Ana Sayfa Haberler ‘Harekât yeni bir Arap Kemeri projesi mi?’

‘Harekât yeni bir Arap Kemeri projesi mi?’

Gazeteci Fehim Taştekin, Suriye’nin kuzeyindeki demografik yapıyı yazdı.
Gazeteci Fehim Taştekin,Türkiye’nin Suriye’ye yönelik gerçekleştirdği askeri harekata değindi. Suriye’nin kuzeyindeki demografik yapı son 100 yılda nasıl değiştiğini yazan Taştekin, “Kürt Kemeri’ne karşı ‘Arap Kemeri’ birbirini takip eden 100 yıllık bir hikâye” dedi.

Suriye’nin kuzeyine yönelik her siyasi tasarrufun, ‘kemer’ tartışmasını beraberinde getirdiğini belirten Fehim Taştekin’in, BBC Türkçe’de “Suriye’nin kuzeyindeki demografik yapı son 100 yılda nasıl değişti? Harekât ‘yeni bir Arap Kemeri’ projesi mi?” başlığıyla yayımlanan yazısının bir bölümü şöyle:

Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yönelik “Barış Pınarı Harekâtı” ve devamında 2 milyon mülteciyi bu alana taşıma niyeti, “Yeni bir Arap Kemeri projesi mi?” sorusunu gündeme getiriyor.
Öngörülen plan, mültecilerden 1 milyonunun mevcut yerleşim merkezlerine, 1 milyonunun da yeni inşa edilecek merkezlere yerleştirilmesini içeriyor. Kürtler aleyhine demografik yapıya müdahale anlamına gelen bu plan, Türkiye-Suriye sınır hattını bir Arap Kemeri’ne dönüştürme hamlesi olarak da okunuyor.

Kürt Kemeri’ne karşı “Arap Kemeri” birbirini takip eden 100 yıllık bir hikâye. 1921’de Türkiye ile Fransa arasındaki Ankara Anlaşması ile Türkiye-Suriye sınırları belirlenirken Suriye’nin kuzeyindeki Kürt bölgelerinin Cizre, Nusaybin, Mardin ve Şanlıurfa ile bağlantısı kesildi.
Suriye’nin kuzeyine yönelik her siyasi tasarruf, kemer tartışmasını beraberinde getiriyor. Kürtlerin yaklaşık bin yıldır yaşadığı Afrin bir yana özellikle Resulayn (Serekaniye), Dicle sınırındaki Malikiye (Derik) ve Haseke üçgenindeki alan, yani Cezire bölgesi, bu tartışmaların odağındaydı.

İlk tartışma, Fransız işgali sırasında Suriye’nin kuzeyindeki aşiretleri yerleşik hale getirme girişimleriyle başlamıştı. Arap aşiretleri de plana dahildi, ama daha fazla görünürlük kazanan Kürtlerdi.
Bölgenin etnik yapısının şekillenmesinde 1915 sonrası Ermeni ve Süryanilerin intikali de önemli bir yer tutuyor.

Üçüncü faktör olarak 1925 Şeyh Sait İsyanı ve 1927-1931 Ağrı Dağı İsyanı’nın ardından yaşanan Kürt göçü, Cezire’nin Kürt karakterini güçlendirdi.
Üç farklı süreçte Haseke, Kamışlı ve Amude gibi yerlerin nüfusları arttı. 1927’ye kadar bölgede 45 Kürt yerleşimi varken 1939’a gelindiğinde Kürt yoğunluklu yerleşim sayısı 700’ü geçti. 1937’deki Fransız sayımına göre Cezire bölgesinde 82 bin Kürt, 42 bin Arap, 32 bin Hıristiyan (Süryani, Ermeni, Keldani) yaşıyordu. 1943’teki Fransız kayıtlarına göre sayıları 220 bini bulan Kürtlerin genel nüfusa oranı yüzde 8 civarındaydı. Kürtlerin yaklaşık 22 bini Türkiye’den iltica edenlerdi.

‘Arap Kemeri’ ile ilk müdahale

Milliyetçiliğin tırmandığı dönemde Araplar, Kürt nüfusundaki hareketlilik ve ekonomik alanda edindiklerinden rahatsızdı. 1920’lerde Suriye basını, Türkiye’den göç ettirilenlerin Cezire’ye yerleşmesini, Filistin topraklarına Yahudilerin yerleştirilmesiyle kıyaslıyordu.
1938’de El Kabs gazetesi, Kamışlı’da ekonomik alanda da etkinlik kazanan Kürt nüfusundan yakınarak “Suriyeliler Cezire’nin kıymetini idrak edemezlerse Cezire başkalarının olacak” diyordu.

O dönem bu sürece en tepkili olan da Şemmar aşiretinin lideri Dehham Hadi’ydi. Şeyh Dehham Hadi’nin torunları bugün Kürtlerin müttefiki. 1962’den itibaren Arap Kemeri projesi, milliyetçi Arapların dillendirdiği Kürt Kemeri’ne bir önlem olarak gelişti.
Suriye’deki tahıl üretiminin yüzde 40’ını, pamuk ve mısır üretiminin yüzde 80’ini gerçekleştiren, petrol yataklarının bulunmasıyla daha da kıymete binen Cezire bölgesine Arapları yerleştirme siyasetinin bir uzantısı olarak 5 Ekim 1962’de Haseke vilayetinde nüfus sayımı yapıldı.

