir bölümünü açık tutarak, öğretmen ve öğrencilerin okulda bulunarak çalışmaya devam etmesini sağlıyor. Kuşkusuz, salgın tehdidine karşı bütünlüklü mücadele esastır ve tüm kesimler burada üzerini düşeni yapmalıdır. Ancak, gerekli koşulların sağlandığı, önlemlerin alındığı ve mesleğinde profesyonel çalışanlar tarafından üretilmesi gereken malzemenin, öğretmen ve öğrencilere ürettirilmesi doğru bir tutum değildir.

Meslek liselerini okul olarak değil, işletme olarak gören bu yaklaşım, öğretmen ve öğrencileri de çalışan olarak görmektedir. Şimdi de İstanbul’da bulunan 7 okul ;  Beşiktaş Zübeyde Hanım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi,  Çekmeköy Taşdelen İSO Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Beyoğlu İTO Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Maltepe Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Pendik Melek Aknil Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Fatih Selçuk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ve Beşiktaş Rüştü Akın Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi tek kullanımlık önlük ve tulum üretmeye başladı. MEB’e öğretmen ve öğrencilerle ilgili tedbir kararlarının ayrımsız uygulanması çağrımızı bir kez daha yineliyoruz.

  1. 20 Mart 2020 tarihinde yayınlamış olduğumuz Eğitim Günlüğü-2 Madde 4’de, önümüzdeki dönemde MEB tarafından yapılması planlanan 2 sınava (Bursluluk ve LGS) dikkat çekerek, bunlarla ilgili yeni bir planlamaya ihtiyaç olabileceğini belirtmiştik . MEB, uyarılarımızı dikkate alarak,  25 Nisan tarihinde yapılacak olan “Bursluluk” sınavına 6 Haziran 2020 tarihine erteledi. Ancak takvime göre, 7 Haziran tarihinde de “Merkezi Sınavla Öğrenci Alan Ortaöğretim Kurumları Sınavının” yapılacağı dikkate alındığında burada bir sıkışma yaşanacağı açıktır. Ayrıca, salgın tehdidinin seyrinin ne olacağının bilinemiyor olması da, Ayrıca planlama yapmayı güçleştiren bir durumdur. Bu nedenle, önerimiz sınavların, yapılacakları ı  tarihler sonradan belirlenmek üzere, ertelenmesi ve durumun MEB ve ilgili kesimlerin ortak oluşturacağı kurullarla değerlendirilmesidir. Eğitim Sen bu konuda sorumluluk alacağını kamuoyuna bildirir.
  2. Ortaöğretim Genel Müdürlüğü tarafından bu dönemde dijital ortamda katılımın olacağı “Evde Kodluyorum” ve “ Kitap Okuma-Eleştirel Bakış” olacağı iki adet yarışma  yaşama geçirilecek. Yaşanılan bu olağanüstü dönemde öğrencilerin eğitimden kopmaması için böylesi bir etkinliğin düzenlenmesi kabul edilebilir olsa da, katılımın sadece dijital ortamda olacak olması öğrenciler arasında eşitsizlik yaratma olasılığına sahiptir. Tüm öğrencilerin eşit teknolojik olanaklara sahip olmadığı düşünüldüğünde, yapılması gereken tüm öğrencilerin eşit koşullara sahip olmasını sağlamak olmalıdır. Bu nedenle, MEB olanağı olmayan öğrencilere bunu sağlamak için adım atmalıdır.
  3. MEB, 13 Mart tarihli makam onayı ile 3-4 Nisan 2020 tarihlerinde yapılması planlanan “Eğitim ve Ahlak” kongresinin iptal edildiğini resmi yazı ile il milli eğitim müdürlüklerine gönderdi. Bu kongrenin yapılmasının yaratabileceği olumsuzlukları kamuoyu ile paylaşmıştık. Burada dikkat çekici olan nokta ise, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanının, bu iptali makam onayının alındığı tarihten iki gün önce kişisel sosyal paylaşım hesaplarından duyurmuş olmasıdır. Kamu kurumlarının ve yöneticilerinin olması gereken işleyişinin dışına çıkmasının yarattığı keyfiyetin olumsuz sonuçlarını defalarca gözlemlediğimiz için, bu konuda hassas davranılması gerektiğini belirtmek isteriz.

