‘Emziren hemşireye izin yok, eğitim yok, zorla COVID-19 hastasına baktırmak var’

Bir devlet hastanesinde görev yapan ve süt izni döneminde olan hemşire, eğitim almadığı halde COVID-19 hastasına bakmaya zorlandı. Duruma itiraz eden hemşire hakkında soruşturma başlatıldı

Devlet hastanesinde çalışan 1 ve 4 yaşında iki çocuğu olan 16 yıllık hemşire G., COVID-19 salgını sonrası hastane yönetimine yıllık izin kullanmak istediğini bildirdi. Hastane yönetimi izin veremeyeceklerini, ancak ücretsiz izne çıkabileceğini söyleyince borçları nedeniyle ücretsiz izne çıkmayı kabul etmeyen hemşire, sonrasında süpervizörün ve başhemşirenin baskısıyla karşılaştığını anlattı: “1 yaşında ve 4 yaşında çocuklarım var. 1 yaşındaki bebeğimi hâlâ emziriyorum. Çalışırken yeri geldi süt iznimi kullanmadan çalıştım. Salgın çıkınca da korku ve tedirginlik yaşadım. Yıllık iznimi kullanmak istedim, talebimi hemşirelik müdürlüğüne ilettim. Onlar da ‘Genelge geldi, yıllık izin veremiyoruz. Alacaksan ücretsiz izin al’ dediler ama bunu söylerken bile o kadar kötü bir üslupla söylediler ki, kendimi çok kötü hissettim. Sanki koronalıymışım gibi odanın dışında bekleterek uzaktan uzaktan cevap verdiler. Ancak ben çalışmak durumundaydım, çünkü kredi ödüyoruz ve eşimin kazandığı krediye gidiyor, evin masraflarını da benim aldığımla karşılıyorduk.”

“Gitmezsen tutanak tutarız” tehdidi

Bir müddet daha çalışmaya devam ettiğini söyleyen hemşire G. bir gün Pazar mesaisine gittiğini, nöbetteki arkadaşlarının kendisine ‘Koronalı bir bebek doğmuş, gidip ona bakman gerekiyor’ dediklerini ifade ederek o gün yaşadıklarını da şu sözlerle anlattı: “Normalde o bebeğe yenidoğan servisindeki hemşirelerin bakması gerekir, ancak onlar bakmak istememişler ve ‘Senin gitmen gerekiyor’ dediler bana. Ben de ‘Burada bir haksızlık var, ben bebek emziriyorum’ dedim. Büyük çocuğu olan bir insan karantinada olmayı çocuğuna anlatabilir ama ben hasta olursam çocuklarıma bunu anlatamazdım, anlayabilecek bir yaşta değiller çünkü. Zaten koronaya yakalanma korkusuyla zor bir durum yaşıyoruz. Emziren bir anne olarak daha ağır bir psikoloji yaşıyorum ben.

Sonra süpervizör hemşire ile konuştum, o da ‘Gitmek zorundasın, gitmezsen hakkında tutanak tutarız’ dedi. Tehdit etmeye başladı. Kendimi zorlanmış, baskı altında hissettim. O kadar kişiye söylemişler, hiçbiri kabul etmemiş, ‘Beni neden göndermeye çalıştılar’ diye düşündüm. Koronalı hastaya nasıl bakacağımla ilgili ne bir eğitim aldım ne de bir bilgi verildi bana. Normalde görevlendirme yazısı yapılması lazım, ama herhangi bir tebligatta da bulunmadılar. Daha sonra başhemşire aradı beni. Süpervizörün tavrıyla, ‘Gitmemişsin, benim haberim vardı. Süt izni gibi bir durum söz konusu değil, herkes çalışacak’ gibi aynı tehdit ve tavırlarla konuştu benimle. O da tutanak tutacağını söyledi. O gün olay böylelikle kapandı.”

