Gazete Duvar yazarları değerlendirdi: Kasım Süleymani’den sonra ne olacak?

Gazete Duvar yazarları Fehim Taştekin, İlhan Uzgel, Musa Özuğurlu ve Mühdan Sağlam, Bağdat’ta yaşanan saldırıda Kasım Süleymani ve Mehdi el Mühendis’in öldürülmesini değerlendirdi.

İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin ardından Orta Doğu’na neler olacak? ABD’nin bu hamlesi ne anlama geliyor? Diğer küresel güçler nasıl bir tutum alacak? İran ve diğer bölge ülkelerinde hangi gelişmeler yaşanabilir?

Gazete Duvar yazarları Mühdan Sağlam, Fehim Taştekin, İlhan Uzgel ve Musa Özuğurlu değerlendiriyor…

İlhan Uzgel: ABD ‘patron hâlâ benim’ diyor

.

2020’ye girerken ABD, Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi’nin Irak’taki yöneticisi Mehdi el Mühendis’i öldürerek Ortadoğu siyasetinin gidişatına dair çok güçlü bir mesaj ve işaret verdi. Bu riskli hareketin birçok anlamı var.

Birincisi, ABD hâlâ Ortadoğu’da kontrolün kendisinde olduğu mesajını verdi. Ekim 2019’da Suriye’de Türkiye sınırı yakınında kendisini Halife ilan etmiş olan Bağdadi’yi bir operasyonla öldürürken, şimdi de İran’ın bölgedeki nüfuzunun cisimleşmiş hali olan Kasım Süleymani’yi öldürerek gelişmeleri belirleme gücünde olduğunu gösterdi. Bu olay İran’ın Lübnan’dan Yemen’e Irak’tan Afganistan’a dek uzanan etkinlik alanını ABD’nin geri çevirme konusundaki kararlılığının da bir göstergesi olarak önem taşıyor. Yine, Bağdadi’nin öldürülmesiyle birlikte ele alındığında, kendi sınırlarından 10 bin km. ötedeki bir coğrafyada ve ABD’nin Ortadoğu’dan çekilme, askeri varlığını azaltma tartışmaları sırasında, ABD’nin istihbarat ve ateş gücünün etkinliğini de göstermiş oldu. Muhtemelen ABD sahip olduğu uydu, haberleşme vb. teknolojik araçlarla Süleymani’nin, son derece mobil vaziyette, bir gün Afganistan, Yemen, ertesi gün Irak ve Suriye’de bir siluet gibi dolaşan varlığını takip halindeydi ve zamanlamasını kendisinin belirlediği bir operasyonla, hiçbir kayıp vermeden onu ortadan kaldırabildi.

İkincisi, İran hem son derece yetenekli bir komutanını hem de ülkesinde efsane komutan, bir ulusal kahraman olarak görülen figürünü kaybetti. Bunun ilk aşamada sahada bir etkisi olacak. Süleymani, İran’ın vekalet savaşının en önemli aktörüydü, başında olduğu Kudüs güçleri ve diğer vekil savaşçılarla bölgede İran’ın etkinliğini artırmasının başlıca aracıydı. Bunun yaratacağı boşluğu İran’ın doldurması çok zor. Bunun ayrıca Suriye ve Irak’taki vekil savaşı yürüten güçler üzerinde olumsuz psikolojik etkisi de olacak. Böylece İran’ın buralardaki etkisinde bir azalma beklenebilir. ABD bu şekilde İran rejimini de çatışmayı tırmandırmaya zorlayacak. İçeride İran yönetimi böylesine önemli, ikonik bir kaybın etkisini telafi edecek bir karşılık vermek zorunda kalacak. Bu bir bakıma İran’ın ulusal gururuna indirilmiş bir darbe. Rejim ABD ile çatışmayı tırmandırmak ile kendi halkı karşısında hiçbir şey yapmamış konumda olmanın gerilimini yaşayacak. İran halihazırda geniş bir coğrafyaya yayılmış ve birden fazla vekil savaşı yürütmekte. İçte toplumsal huzursuzluk çok artmış durumda ve ekonomisi giderek kötüleşiyor. Muhtemelen, İran yönetimi ABD’nin öncelikle Suriye ve Irak’ta olmak üzere Ortadoğu’daki askeri varlığına yönelik sınırlı karşılık verecek. Bir diğer karşılık verme alanı, Lübnan ve Gazze üzerinden İsrail’e yönelik füze saldırılarının gerçekleşmesi olabilir.

