Gezi avukatlarından Ali Galip Yıldız yazdı: Milyonlarca “gezi eylemcisi” bu davaya seyirci mi kalacak?

Gezi davası avukatlarından Ali Galip Yıldız davaya ilişkin kaleme aldığı yazıda “Çağdışı bir yönetim anlayışına karşı, milyonlarca insanın birlikte gerçekleştirdiği o muhteşem kararlılık, 16 sanığın mahkumiyetini de, buna alet olan yargı ve siyaset muktedirlerini de etkisiz kılacaktır” dedi.

Gezi Parkı eylemlerine ilişkin açılan ve iş insanı Osman Kavala’nın tutuklu yargılandığı, Taksim Dayanışması’ndan Mücella Yapıcı, Can Atalay ve Tayfun Kahraman’ın da aralarında olduğu 16 sanıklı davada İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 30. Ağır Ceza Mahkemesi’ne mütalaasını sunmuştu. Mütalaada Osman Kavala, Mücella Yapıcı ve Yiğit Aksakoğlu’na ağırlaştırılmış müebbet hapsi talep edilmişti. Gezi Parkı davasının sonraki duruşması 18 Şubat’ta görülecek. Duruşmada karar çıkması bekleniyor.

Ali Galip Yıldız’ın yazısı şöyle:

Siyasal iktidar, HSK, soruşturma ve kovuşturmada görevlendirilen yargıç ve savcılar, gerçeklikle adeta alay edercesine bir “dava”yı daha sonuçlandırmak üzereler. Bildiğimiz, gördüğümüz ve yaşadığımız ceza davasını değil, artık kesinlikle Erdoğan’ın hedefi/hayali diyebildiğimiz; “evrensel ve çağdaş olanla savaş” davalarından birini.

Gezi davasında savcılık esas hakkındaki mütalaasını vermiş, iddianamede ne dediyse o. Gezi eylemleri planlı bir senaryonun ürünüymüş, meydanlarda ve sosyal medyada organize bir şekilde hareket eden ayrıca uluslararası aktörlerden de destek alan sanıklar tarafından, bilinçli bir şekilde yönlendirildiği ve yönetildiği tespit edilmişmiş, Osman Kavala ve diğer sanıklar “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış̧ müebbet hapis cezasına çarptırılmalıymış.

İddianamede, “Türkiye Cumhuriyetinin toprak bütünlüğünün bozulmasının, sınırlarının yeniden çizilmesinin” delili olarak Osman Kavala’nın cep telefonundaki “Ari Irkları” haritasının kullanılması kadar “ciddi” bir mütalaa.

Uydurma deliller, olaylar, ilişkiler, tanıklıklar ve suçlamalarla dolu. İkna etmek ve güven vermek gibi kaygısı yok. Aklı başında kimsenin umursamayacağını bile bile, utanmazca yapılan değerlendirme ve suçlamalar. Bir hukuk metnine böyle yaklaşmak garip gelebilir ama asla şüpheniz olmasın bu metin hukuki filan değil, bir bağlılık ve biat bildirimi. “Gözlerimi kaparım vazifemi yaparım” işgüzarlığı.

Mahkeme heyetinin oluşumu ve süreç içinde değişimi, böyle davranmayanlara neler olabileceğini açıkça gösteriyor zaten. Son duruşmalarda mahkeme başkanının tutumu ve heyet kararları ulusal ve uluslararası hukuk ilke ve kurallarına açıkça meydan okuma niteliğinde. Fütursuzca, savunmayı yok sayan karar ve uygulamalarla son dönemdeki “görevli heyetler” arasında birinciliği ele geçirmeye kararlı, “Padişahım çok yaşa” modunda.

Savunma ne yaparsa yapsın, ne söylerse söylesin mahkeme heyeti de savcılık gibi ne yapacağını biliyor; mahkûmiyet kararı verecek, bundan hiç şüphe duymuyorum.

Ama son duruşmaların birinde “tanık” sıfatıyla mahkemeye şunları söylemek isterdim: Gezi olaylarını İstanbul’da baştan sona bizzat yaşadım, ülkenin dört bir yanında olan biteni gözledim. Evet projesiz, ruhsatsız, destursuz bir yıkım ekibinin Gezi parkındaki ağaçları yıkmaya (kesme veya taşıma değil, kepçe ile yıkma) girişmesi üzerine parkı korumaya çalışanların direnci olarak başladı ama siyasal iktidarın (cumhurbaşkanı ve bazı AKP’lilerin yatıştırıcı çabalarına rağmen) bu direnci ezme ve istediğini yapma inadı üzerine tüm ülke ayağa kalktı ve bu tahakküme, kibre, dayatmaya karşı akıl almaz bir tepki gösterdi.

Hayatımın en güzel ve heyecanlı günleriydi, Gezi parkından ayrılmıyor, panzer, gaz, cop ve benzeri müdahale araçlarına aldırmadan kendimizi ifade etmeye çalışıyorduk. Ne Osman Kavala’yı ne de diğer sanıkları gördüm, kimseden bir talimat ve telkin almadan sadece siyasal iktidarın bu fütursuz ve üstenci tutumuna karşı olduğumu göstermeye çalışıyordum.

Benim gibi milyonlarca insanın aynı duygu ve düşüncelerle giriştiği eylemler ve dayanışma tutumlarını, savcılık, iddianame ve mütalaasında, sanıkların organize ettiğini belirtmekle yetiniyor, milyonlarca insanın neden böyle davrandığına akıl erdiremiyor.

Gezi olayları ceza davasının değil toplumsal, sosyal ve siyasi araştırmaların konusu olabilir.

Çağdışı bir yönetim anlayışına karşı, milyonlarca insanın birlikte gerçekleştirdiği o muhteşem kararlılık, 16 sanığın mahkumiyetini de, buna alet olan yargı ve siyaset muktedirlerini de etkisiz kılacaktır.

Hepimiz oradaydık!