Eğitim Günlüğü 2 (20 Mart, 2020)

Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu içerisinden geçmekte olduğumuz dönemde başta kamu yöneticileri olmak üzere tüm toplumsal kesimlerin azami özen ve dikkatle davranması gerektiğinin altını çizerek,  kamuoyu ile paylaşılması gerektiğini düşündüğümüz konuları bilginize sunarız.

  1. 23 Mart Pazartesi günü MEB tarafından başlatılacak olan uzaktan eğitim uygulaması, örgün eğitimin yerini alması mümkün olmayan, tamamlayıcı eğitim olarak kabul edilmelidir. Ancak, uzaktan eğitim ve EBA kullanımının bizleri kaygılandıran ve MEB tarafından dikkate alınması gerektiğini düşündüğümüz yanları bulunmaktadır. Bunlardan ilki, özellikle EBA uygulamasının öğrenciler arasında eşitsizlik yaratma olasılığıdır. EBA’nın tamamen teknoloji temelli, çevrimiçi bir sosyal eğitim paylaşım platformu olması ve pek çok ailenin ekonomik sorunlar yaşıyor olması, kaygılarımızın haklılığını ortaya koymaktadır.

Kamusal eğitim tüm öğrencilerin bu hizmetten eşit, ücretsiz yararlanması ve yine bu hizmetin tüm öğrenciler için ulaşılabilir olması önkoşulları üzerine inşa edilmiştir. Bu haliyle kimi öğrenciler için bu dönemde olumlu bir olanak olacak olan uzaktan eğitim uygulamaları, pek çok öğrenci açısından da eşitsizlik yaratacaktır. Bu nedenle MEB, olanağı olmayan öğrencilerin EBA’yı kullanacak donanıma sahip olmaları için adım atmalıdır. MEB hem kendi olanakları ile hem de depolarında, stoklarında öğrencilerin kullanabileceği donanımı olan firmalara çağrı yaparak, bu donanımın öğrencilere ücretsiz ulaştırılmasını sağlamalıdır.

EBA’nın 18 milyon öğrenci, 1 milyon öğretmenin kullanımını kaldırabilecek teknik altyapıya sahip olup olmadığı konusu önümüzdeki günlerde en yoğun tartışılacak başlıklardan biri olacaktır. MEB’in henüz zaman varken EBA altyapısında ihtiyaç olan güçlendirmeyi yapması gerekmektedir

Öğretmenlerin EBA kullanımının sürekli okul yönetimleri tarafından denetlenmesi ve bu konuda öğretmenlere baskı yapması, öğretmen arkadaşlarımızı olumsuz etkilemektedir. Öğretmenlerimiz her koşulda öğrencilerimiz ve gereksinimi olan tüm kesimlerin yanında olmuş ve olmayı da sürdürecektir. Bu nedenle, öğretmenlerimizi denetlemek yerine desteklemek yönetimin bu dönemdeki en önemli görevi olmalıdır.

