Güçlü kadından korkuları başka hiçbir şeye benzemiyor – Murat Sevinç

‘İleri demokrasi’ idealinin giderek demokrasi şölenine dönüşmesine tanıklık ediyoruz. Basınıyla, parlamentosuyla, mahkemeleriyle, üniversitesiyle, bürokrasisiyle, hukukçusuyla, düşünce insanıyla, ittifaklarıyla vs., dört başı mamur bir demokrasi nasıl inşa edilir, gösteriyor, kendi tarihlerini maharetle yazıyorlar. Hem de öyle böyle bir tarih değil! Büyük ölçüde riyadan oluşan yarım asırlık birikimi, üç beş yılda tükettiler. Hak ettikleri yerdeler, mübarek olsun.

“Eh canım, bizim günahımız ne” diyeceksiniz şimdi. Onu da siz, biz düşünelim dilerseniz. Bu memlekette olup biten pek çok rezalet karşısında yaprak kıpırdamamış olmasının tek nedeninin yalnızca iktidar ve seçmeni olduğunu düşünüyorsanız, halen, üzgünüm ama beterini hak ediyoruz demektir. Daha önce yönelttiğim bir soruyu tekrar edeyim: “Böyle bir iktidar, hangi niteliklere sahip bir toplumu 18 yıl yönetebilir?”

Tabii vardığımız yer öyle bir yer ki, dünya ve Türkiye salgınla mücadele ederken, Türkiye’nin deneyimi kaçınılmaz biçimde kendine has gerçekleşiyor. Kendimizi ve sevdiklerimizi yalnızca virüsten korumakla değil, aklımıza sahip çıkmakla da uğraşıyoruz.

Her sabah uyanıp internete girdiğimde, yine birilerinin diğerlerini tehdit ettiğine yönelik haberlerle karşılaşacağımı biliyorum! Bir zibidi mermilerini gösteriyor, beriki komşularının listesini yaptığını açıklıyor, diğeri ‘eşler’ ve ‘çocuklar’ üzerinden tehdit savuruyor… Birileri de Ayhan Bilgen’e ‘mermi’ fotoğrafı gönderiyor vs…

Son örneği unutun ve kusuruma bakmayın ne olur. Ayhan Bilgen HDP’nin Kars belediye başkanı. Ona mermi fotoğrafı gönderip ‘uyarmak’ doğal. Zaman zaman, milyonlarca oy almış bir siyasal parti de diğerleriyle aynı hukuk düzenine tabidir diye düşünüp saçmalıyorum işte böyle. Demokrasi filan dediysek, yok artık o kadar da değil!

Her gün birilerine yönelik yeni bir tehdit videosu izliyor ya da twit okuyoruz. Kamu kurumlarının başına getirilmiş irili ufaklı kareli ceketliler ise… Aman yahu, saymaya başlayınca içim sıkılıyor artık inanın. Gerek yok fazlasına, bilmeyeniniz mi var!

Bu arada savcılar ne yapıyor peki? Bir sanatçının ölüm orucu sonucunda vefatına üzülen, bunu dile getiren iki hâkime, Orhan Gazi Ertekin ve Ayşe Sarısu Pehlivan’a soruşturma açıyorlar. Neden? Ölüm ve hukuksuzluk karşısında sessiz kalmadıkları için!

İşte bu şartlarda, trollerin hesaplarından yönelen tehditlerin en sert ve ahlaksızca olanları, adı sanı bilinen kadınlara yöneldi son günlerde. Okuduğum kadarıyla, isimler: Diken’de sütun komşularımdan olan gazeteci Nevşin Mengü, hekim ve siyasetçi Canan Kaftancıoğlu, oyuncu Berna Laçin, avukat Feyza Altun. Tahmin ediyorum başka isimler de vardır, oluyordur.

Adı geçen kadınlara yönelik ifadeleri burada bir kez daha anarak edepsizliği yeniden dolaşıma sokmak istemiyorum. Son derece süfli, cinsiyetçi, tehditkâr sözler ve sahiplerinin nasıl insanlar olabileceğini iyi bildiğimi sanıyorum. Söz konusu zihniyetin, ‘düşman’ gördüğüne ve o düşmanın malına, mülküne, çoluk çocuğuna yaklaşımı malum. Bunu geçelim.