Üçüncü olarak, bu gelişme ayrıca Trump’a içte muhafazakar ve İsrail’e yakın çevrelerin desteğini artırıcı etkide bulunacak. Bu yıl sonundaki seçimde Trump bu iki önemli ismi ortadan kaldırmayı bolca kullanacak.

Sonuçta ABD, İran’ın Ortadoğu’daki etkinliğini kırma yolunda hem psikolojik hem de sahada önemli bir darbe vurdu. Bunun sonuçları çatışma dinamiğinin artması olabilir. ABD özellikle İran’ın üzerindeki siyasal, stratejik ve ekonomik yükü artırmak için bu yola çekmeye çalışıyor. İran buna sert ve misliyle karşılık verirse, Ortadoğu çatışma süreci, hem vekil savaşları, hem de devletten devlete boyutuyla tırmanma gösterebilir.

Fehim Taştekin: ABD ve İran ilk kez İsrail’in istediği kapışma noktasında

.

İran Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ABD ile İran arasında 1979’dan beri süren örtülü ve ilan edilmemiş savaşın en gözü kara hamlesini oluşturuyor. Süleymani’ye suikast herhangi bir ülkenin genelkurmay başkanının öldürülmesinden çok daha fazlasına işaret ediyor. Süleymani sadece İran değil Ortadoğu’da İsrail-Amerikan eksenine karşı direnç gösteren kesim ya da gruplar açısından simgeseldi. Öteden beri Filistin-Lübnan cephelerinde Hizbullah, İslami Cihad ve Hamas’ı destekleyen hatları yönetmek, Suriye’de hükümet güçlerinin yanında milis seferberliğini yürütmek, Irak’ta IŞİD’le savaşta milisleri mobilize etmek gibi kritik operasyonlar Süleymani’nin düşmanlarını çoğalttı.

Son dönemlerde Irak iç siyasetini yönlendirme kavgasında da Amerikalılarla bilek güreşindeydi. Süleymani önemli güvenlik önlemleriyle hareket etse de bir istihbarat elemanı gibi kendini gizleyen ya da yeraltında yaşayan biri değildi. Seyahat eden, toplantılar yapan, müzakereler yürüten ve halkın arasına karışan biriydi. ABD’nin bu konumdaki birini öldürmesi açık bir savaş ilanı olarak görülecektir. Ekonomik savaş gibi gelen yaptırımlara karşı Amerikan insansız uçağının vurulması, İranlılar ‘ilgimiz yok’ dese de bazı petrol tankerleri ve Suudi petrol devi Aramco’nun hedef alınması, Irak’ta Haşd el Şaabi güçlerinin Amerikan üslerine roket atması gibi eylemler Tahran’ın risk çıtasını yükseltmesi olarak görülüyordu. Öngörüler İran’ın Süleymani suikastını yanıtsız bırakmayacağı ama misilleme konusunda acele etmeyeceği yönünde. Yine de her türlü olağanüstü gelişmeye açık bir durum oluştu. ABD başta Irak ve Suriye olmak üzere Ortadoğu’nun her yerinde bulunuyor. Suikast bölgedeki Amerikan askeri, diplomatik ve ticari varlığını olası misillemeler için açık hedef haline getirdi. Böylesi bir tırmanışta hep söylediğimiz bir şey var: Irak, Suriye, Lübnan, Filistin ve Yemen başta olmak üzere İran’ın yönlendirebileceği ya da İran’la ortak hareket eden örgütler var. Vekiller üzerinden umulmadık yerlerden yanıt verilmesi ihtimal dahilinde.

ABD açısından bakıldığında ise oyun İsrail adına Beyaz Saray’ı kuşatanlar etki ajanlarının hesaplarına göre gelişiyor. İsrail’in öteden beri kışkırttığı şey İran’la ABD’nin doğrudan kapışmasıydı. 1980’lerde İran sivil uçağının düşürülmesinden bu yana ilk kez taraflar İsrail’in istediği kapışma noktasına sürüklenmiş oldu. Irak’ta Haşd el Şaabi liderlerinden Mehdi Mühendis’in de aynı suikastta öldürülmesi Irak iç siyasetindeki gelişmeleri de yönlendirecektir. Iraklı siyasi gruplar Amerikan güçlerinin Irak’tan çekilmesi yönündeki tasarıyı meclisten geçirmek için bastıracaklardır. Ayrıca Haşd el Şaabi’nin önce 5 üssünün vurulması, ardından gelen bu suikastten sonra Irak artık Amerikalılar için güvenli üslenme yeri olmaktan çıktı. ABD’nin durumu kontrol etmek ya da caydırıcılığını artırmak için daha fazla askeri kapasite kullanmaya yönelmesi çok işe yaramayabilir. Bu hamle kendisini daha fazla saldırıya açık hale getirmesi anlamına gelebilir.