  1. Yaşanmakta olan salgın tehdidi gündelik yaşamı olumsuz etkilemekte ve buna bağlı olarak da çeşitli sorunlar yaşanmaya devam etmektedir. Ücretli öğretmen arkadaşlarımızın yaşadığı mağduriyeti Eğitim Günlüğü-1 açıklamamızda paylaşmıştık. Mağduriyet yaşayan MEB çalışanlarına şimdi de Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğüne bağlı kurumlarda açılmış olan kurslarda ek ders ücreti karşılığında görevlendirilen usta öğreticiler dahil olmuş durumda. 19 Mart 2020 tarihinde illere gönderilen yazı ile bu durumda olan çalışanlara ek ders ödenmemesi hususu bildirilmiştir. Yaşanan süreçten kimsenin mağdur olmaması için toplumsal dayanışma ve önlem alınması çağrısı yaptığımız bir dönemde, çalışanların bu şekilde mağdur edilmesini kabul etmemiz mümkün değildir. Çağrımız açıktır: MEB ücretli öğretmenler, usta öğreticiler başta olmak üzere eğitim alanında çalışanların okulların kapatılmasından önce aldıkları ücreti alacakları bir düzenlemeyi acilen yapmalıdır.
  2. YÖK, salgın tehdidine karşı üniversiteleri üç hafta tatil etmiş ancak idari ve akademik personelin çalışmaya devam etmesi kararını almış ve bundan dolayı da yoğun olarak eleştirilmişti. YÖK’ün kararından kaynaklı, şimdi de üniversiteler çalışanlarının aldıkları hastalık raporlarının gerçek olup olmadığını belirlemek için hakem hastaneye sevk etme kararı almayı başladı. İlk örnek Ankara Üniversitesinden geldi ve Rektörlük 19 Mart tarihinde yayınladığı yazı ile 5 gün ve daha fazla olan iş göremezlik raporlarının uygun olup olmadığının belirlenmesi ve çalışanın da muayene için hakem hastaneye sevk edileceğini tüm birimlere duyurdu.

Rektörlüğün bu tutumu, çalışanların zan altında kalması ve hasta olsalar dahi rapor almamaya yönlenmelerine neden olacaktır. Dayanışma ve salgın tehdidine karşı birlikte mücadelenin öne çıkarılması gereken bir dönemde, Ankara Üniversitesi Yönetiminin yapmaya çalıştığı uygulamayı anlamak ve kabul etmek mümkün değildir. Çağrımız bu ve benzeri olumsuz örneklerin artmaması için YÖK’ün sendikalarla bir araya gelerek süreci birlikte sürdürmesidir.

  1. ÖSYM tarafından 19 Mart 2020 tarihinde yapılan açıklama ile bazı sınavların ertelendiği duyuruldu. Salgın tehdidinin geldiği aşama ve boyut dikkate alındığında, ÖSYM tarafından alınan kararın olumlu ve yerinde olduğunu belirtmek gerekir. MEB tarafından önümüzdeki aylarda yapılacak olan iki sınavla ilgili henüz bir açıklama yapılmadı. MEB’in yayınladığı takvime göre 25 Nisan 2020 tarihinde “Bursluluk” sınavının ; 7 Haziran 2020 tarihinde de “Merkezi Sınavla Öğrenci Alan Ortaöğretim Kurumları Sınavının” yapılması gerekiyor. Milli Eğitim Bakanı 19 Mart 2020 tarihine katıldığı programda sürecin izleneceği ve duruma göre karar verileceğini belirtti. Bu konuda MEB’e çağrımız kararların geniş bir uzlaşı ile ve tek bir öğrencinin dahi mağdur olmayacağı şekilde alınmasıdır. Eğitim Sen öğrencilerimiz için hayati önemi olan bu konuda MEB’e yapmış olduğu çağrıyı yinelemektedir. Sürecin en az eksikle sürdürülebilmesi için ortak akıl gereklidir ve bu nedenle MEB sendikalarla hızla bir araya gelmelidir. Tüm seçenekler birlikte değerlendirilerek, süreç birlikte sürdürülmelidir.
  2. Avrupa’ya geçmek için sınır bölgelerinde bekleyen çok sayıda göçmen ile ilgili belirsizlik devam etmektedir. Bu sorunun çözümüne dek geçecek olan sürede sınır bölgelerinde bekleyen göçmenlerin barınma, beslenme, temizlik ve sağlık gibi temel gereksinimlerinin karşılaması gerekmektedir. Ayrıca, göçmen ve mülteci ailelerin büyük bir bölümünün okul çağında çocukları bulunmaktadır. Bu sorunun çözümü için acil adım atılması gerektiği de açıktır.