Tahmin etmek güç değil, en rezil ve uç ifadeler, hemen her zaman başkaca korkuları olanlar tarafından sarf edilir, ediliyor. Mütemadiyen saçmalayanların iki başat niteliği söz konusu. İlki, hemen hepsi zamanında Cemaat sevdalısı olmuş. İkincisi, belli ki hâlihazırda sahip oldukları ne varsa iktidara borçlular. Bana kalırsa her iki nitelik de, ‘en rezil kim’ yarışında güdüleyici.

İlki nedeniyle çok korkuyorlar ve kendilerini özellikle sergilemek istedikleri için, eski arkadaşlarına, eş dostlarına insanlık dışı tehditler savurma ihtiyacı hissediyorlar. İkincisi, yani iktidara borçlu hissetme meselesi ise başlı başına bir insani trajedi.

Şöyle düşünün: Elle tutulur hemen hiçbir niteliği olmayan, rahmetli annemin değişiyle ‘iki eşeğin yemini bölmekten aciz’ birileri, hayalini dahi kuramayacakları yerlere gelip kazanç elde etti. Sahip oldukları her şeyi, dâhil oldukları ilişki ağına borçlular. Göze girmek, aferin almak için yapmayacakları bir şey yok. Evet, hiçbir şey yok.

Aşağılayıcı ifadelerin yöneldiği kadınların özelliği ise başarılı, sözünü esirgemeyen ve dik duran insanlar oluşu. Ezcümle, o ‘erkeğin’ en korktuğu insan tipi. Korkunun temelinde, velinimetleri olan erkek iktidarlarının ciddiye alınmama endişesi var. Aileden başlayarak yaşamın her alanında kurdukları ve şimdilerde çatırdadığını hissettikleri iktidar.

O erkekler, karşılarında cümle kuramayacakları o kadınlardan ölesiye ürküyor. Bir an bile şüpheniz olmasın. Ve bu korkuyu, yalnızca yazıya konu olan üç kadına değil, kendi dünyalarının ‘güçlenen’ kadınlarına karşı da hissediyorlar. En iyi ihtimalle ‘okumuş anne’ olmasını umdukları dindar kadınların bir kesimi, bambaşka şeyler söylemeye, yazıp çizmeye başladılar çünkü.

Ağza alınmayacak ve bitip tükenmeyen ‘cinsel’ imaların bir diğer temel nedeni ise -eğer henüz seyretmediyseniz mutlaka görün- ‘Takva’ adlı filmde güzelce betimlenmişti zamanında. Bu konuda fazla söze gerek yok.

Diyeceğim; evine ekmek götürmek dışında pek kaygısı olmayan, ekmeği giderek küçülen, kendi halinde yaşam sürmeye çabalayan, şimdilerde işinden gücünden olan milyonlarca dürüst yurttaşı/dindarı temsil etmeyen bu sömürgenler, dehşetli korkularını, dağarcıklarındaki sınırlı sözcükle dile getiriyor.

‘Demokrasi’ ana başlığı altında toplanabilecek iyi, güzel, barışçıl, eşitlikçi, insancıl, renkli olan her şeyden içtenlikle nefret eden bu müptezel ve muhtaç ‘azınlık’, özellikle güçlü kadın figürleri, her düzeyde hayal ettikleri iktidarlarına tehdit görüyorlar. Hele bir de muhalifse…

Ne yaparlarsa yapsınlar, ne kadar söverlerse sövsünler, ne kadar tehdit ederlerse etsinler, baş edemeyecekleri bir tarihsel gerçeklikle karşı karşıyalar. Dindar olan ve olmayan kadınlar, tutucu erkek dünyasının kendilerini büyük nimet sayan bu çerçöpüne meydan okuyor ve okuyacak…

Yazı önerisi: ‘Tehdit edenlerin’ ve ‘edilenlerin’ zihniyetini çok iyi bilen Ayşe Çavdar’ın yazısı. Okumanızı öneririm.