Hasankeyf yok olmadan – Dilara Açıkgöz

Birçok medeniyete, kimliğe, dine, dile, inanışa, kültüre ev sahipliği yapan Hasankeyf’in sular altında kalacak olma düşüncesi buradaki insanlar için çözümü olmayan, kapanmaz bir yara haline geldi. Uluslararası medyada pek çok kez yer bulmasına ve bölgenin kurtarılması için çeşitli kampanyalar yapılmasına rağmen baraj projesinin iptali gerçekleşmedi. Yeni bir yerleşim alanı kuruldu ve arkeolojik eserler bir bir taşındı. 2018’de açılışı gerçekleştirilen ve geçtiğimiz aylarda su tutmaya başlayan barajın yüzde 98’i tamamlandı.

Şimdiden birkaç köyü sular altında bırakan baraj yüzünden bölgede yaşayan 3 bin Hasankeyfli yerleşim alanlarını terk etmek zorunda kalıyor. Dicle Nehri’nin su seviyesindeki değişimin yaklaşık 100 bin kişiyi etkileyeceği öngörülüyor.

Ben de Hasankeyf’in son günlerinde yaşananlara tanık olmak, anlatılanları dinlemek için Batman’a doğru bir yolculuğa çıktım. Batman’a yaptığım bu yolculuk benim için ilk değildi. Ne tesadüf ki valiliğinin bölgeye giriş-çıkışları kapatacağı 8 Ekim 2019 tarihinden tam 1 yıl önce Hasankeyf’a ayak basmıştım. O zaman gördüklerim sadece turistik bir gezi için görülen dar bir alanla sınırlıydı. Şimdiki gezimin ise turistik olmasını istemiyordum. Tamamen farklı bir deneyimle, Hasankeyf’i özümseyerek dönmekti amacım. Öyle de oldu.

Hasankeyf Batman’dan ayrı, sürprizlerle dolu bir kent. Sahip olduğu medeniyetlerin, kültürlerin çokluğundan mıdır bilinmez masalsı bir tarafı var. Dicle Nehri’nin kenarına kurulmuş ve üst üste çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmış yapısı onu oldukça çekici kılıyor. İnsanları da buranın havasından nasibini almış, Hasankeyf’in korunup yaşatılması gerektiğine inanan ve bunun için sonuna kadar mücadele edeceğini söyleyen insanlar…

Hasankeyf bölge halkı için bir yaşam alanı olmasının yanında ortak bir bellek oluşturmuş zamanla. Burada yaşayanların mutlaka Dicle ile ilgili bir anısı var mesela. Dicle herkesin kafasında farklı bir karaktere bürünüyor. Gece damda yatarken dolunayda yüzlerce yıllık hikayeler anlatılıyor çocuklara. Vadilere yağmurlarda çıkılıp, yerlerde tarihi para aranıyor. Doğaya, ağaca saygı duyuluyor. Burada yaşayanlardan başka kimsenin bilmediği ritüeller yaşatılıyor ve gelecek nesillere aktarılıyor. Geçmişle bugün, eskiyle yeni, masalla gerçek birbirine karışmış durumda.

Burada yaşayanların kimliklerini ayrı olarak ifade edecek bir kelime yok, ‘Hasankeyfli’ olmak zaten pek çok kültürü içinde barındırıyor. Suların yükselmesi sadece yaşam alanlarını değil bu kültürü, belleği, doğayı da etkileyecek elbet. Bu yüzden Hasankeyf sonuna kadar savunuluyor.

Hasankeyf Yaşatma Girişimi’nden Rıdvan Ayhan’ın söylediğini tekrar hatırlatmak istiyorum:

“Hasankeyf’in yaşatılması gerekiyor, korunması gerekiyor, turizme açılması gerekiyor. Ve Hasankeyf için de geç değil. İnanın ki geç değil…”

Yaklaşık 3 bin kişiye ev sahipliği yapan alt yerleşim alanı mağara evleri, incir ve nar ağaçlarıyla bezeli sokaklarıyla Saha Vadisi’nin tepesinden oldukça etkileyici görünüyor. 1970’lerde yukarı yerleşimden indirilen halk 50 yıldır alt yerleşimde yaşıyordu. Ilısu Barajı’nın yapılması bölgeyi sular altında kalma riskiyle karşı karşıya bıraktı.