Eğitim Günlüğü 1 (19 Mart, 2020)

Yaşanmakta olan bu zor günleri dayanışma ve yan yana durarak aşacağımıza olan inancımızla tüm eğitim ve bilim emekçilerini, öğrencilerimizi ve değerli halkımızı saygıyla selamlarız. Olağanüstü bir dönemin içerisinde olmamız ve bundan dolayı da süreci yakından takip ederek, kamu yöneticilerini uyarmak, kamuoyunu bilgilendirmek ve gerektiğinde sorumluluk almak gibi görevlerimiz olduğunun farkındayız. Bu nedenle de, gerekli zamanlarda yayınlayacağımız açıklamalarla yaşananları, görüşlerimizi ve yapılması gerekenleri kamuoyu ile paylaşacağız. Bugün, bu açıklamaların ilkini yayınlıyoruz.

  1. Salgın tehdidinin başladığı ilk günden bu yana MEB ve YÖK’e, süreci sendikalar ve bu alanda bulunan kitle örgütleri ile beraber sürdürme çağrısı yapmamıza rağmen, henüz bu çağrımıza olumlu yanıt alamadığımızı belirtmek gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki, bu salgın tehdidine karşı verilecek mücadelenin sonuçlarını ve başarısını belirleyecek en önemli unsur ortak akıl ve dayanışma olacaktır. Bu nedenle MEB’i ve YÖK’ü bugüne kadar sürdürdükleri tutumdan vazgeçerek sendikalarla ve kitle örgütleri ile yan yana gelmeye çağırıyoruz.
  2. Salgın tehdidine karşı bütünlükle mücadele etmek esastır. Bu mücadelenin ise bilimin öngördüğü şekilde ve azami özenle yürütülmesi gerekmektedir. Aksi durumda, faydadan ziyade zararla karşılaşma olasılığı yüksektir. İstanbul Valiliği’nin onayı ile MEB’e bağlı olarak çalışan 884 memur ve hizmetli sağlık kurumlarında görevlendirilmiştir. Kuşkusuz salgın tehdidine karşı yürütülecek mücadelede her kamu görevlisi üzerine düşeni yapacaktır. Ancak, söz konusu eğitim emekçilerinin mesleki formasyonu ve deneyimi, sağlık kurumlarında çalışmaya uygun değildir. Ayrıca, salgın tehdidine karşı kamu görevlilerinin azami özenle mücadele etmesi gereken bir durumda, her hangi bir önlem ve hazırlayıcı eğitim verilmeden söz konusu eğitim emekçilerinin sağlık kuruluşlarında görevlendirilmesi farklı sorunlara neden olabilir. İstanbul Valiliği’nin bu hususları dikkate alması gerektiğinin altını çizeriz.
  3. Eğitim ve bilim iş kolunda öğrencilerin okullarda ve üniversitelerde bulunmamasına rağmen idari personelle, üniversitelerde akademik personel iş yerlerine gitmeye devam etmektedir. Bu durumda olan çalışanlar, yaşanan süreçten olumsuz etkilenmemeleri ve herhangi bir sağlık sorunu yaşamamaları için idari izin kapsamına alınmalıdır.
  4. YÖK Başkanı, 23 Mart Pazartesi günü üniversitelerin uzaktan eğitime başlayacağını açıkladı. Ancak üniversitelerin eşit koşullara ve olanaklara sahip olmadığı dikkate alındığında, bu kararın farklı eşitsizlikler ve sonuçlar üreteceği açıktır. Bu anlamıyla, YÖK’ün bu alanda oluşabilecek olası sorunları öngörerek, gerekli önlemleri alması gerektiği açıktır.
