Ekonomist Özgür Narin: “Ekolojiyi yok eden sistem bizi nasıl yok ediyor?”

Kaldıraç Üniversite’nin düzenlediği, Özgür Bilimsel Eğitim İçin Özgür Üniversite’nin ikinci dersliğinde ekonomist Özgür Narin vardı. “Salgının ekonomi-politiği ve bizi bekleyenler” konusunun konuşulduğu derslik, “Kapitalizmin krizleri ve kriz için genel uyarılar” konu başlığıyla başladı.

“Kapitalizmin krizlerini okumak için en sağlam kaynak Marx’ın Kapital’idir, bugüne kadar sınanmış durumdadır ve yaşanan her krizde Marx Kapital ile bizlere ışık tutmuştur.” dedi.

Dünyanın büyük gazetelerinin, büyük salgınlar döneminde, zenginle yoksul arasındaki farkın nasıl açıldığını ve bunun toplumsal usulsüzlükleri nasıl arttırdığı üzerinde yazılar yazdığını söyleyen Narin, “Kapitalizm içinde oluşan büyük krizler sınıfsal bir ayrışmayı gündeme getirir ve bu doğaldır.” dedi

Kendisi için sınıf var mıdır? İşçi sınıfı kendisi için sınıf mıdır?

İşçi sınıfı için, “İşçi sınıfı kendisi için sınıf değildir çünkü kendisi için sınıf olabilmek için siyasal olarak toparlanmadığını, sınıfsal olarak bir arada olmadığını ve şu an sadece ayakta kalmaya çalıştığını görüyoruz. Nasıl kendisi için sınıf olabilir diye düşündüğümüzde ise karşımıza kendisi için sınıf geri bir tartışma mıdır sorusu çıkıyor ancak ben geri bir tartışma olduğunu düşünmüyorum.” İfadelerini kullanan Narin kendisi için sınıfa örnek olarak sermaye sınıfını gösterdi ve “Kendi çıkarlarının farkında olan bir sermaye sınıfı var ve karşı sınıf olan işçi sınıfının bu yoksullaşma basıncı karşısında kendini kurtarmak için gösterebileceği tepkinin de farkında olup, bunun önünü almaya çalışıyor. Bunun önünü almaya çalışırken de tekrar kendisine dönüp bilinçleniyor.” dedi.

“Kendisi için sınıfın ölçüleri nelerdir?” diye sorulduğunda karşılıklı rekabet içerisinde olan büyük devletlere ve onların bir arada oldukları uluslararası örgütlere bakılabileceğini söyleyen Narin, “Bunlar aslında bize kendisi için sınıfın bu salgın durumuna nasıl hazırlanıldığı konusunda da ipuçları veriyor ve de kriz anlarında bu hazırlanmaları açıkça ve vahşice gösteriyor. Bir yandan da tartışmaların kendileri arasında nasıl artığını da görebiliyoruz.” diyen Narin salgının bu kriz anlarının bir örneği olduğunu ve kimileri için 70’lerin krizinden sonra toparlanamayan kapitalizmin kimileri için de 2020’lerde bir bunalıma gireceği öngörüldüğünü ve salgının bunu hızlandıran etmen olduğunu vurguladı.

“Korona salgını kapitalizmin beklemediği bir süreç ve kapitalizm mutasyona uğrayacak”

“Korona biyolojik bir silah mıydı ya da ilaç hazır mıydı?” gibi teorileri desteklemeyen Narin, korona için “Bu salgın kapitalizmi de tehdit ediyor. Korona salgını kapitalizmin beklemediği, beklese bile belirli ölçüde hazırlanabildiği ama bazı şeyleri öngöremediği bir süreç. Krizi tetikleyen ve sonuçlarını kötüleştiren bu salgın kapitalizmi tehdit ediyor ancak kapitalizm bu salgın krizinin sonuçlarını bütün krizlerde olduğu gibi işçi sınıfından çıkartıyor.” dedi.

Kapitalizm için “Virüsün sonuçlarına hazırlanmaya çalışıyor. Bazı sonuçları öngörememesinin nedeni ise karşı direncin adımının ne olduğunu bilmiyor ve işte bu yüzden kapitalizm mutasyona uğrayacak yani belirli olanaklar ve belirli yollar var ancak nasıl ilerleyeceği konusu o anki somut dirence göre farklılaşacak.” dedi.

“İşsizlik sigortasını borç ödemek için kullandılar”

Büyük devletlerin salgının başında salgını önemsemediklerini ve önlemsiz bir şekilde geçeceğini düşündüklerini söyleyen Narin, “Bir süre sonra önlem almak zorunda kaldılar ve yaptıkları ilk iş sermayeye teşvikti yani büyük şirketleri ve büyük işletmeleri kurtarma adına hamleler yaptılar. Aynı Almanya’da da olduğu gibi, işten çıkarmayı yasakladılar ancak ücretsiz izin adı altında işten çıkarabilme fırsatı sundular. Sermaye ile işveren tarafında uygulamalarda bulundular” dedi ve bunu, “İşçiler işsiz mi kalsın?” diyerek meşrulaştırmanın da çok kolay olduğunu söyledi.