Musa Özuğurlu: İran’ın yanıtı belirleyici olacak

.

Her şeyden önce direniş ekseni nezdinde Kasım Süleymani İran’ın Ebu Mehdi el Mühendis de Irak’ın “yıldızlarıydı.” Bu anlamda ABD herkes için beklenmeyen ve çok önemli bir darbe vurmuş oldu. ABD bu darbe ile İran’a karşı daha da sertleşeceğinin sinyalini de verdi. Trump ve Netanyahu iç siyasette zor günler geçirirken kendi kamuoylarını etkilemek için daha parlak bir adım atamazlardı. Kasım Süleymani’yi öldürmek İran’ı vurmaktan çok daha etkili. Ebu Mehdi El Mühendis ise Irak’ta Haşdi Şabi denildiğinde ilk akla gelen isimdi, operasyonları yöneten komutandı. İsrail ve ABD’nin İran’a karşı atacaklarını belirttikleri adımların blöf olmadığı bu darbe ile görüldü.

ABD bu darbe sonrasında İran’ın nasıl adım atacağını bekleyecektir. Çünkü şimdi zor durumda olan İran. Zira daha önce defaatle ABD ve İsrail’e karşı ağır yanıt vereceklerini belirtmişlerdi. Eğer yanıt vermezlerse inandırıcılıkları kalmaz, verirlerse aynı ağırlıkta yanıt vermeleri gerekir ki ABD ve İsrail savaştan kaçmayacaklarını belli ettiler.

Türkiye’yi de zor günler bekliyor. Eğer ABD tarafında yer alırsa son dönemde geliştirdiği ABD’nin bölge politikalarına karşı söylemleri ile çelişecek, İran tarafında yer alması durumunda bu ABD’nin asla affetmeyeceği bir adım olacak ve Bush’tan bu yana var olan “ya bizimlesiniz ya teröristlerle” politikası gereği Türkiye’yi “teröristleri destekleyen ülke” konumuna sokabilir.

Lübnan ve Hizbullah tarafını da takip etmek lazım. Hizbullah iki lideri öldürülen, “direniş ekseninin” Lübnan’daki ileri karakolu. Hizbullah harekete geçerse zaten karışık durumda olan Lübnan yeniden İsrail saldırılarına hedef olabilir. Suudi Arabistan ve BAE zaten ABD ile hareket ediyor ve bu ikisinin olası bir çatışmaya müdahil olmaları kaçınılmaz.

Ezcümle, İran’ın ABD’nin bu ciddi darbesine vereceği karşılık belirleyici olacak. Eğer karşılık verirse İran’a yönelik politikanın sıcak savaşa doğru evrilmesi kaçınılmaz. Bu da bölgedeki bütün ülkelerin çeşitli düzey ve pratiklerde bu savaşa dahil olması demek.

Mühdan Sağlam: Trump’ın seçim hesapları ile ilgili

.

ABD’nin Kasım Süleymani’yi öldürmesi İran ve bölge ülkeleri açısından beklenen bir durum değildi. ABD’nin açıklaması Süleymani’nin Irak’taki ABD Büyükelçiliği’ne yapılan saldırının arkasında olduğunu iddia ediyor. Bununla beraber 2019’da defalarca Hürmüz Boğazı’nda gemilere saldırı olmasına karşın ABD Devrim Muhafızları’nı suçlamış ancak adım atmamıştı. Şimdi böyle bir adımın atılması tuhaf. Bunun Trump’ın seçim hesaplarıyla ilişkili olduğu da söylenmeli. Açık olan İran ve ABD arasında doğrudan değil, ancak sahada karşılık bulacak bir karşılık görecek olmamız. İran’ın Hürmüz üzerindeki kontrolü dikkate alındığında petrol piyasasını da etkileyecek adımlar burada atılabilir.