  5. MEB bünyesinde çalışmakta olan 80 bin civarında ücretli öğretmen bulunmaktadır. Tüm öğretmenlerin kadrolu atanması ısrarımıza rağmen, MEB ücretli öğretmen görevlendirmeyi çeşitli nedenlerle tercih etmektedir. MEB tarafından alınan kararla tüm öğretmenler idari izinli sayılmış ve bu şekilde ekonomik olarak kayıp yaşanmasının önüne geçilmiş ancak ücretli öğretmenler, mevzuat gerekçe gösterilerek, bu kapsamın dışında tutulmuştur. Zaten çoğunlukla çalışırken de asgari ücretin altında gelirleri olan “ücretli öğretmen” arkadaşlarımızın tüm ekonomik gelirleri ortadan kalkmış durumdadır. Açıklanan ekonomik destek paketinin emekçilere dönük değil de, daha çok işletmeler için hazırlanmış olması da sorunun gündemde olmadığı düşüncesinin oluşmasına neden olmaktadır. Konunun acilen gündeme alınarak, arkadaşlarımıza çalışırken aldıkları ücret tutarında ödeme acilen yapılmalıdır.
  6. Yaşanılan sorunun ne kadar devam edeceği bilenemediği için, çalışanların her türden ekonomik kayıplarının karşılanmasına dönük önlemler şimdiden alınmalıdır.
  7. Rehabilitasyon merkezlerinde çalışan eğitim emekçileri, çalıştıkları iş yerlerinin kapalı olmasından dolayı ücretsiz izne çıkmaya ve yarım ücret almaya zorlanmaktadır. Arkadaşlarımızın yaşadıkları sıkıntılar ve hakları yok sayılmakta, adeta açlığa mahkûm edilmektedirler. MEB ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın sorunun çözümü için adım atarak, sayıları 60 bine yaklaşan eğitim emekçisinin işverenin insafına bırakıldığı bu durumu değiştirmesi gerekmektedir. Özel okullar başta olmak üzere tüm özel öğretim kurumlarında bu dönemde hak kayıpları yaşandığı veya yaşanacağı açıktır. Özel öğretim kurumlarında çalışan eğitim emekçilerinin hak kaybı yaşamaması esastır. MEB’in bu konuyla ilgili önlemleri, sorunun muhatapları ile birlikte zaman geçirilmeden alması gerekmektedir.
  8. MEB son birkaç gündür, meslek liselerinin maske ve temizlik malzemesi ürettiğini ifade etmekte, üretilen ürünlerin fiyat listesini dahi yayınlamaktadır. MEB’e bağlı tüm okulların kapalı olması, öğrenci ve öğretmenlerin sağlık tedbirleri nedeniyle evlerinde olması gereken bir dönemde, meslek liselerinin açık olması, öğretmen ve öğrencilerin ise okulda olması oldukça düşündürücü ve kaygı vericidir. Milli Eğitim Bakanı’nın bu konu ile ilgili bugün katıldığı bir programda yaptığı açıklamaları da kaygı ile izlediğimizi belirtmek isteriz. MEB’in bu uygulaması öğretmen ve öğrenci sağlığı açısından tartışmalıdır. Dönem, gelir elde etme, meslek liselerinin reklamını yapma dönemi değil, insan sağlığını koruma dönemidir. Bu nedenle, söz konusu gereksinimin bu işin uzmanı olan emekçiler tarafından gerekli önlemlerin alındığı koşullarda üretilmesi esastır. Ayrıca, meslek liseleri ve mesleki eğitim merkezlerinde bulunan öğrencilerin bu dönemde işletmelerde mesleki eğitimlerinin (staj) devamı, öğrencilerin ve öğretmenlerin sağlığı açısından ciddi sorunlar oluşturacaktır. Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü gecikmeden bu konuyla ilgili gerekli önlemleri almalıdır.

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası EĞİTİM SEN,  bu zor günleri birlikte aşacağımıza olan inancıyla kamuoyuna saygıyla sunar.