“İşsizlik sigortasının birçoğunu devlete döndürdüler ve borç ödemek için kullandılar bu yüzden de işsizlik sigortasından yararlanabilen vatandaş sayısı çok az.” diyen Narin, sınıfı, yaşlıları, emeklileri ve çalışanlar için sağlık koşullarının da ne kadar yeterli olduğu konusunda tartışmaların döndüğünü ancak sermaye yanlısı salgın politikalarında bunun önemsenmeyip tercihin sermayenin kurtulması ve işlerin devam etmesi yönünde olduğunu söyledi.

Sermaye yanlısı salgın politikalarının yanı sıra işçi sınıfının vazgeçilemez olduğunu çünkü üretimin işçi sınıfı üzerinden döndüğünü vurgulayan Narin, “İşçi sınıfı olmadan hayatın dönmediği, bu salgın krizi sonucunda çok çarpıcı bir şekilde ortaya çıktı.” dedi.

“Mutlak artık nüfusun gözden çıkarılması salgın süreciyle daha da kolaylaştı.”

Salgından öncesine kadar sağlık sektöründe özelleşmenin savunulduğunu söyleyen Narin, “Pandemi için bütün hastanelerin bir kısmı kamulaştırıldı ve sermayeyi kurtarmak adına kamulaştırmaya gitmesi de sürecin kendi içinde yönetilmesine örnek.” dedi.

Neredeyse bütün ülkelerde salgın sürecinde artı değer üretme konusunda işlevini kaybetmiş olan kesimin gözden çıkarıldığını ve bu kesimin bir yük olarak görüldüğünü vurgulayan Narin, “Aslında özellikle emekliler için çalıştığı yıllar için emeklilik maaşının verilmesinin mantıksız olduğunu savunuyorlardı ve sınıf kazanımını doğrudan geri alabilmeyi ümit ediyorlardı. Bu kriz buna vesile olacak gibi görünüyor.” sözlerini kullandı ve yaşlı kesimin ölümünü göze aldıklarını belirtti.

Sermaye sınıfı bir salgından ne zaman rahatsız olmaya başlar?

Salgının sermaye sınıfındaki etkisi için, “Salgın topluma bulaşıp daha sonra da kendilerine bulaşıyorsa ve toplumda usulsüzlük oluşturuyorsa ve de ivmelenerek artan bir krize neden oluyorsa sermaye sınıfı bu salgından rahatsız olmaya başlar.” sözlerini kullanan Narin, koronadan önce de krizin beklendiğini ve küreselleşme sonucu finansallaşan üretim sisteminin sonuna gelmeye başladığımızı söyledi.

2008 ve sonrasına “Toksik borçlanma süreci” diyen Narin, “Büyük bir sermaye vardı ve bu sermaye borcu geri alamayacaklarına bile borç veriyordu bir süre sonra artık atık kredilerle beraber bu sermaye domino etkisi yaşayarak çökmeye başlamıştı. Türkiye’de ise 2008 süreciyle beraber ekonomi daralmaya başlamıştı ve iç borçlanma artmıştı bu da devletin bireysel kredi vermeye başlamasını sağladı bunun sonucunda bireysel borçlanma da artmıştı ve kriz gittikçe derinleşiyordu. Özellikle virüsle beraber, zaten başlamış olan kriz mutasyona uğrayarak sermaye için de görülmez hale geldi.” dedi.

Nasıl bir gelecek?

“Virüs süreciyle beraber bir anlamıyla 2008 krizinin devamı bir anlamıyla da daha ağır bir dünya krizi bizi bekliyor.” diyen Narin, “Gıda krizinin artması ve sanayide üretimin farklılaşmasıyla beraber işsizlik, açlık ve yoksulluk gibi sorunlar oluşabilir.” dedi.

“Hizmet sektörünün işçileşmesi zaten gerçekleşiyordu ve sektörün genişlemesi gibi bir şeyden belki bahsedilebilir.” diyen Narin özellikle dijital denetim ve dijital ortamın genişlemesini vurguladı ve virüsün de oluşturduğu krizden yararlanılarak yeni dijital denetlemelerin meşrulaştırılacağını vurguladı.

İşsizliğin artacağını ve üniversitelerden çıkan öğrencilerin de bununla yüz yüze kalacağını belirten Narin, “Virüs bize ekolojiyi yok eden sistemin bizi nasıl yok ettiğini gösterdi.” sözleriyle konuşmasını noktaladı.