“Savaştan kaçan askerlere benziyorsun” diye aşağılama

Nöbet sonrası üç günlük iznini kullandıktan sonra ücretsiz izin almak üzere hastaneye giden hemşire G. “Bu yaşadığımla birlikte iyice yıpranmıştım. Ücretsiz izin almak istediğimde tartıştığım insanlarla yeniden konuştum” dedi. Ücretsiz izin talebini dile getirdiğinde, “Şu anda savaştan kaçan askerlere benziyorsun” karşılığını aldığını dile getiren hemşire şu şekilde devam etti: “Böyle bir hitap şekli böyle bir aşağılama yok. Profesyonelliğe yakışan bir tavır değildi bu, ki onlarla aynı durumda değilim ben. Nisan başı ücretsiz izne çıktım. Şimdi de bana savunma vermem için çağrı geldi. Disiplin soruşturması açmışlar, savunma vermem için hastaneye çağırıyorlar.”

Yaşadıklarının çok ağır çok rencide edici olduğunu söyleyen hemşire G., yaşadıkları karşısında psikolojinin de iyi olmadığını belirtti.

Konuya dair Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi Aylin Akçay ise şunları dile getirdi:
“Salgın döneminde sağlık emekçisi kadınlar hizmetin çok kritik bir aşamasında yer aldılar. Ancak korunmalarıyla ilgili önlemler ne yazık ki sağlık politikalarındaki ısrara kurban ediliyor. Sağlık alanında izin konusuna Bakanlık ilk günden itibaren çok sorunlu yaklaştı. Mevcut sağlık emekçisi ile işi yürütmeye odaklanıldı, “en az çalışanla en çok iş” yaptırılması dayatmasından vazgeçilmedi. Sağlık alanındaki bu sömürü düzeni devam etsin, sağlık emekçisi alımı yapılmasın diye sağlık emekçilerinin izinleri kullandırılmadı. Sendikamızın ilk günden itibaren en çok uğraştığı ve mücadele ettiği konuların başında da izinlerle ilgili sorunlar geliyor aslıda. İlköğretim çağında çocuğu olanlar ve emzirme döneminde olanlar da izinlerle ilgili çok fazla sorun yaşıyor. Emzirme döneminde olanlar için talebimiz idari izinli sayılmalarıydı, yani ücretlerini alarak izinli olmaları. Yapılan uygulama ise, “isteyenin ücretsiz izin kullanması” oldu. Bu da kadınları geçimleri ile bebekleri ve kendilerinin sağlığı arasında tercih yapmaya zorlamak anlamına geliyor, bu nedenle bunu değiştirmek için mücadele ediyoruz. Daha büyük çocuğu olanlar için de izin kullanabilmek o kadar çok şarta ve eşin nerede çalıştığına bağlanmış durumda ki, çocuğu olup izin kullanabilmek çok kolay değil. Çocuğun bakımını tek ebeveyn olarak yürütenlerle ilgili ise hiçbir resmi düzenleme yok.

“Sağlık emekçisi kadınlar baskılanıyor, aşağılanıyor”

Çocukların bakım yükümlülükleri daha çok kadınların üzerinde olduğu bugünün verili koşullarında sağlık emekçisi kadınların koşulları sağlık sistemi tarafından iyice zorlaştırıldı. Sağlık emekçisi kadınlar bu süreçleri haberdeki örnekte olduğu gibi işyerinde baskı, zorlama, aşağılama ve dayatma olarak yaşıyorlar, psikolojik olarak da yıpranıyorlar. Bir yandan da içine atıldıkları çıkmazlar bugün henüz çok konuşamasak da, kadınlara başta evle olmak üzere iş dışı yaşamlarında da farklı şiddet biçimleri olarak da yansıyor. Eve gittiklerinde ya da gidemediklerinde de kimi zaman “virüslü” denerek suçlanıyor, hırpalanıyor, aşağılanıyor, bazen kendi evlerinden kovuluyorlar. Ne yazık ki değiştirmeyi başaramadığımız uygulamaların olumsuz sonuçlarını hep birlikte yaşıyoruz. İdari izinli olmaları gerekirken çalışmaya zorlanan sağlık emekçileri oldu kaybettiğimiz. Değiştirmeyi başaramadığımız her uygulama, kazanamadığımız her hak, haberdeki örnekte de olduğu gibi bizim yaşamlarımızdan çalıyor. O yüzden biz bu insanı, canı, yaşamı gözetmeyen sisteme karşı bugün olduğundan daha çok dayanışarak, daha çok örgütlenerek, birlikte mücadele ederek değiştirebileceğimize inanıyoruz.”