Tarihi 12 bin yıl öncesine uzanan beldede Tarih Öncesi Çağlar ile birlikte Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyubiler, Bizans ve Osmanlı’dan kalma eserler yerleşim alanı ve çevresinde görülebiliyor.

Hasankeyf’i gezmeye gelen bir çift kaleye doğru hatıra fotoğrafı çekiliyor. Arkada ise sular yükselmeden önce kale ve çevresinin doldurulma işlemi görülüyor. Yetkililer Ağustos ayında Ilısu Barajı’nın su tutmaya başladığını açıklamıştı. Açıklamanın ardından bölgedeki envantere yönelik suya dayanıklı restorasyon ve doldurma işlemleri de hızlandı.

610 yıllık Er-Rızk Cami’nin parçaları yeni yerine taşınmayı bekliyor. Parçalara bölünen cami minaresiyle birlikte Kültürel Park Alanı’nda yeniden birleştirilecek. Arkeolojik eserlerin taşınma işleminde daha önce Zeynel Bey Türbesi, Artuklu Hamamı, İmam Abdullah Zaviyesi, Orta Kapı, Kızlar Camisi ve Süleyman Han Camisi Külliyesi Yeni Kültürel Park Alanı’na yerleştirilmişti.

Hasankeyfli bir adam yeni yapılan konutlara taşınmak için eşyalarını kamyona yüklüyor. Hasankeyfliler suyun yükselmesinden etkilenmemek için TOKİ tarafından Raman Dağı eteklerine yapılan konutlara taşınmak ya da başka şehirlere göç etmek zorunda kalıyor.

700’den fazla konut, 100’den fazla iş yeri yapılan yeni yerleşim alanı tarihi alandan böyle görünüyor. Hasankeyfliler çevre düzenlemesi, içme suyu ve altyapı eksiklikleri bulunan yeni yerleşime gitmek zorunda olmaktan pek memnun değiller. Hasankeyf’te işletmecilik yapan Bülent Başaran durumu şu sözlerle ifade ediyor, “Beton yığınına gidiyoruz malum, TOKİ’nin yaptığı yerleşim alanı. Hiç de burası gibi olmayacak. Niye olmayacak? 14 bin yıllık tarihi geçmişi var buranın.”

30 yıldan fazladır işletmecilik yapan Bülent Başaran müşterilerine Hasankeyf’e özgü “hilve” kahvesi hazırlıyor. Dükkanı ve evi sular altında kalacak olan Başaran, sular altında kalmasın diye anne ve babasının mezarını da başka bir yere taşımak zorunda kalmış. Yaşadıklarının bir travma olduğunu söyleyen Başaran, “Ben bir defa daha annemle babamın öldüğünü hissettim o an, çok acı bir olay. Düşünün babanız vefat ediyor, bir daha alınıyor, bir daha vefat ediyor. Aynı duyguları, hisleri yaşıyorsunuz. Allah kimsenin başına getirmesin” diyor.

Bölgede rehberlik yaparak ailesine destek olan Serkan Raman dağı, yeni yerleşim ve alt yerleşimin göründüğü Saha Vadisi’nin tepesinden Hasankeyf’i izliyor. Batman’da lise eğitimine devam eden Serkan, okul biter bitmez buralardan ayrılmak istediğini söylüyor. Bana Hasankeyf’ten bahsederken bir yandan da anılarını anlatan Serkan, ilk başta yıkımları dikkate almadığını çocukluğunu geçirdiği mekanların yıkıldığını gördükçe üzüldüğünü ifade ediyor.

Hasankeyf’ten yeni yerleşime taşınmak üzere olan bir aile gitmeden önce bahçesindeki narları son kez topluyor. Kendilerini çekmeme izin vermiyorlar ama onları izlememe de ses çıkarmıyorlar. Narlar sessizce bir kovada toplanıyor.

Yeni yerleşime taşınmak için hazırlanan aileler bahçelerindeki ağaçlar sular altında kalmasın diye onları kesmeyi tercih ediyor. Ağaçların büyük çoğunluğu bereket simgeleri olan incir ve narlardan oluşuyor.

