Görünmez Yara- Şebnem Korur Fincancı

Görünmez Yara- Şebnem Korur Fincancı

Yarayı görmezden gelmekle çözülmüyor sorunlar, daha da ağırlaşıyor

İnsan Hakları Derneği (İHD) bu toprakların başına gelmiş en iyi şeylerden biridir kuşkusuz. İlk kurulduğu 1986 yılından beri tam 34 yıldır Türkiye’nin dört bir yanındaki şubeler ve her zaman büyük bir saygıyla izlediğim gönüllüler ağı ile yaşanan hak ihlallerine hızla müdahale eder, ilgili örgütlerle emekleri birleştirir, kamuoyunda görünür kılmaya gayret ederler. Kamuoyu ise zor bir bütün. Üzerine boca edilen yalanlarla, kapitalist sistemin var olmakla sahip olmak arasında seçime zorladığı bir dünyada ancak canı yandığında o da cılız mı cılız kalan bir sesten öteye gitmez kamu ve dolayısıyla oyu. Bütün o yalanlardan, sahipliğe yazılan güzellemelerden geriye oy dahi kalmaz çoğunlukla. Ölüm bazen hatırlatır var olmanın da sahipliğin de son bulduğu anlık geçişte ama ölünün de makbul olanla olmayanı dinler üstü bir acımasızlıkla kendine yer edinmiş olunca kamuoyu solar gider. Bir dahaki ölüme kadar… Ta ki o yara kendi yarası oluncaya dek. Yarasını da görmezden gelmeyi seçer çokça.

Mayıs ayının ilk günlerinde İHD’nin 2019 insan hakları ihlalleri raporu yayınlandı. Tüm ağırlığıyla ihlallerin yaygınlığına bakınca, kamuoyu farkındalığı için bütün koşullar var görünüyor. Ölümlerden mahpusluğa yaralanmamış yerimiz kalmamış gibi. Oysa oyumuzun değersizleştirildiği, hatta terör kapsamına alındığı bu topraklarda kamunun oyunu açıklamasının tehlikeleri öyle büyük ki, kamu oysuz gibi yapmayı yeğliyor anlaşılan.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı olarak bir YouTube kanalı açmıştık. Salgın günlerinde insanlık ailesi olarak var oluşumuzu yeniden düşünmek, insan hakları bağlamında yeni sorular sormak için bir fırsat olur belki diyerek Sevgili Nilgün Toker ile insan hakları söyleşilerine başladık o kanalda malum. En az izlenen söyleşi hangisiydi diye baktım meraktan. İşkenceyi konuştuğumuz dördüncü söyleşiymiş. Oysa bu memleketin en yakıcı yaralarından biridir işkence. İşkenceyi savunanlar da dahil yanında yöresinde işkenceden geçmemiş kimse yoktur. Bunca ağır bir yara var, hepimize de değiyor ama en çok görmezden geldiğimiz yaramızla ondan kaçınarak hatta bazen savunarak başa çıkmayı yeğliyoruz. Oysuz bir kamu olarak kalıyoruz işkence karşısında.

İHD 2019 raporundan bazı rakamlara yer vermek istiyorum: “Adalet Bakanlığı, Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü tarafından 2019 yılında yayımlanan ‘2018 Adli İstatistik’ verilerine göre söz konusu yıl içinde TCK’nin 94. ve 96. maddelerdeki işkence ve eziyet suçlarından 2 bin 196 kişi hakkında soruşturma açılmış, 1035 kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş, 766 kişiye dava açılmış ve 395 kişi hakkında ise başkaca kararlar verilmiştir. Görüldüğü gibi resmi istatistiklerde bile işkence ve eziyet suçundaki soruşturma ve dava sayılarında ciddi artış söz konusudur.” İHD’nin vurguladığı bu artış bir yana, bize işkencenin gerçek boyutunu gösterecek bir başka rakam var raporda anılan: “Öte yandan, ‘Kamu görevlisine direnme’ suçunu oluşturan TCK’nin 265. maddesinin de bulunduğu ‘kamu idaresinin güvenirliğine ve işleyişine karşı suçlar’dan dolayı 2018 yılında 163 bin 32 kişi hakkında soruşturma açılmış, bunlardan 48 bin 64’ü hakkında dava açılmıştır. OHAL ortamında ve kolluk şiddetinin zirveye ulaştığı koşullarda işkence ile direnme suçundan açılan davalar arasında bu denli yüksek bir farkın olması cezasızlığın boyutlarını ve sistematik bir politika olarak sürdürüldüğünü açıkça göstermektedir.” İşte bu hakkında soruşturma açılan 163 bin 32 kişi işkencenin hangi düzeyde olduğunun göstergesidir. İşkence ile ilgili suç duyurusunda bulunmasınlar diye başlatılan bu karşı hamleler, etkili de olmaktadır kamuyu oysuz bırakılmakta. Her 500 kişiden biri polise direnmektedir memlekette. Özcesi işkence görmektedir. Hadi aralarında direnmeyi alışkanlık haline getirenler var desek, en az her 1000 kişiden biri işkence görüyor diyebiliriz bu durumda.

Yarayı görmezden gelmekle çözülmüyor sorunlar, daha da ağırlaşıyor. Biraz acıtır belki ama o yaraya parmak basmadan kanama durmaz. Benden söylemesi!