1945’ten önce Suriye’de olduğunu ispat etmeyen Kürtler ‘ecanib’ (yabancı) sayıldı. Sayıma katılmayanlar da ‘maktumin’ (kayıt dışı) diye kaydedildi. Bu şekilde 120 bin Kürt vatandaşlık hakkından mahrum bırakıldı. Bu rakam Kürt nüfusunun yüzde 20’sine tekabül ediyordu.
1969’da toprak reformu çerçevesinde Suriye genelinde 1 milyon 374 bin hektar arazi kamulaştırılırken uygulamadan en fazla Kürt bölgeleri etkilendi. Serekaniye’den (Resulayn) Irak sınırına doğru 280 kilometrelik şeritte 10-15 km genişliğinde bir alanda 332 köyde yaşayan 140 bin Kürt’ün bölgeden çıkarılması ve yerlerine Arapların yerleştirilmesi öngörülmüştü. Bu plan 1973’e kadar uygulanmadı.

Tabka Barajı’nın inşasının ardından 1973’ten 1975’e kadar söz konusu şeritte 41 model çiftlik (köy) inşa edildi. Rakka taraflarında da 15 köy kuruldu.
Toprakları baraj sularının altında kalan 4 bin Arap aile bu iki bölgedeki çiftliklere yerleştirildi. Çiftliklerden her birinde 150-200 ev vardı. Halep, Menbic ve El Bab’da sulama projeleriyle yerinden olan Araplar da ev, silah, tohum ve gübre yardımları eşliğinde Cezire’ye yerleşmeye teşvik edildi. Cezire bölgesine yerleştirilen Arap ailelerin toplam sayısı 7 bini buldu. Cezire’yi Araplaştırma planı Devlet Başkanı Hafız el Esad tarafından 1976’da durduruldu.

Yeniden ‘Kürt kemeri’

2012’de Demokratik Toplum Hareketi’nin (TEV-DEM) siyasi alanda Demokratik Birlik Partisi (PYD), askeri alanda Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) ile kontrolü ele almasının ardından kuzeydeki hikâyenin ana öznesi yeniden Kürtler oldu.
Cezire, Afrin ve Kobani’de kanton sistemiyle başlayan özerk yapılanma, Irak-Şam İslam Devleti’nden (IŞİD) alınan topraklarla Arap bölgelerine doğru genişlerken Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi adını aldı.

“Kürt koridoru kuruluyor” alarmı da özellikle Kobani’den sonra Tel Abyad ve Menbic’in IŞİD’den kurtarılmasıyla arttı. Kürtler, Kobani ile Afrin arasında koridor açılmasına Türkiye’nin izin vermeyeceğini anlayınca Menbic’ten sonra daha güneyde El Bab ve Tel Rıfat üzerinden Afrin’e ulaşmak üzere alternatif plan geliştirdi.

 

Türkiye eliyle ‘Arap kemeri’ne dönüş

Türkiye, 2016’da Kürt koridoru planını, Fırat Kalkanı Harekatı’nı geliştirip IŞİD’in elindeki Cerablus ile El Bab arasındaki bölgeye girerek kesti. 2018’de de Zeytin Dalı Harekâtı ile Afrin’e müdahale ederek özerk yapıyı dağıtan Türkiye, o günden beri Afrin senaryosunu Menbic ve Fırat’ın doğusuna taşımak için bastırıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’nda da anlattığı plana göre, Menbic dahil Fırat’tan Irak sınırına kadar uzanan 32 kilometre derinliğindeki bölgede 5 bin nüfuslu 140 adet köy ile 30 bin nüfuslu 10 ilçede inşa edilecek.
Köylerin her birinde, 350 metrekare parsel üzerinde 100 metrekare 3+1 ev ile ahırdan oluşan bin konut, 2 cami, 16 derslikli 2 okul, 1 gençlik merkezi, kapalı spor salonu ve yönetim merkezi yapılacak.

Her haneye 1 dönüm arazi verilecek. İlçelerin her birinde 100 metrekare 3+1 ve 2+1’lik 6 bin konut, 1 merkez cami, 10 mahalle camii, 16 derslikli 8 okul, 1 lise, 2 kapalı spor salonu, 5 gençlik merkezi, 1 küçük stadyum, 4 mahalle ölçekli futbol sahası, sosyal tesisler ile 8 ilçede 10 yataklı, 2 ilçede 200 yataklı hastane, küçük sanayi sitesi, üniversite projelendirilecek. 140 köy için 82.6 milyon metrekare, 10 ilçe için 10 milyon metrekare araziye ihtiyaç olacak. Tarım için dağıtılacak arazinin büyüklüğü ise 140 milyon metrekareyi bulacak.

Kaynak: Artı Gerçek