Hasankeyf’i ziyarete gelen bir kadın Kasır Rabi’nin duvarına asılmış dilekleri okuyor. Bir kaya kütlesinin oyulmasıyla oluşturulan ve 700 yıllık tarihi geçmişe sahip Kasır Rabi, Hasankeyf’teki turistik noktalardan biri. Eskiden bir Süryani okulu olarak kullanılmış olan Kasır Rabi, şimdilerde bir aile tarafından işletiliyor. Buraya gelen turistler dileklerini Kasır Rabi’nin duvarına asıyor ve gerçekleşmesini bekliyorlar.

.

Hasankeyf sular altında kalmadan önce bölgeyi ziyaret eden turistler mağaraları geziyor. “Mağaralar Şehri” veya “Kayalar Kenti” anlamına gelen Hasankeyf’te 4 bin kadar mağara olduğu tahmin ediliyor. Birçok medeniyetin barınma ihtiyacını karşılamış mağaraların kimisi bugün hala ev olarak kullanılıyor. Kimisinin ise girişleri kapandığı içine girilemiyor.

Hasankeyf Kalesi’ndeki bazı mağaralar ve kalenin etrafındaki alan sudan az etkilensin diye Raman Dağı’ndan getirilen hafriyatlarla dolduruluyor. Üzerinde çok sayıda mağara bulunan Hasankeyf Kalesi halk arasında “Yukarı Şehir” olarak biliniyor. Pek çok medeniyet için barınak olmuş kalede 10 sene öncesine kadar yaşayan birilerinin var olduğu söyleniyor.

Geçtiğimiz Temmuz ayında kalede çıkan yangının izleri mağaraların arasından böyle görünüyor. Kuru otların yanması nedeniyle çıkan yangın kaledeki birçok mağarayı tahrip etmişti. Kalede mağaraların yanında atölyeler, ibadethaneler, mezarlıklar, toplanma alanı ve bir de sunak bulunuyor.

Küçük bir kız Dicle kenarındaki taşlarla oynuyor. Diyarbakır, Batman, Mardin, Hakkari’den geçerek Suriye, Irak ve İran’a ulaşan Dicle, bu bölgelerde yaşayan insanlar için oldukça önemli. Yapılan arkeolojik kazılarda yüzyıllardır su kaynağı olarak kullanıldığı görülen Dicle, Mezopotamya için bereket demek. Çok sayıda mite, hikayeye, masala konu olmuş nehrin su seviyesinin baraj yapımı nedeniyle oldukça yükseleceği söyleniyor. Uzmanlar Dicle Nehri’ndeki bu değişmenin 100 bin kadar insanı etkileyeceğini öngörüyor.

Yeni tutulmuş birkaç Dicle balığı sahibinin elindeki poşette görülüyor. Hasankeyf’te yüzyıllardır yapılan önemli aktivitelerden biri olan balıkçılık daha küçük yaşlarda öğrenilmeye başlıyor. Çeşitli yöntemlerle gerçekleştirilen avlarda tutulan taze Dicle balıkları her gün evlerin sofralarına konuk oluyor ya da yerel lezzetleri tadabileceğiniz lokantalarda servis ediliyor. Ilısu Barajı’nın nehrin su seviyesinde yapacağı değişim bölgedeki balıkçılık faaliyetlerini de yapılamaz hale getirecek.

Bir Hasankeyfli kayaların üzerinden gün batımını izliyor. Ilısu Barajı’nın su tutma işlemleri başladığı için bölgede yaşayanlar Hasankeyf’in son zamanlarını farklı şekilde değerlendirmeye çalışıyor. Kimisi etrafı son kez yeniden keşfederken, kimisi Dicle kenarında son kez balık tutuyor. Kimisi mahallesindeki insanların bir bir yeni şehre taşınmasını kenardan sessizce izliyor. Kimisi kahvehanede geçmiş günleri yad ediyor, kimisi çocukluğunu, anılarını, duygularını sular altında bıkacak olmanın ağırlığını taşıyor.

Valiliğin açıkladığı gibi Hasankeyf’e giriş ve çıkışlar 8 Ekim 2019 tarihinde kapatılmadı. Tarihi eserlerin, çarşının, evlerin taşınmasına hala devam ediliyor. Hasankeyfliler her şeye rağmen barajın yaşamlarını, doğayı, tarihi, kültürü tahrip etmemesini diliyor ve Hasankeyf’in bir an önce kurtarılmasını istiyor…

Kaynak: Bianet / Dilara Açıkgöz
Fotoğraflar: Dilara Açıkgöz