“Hazine ve Maliye Bakanım olur musun?” – Yusuf Alp

Kaldıraç Dergisi’nin 223. sayısından

Yer, İkra kenti… Zaman, zamanlardan herhangi bir zaman…

Yeni bir yarışma için aday toplamak isteyen belediye yetkilileri, kentin altını üstüne getirmekteydiler. Reşat Ziya’nın kapısını da çalıp, ailenin reisiyle görüşmek istediklerini söylediler. Fikriye kimi sorduklarını anlamadı, çünkü kocasının reisi andıran bir yanı yoktu.

– Mesaiden sonra gelecek.

– O zaman biz yedi gibi gelelim.

– Yok o zaman, o diğer mesaisine başlamış olur.

– Kaçta gelir?

– Gece 11’de belki gelir. Niye sordunuz?

– Yarışmadan haberiniz yok mu? Kocanızın iyi bir aday olabileceği söylendi.

– Reşat Ziya iyi bir aday oluyorsa yarışma ne yarışması ki acaba?

Fikriye yanılıyordu. Baş Dikta’nın emriyle başlatılan yarışmada ülkenin yeni Hazine ve Maliye Bakanı aranıyordu. Baş Dikta’nın damadı Ferhat yıllardır ülke ekonomisini yönetiyordu. Damat Ferhat Paşa ülke hazinesinin başında durup, hazineyi yelle doldurmak konusunda çok başarılı olmuştu.

Bakan bey hazinenin yerini karıştırıyor; vergileri, gelirleri kendi cebine koyuyordu. Piyasada para yerine tedavülde yel kullanılmadığı için de sürekli yeni vergiler toplanıyordu. Halk, tepki göstermesine rağmen Baş Dikta damadını savunuyordu. Zira çok iyi bir baba olan Baş Dikta için, kızı Hümeyra’nın mutluluğu her şeyden önce geliyordu.

Damat Ferhat Paşa gelen paranın birini hazineye birini cebine atmaya devam ederken, kayınbabası ailenin kutsal değerlerinden, torunlarından konuşup mutlu bir aile tablosu sergiliyordu. Gel zaman git zaman bu tabloda sıkıntılar ortaya çıktı.

Ailenin lükslerinde richter ölçeğiyle 2.3 büyüklüğündeki depremcik hissedildi. Bunu kuşlar, balıklar, köstebekler ve hanımkız hissedebilirdi. Damat beyin cebindeki paralardan birini Hümeyra’ya, birini eve, birini kendi cebine atarken birini de başka kadınlara ve arkadaşlarına pay ettiği anlaşılınca fırtınalar koptu. Baş Dikta’nın tokat manyağına çevirdiği damat, hanımdan da zılgıtı yedi. Hümeyra hiç beklemeden onu boşadı.

Damatlığı düşen Ferhat Bey’in bakanlığı da otomatik olarak düşmüştü. Hazinenin başında bekleyen yeni birine ihtiyaç hasıl olmuştu.

Sarayda Baş Dikta ve yaverleri toplandılar. Hazinedeki parayı saymak çok sürmedi. Bütün ülkenin hazinesinde sadece 1 milyar dolardan başka para kalmamıştı. Baş Dikta köpürdü:

– Nerede bütün paralar?

Birinci yaver:

– Hazinedeki her şey burda baş diktam.

Baş Dikta:

– Daha yeni 300 milyar dolar borç aldık.

İkinci yaver:

– Baş diktam 50’sini yastık altı yaptınız lazım olur diye. 50’sini borcun ödenmesi için kullandınız.

Üçüncü yaver:

– Baş diktam 50’siyle yazlık, 50’siyle kışlık saray yaptınız.

Birinci yaver tamamladı:

– Baş diktam 50’sini de Damat bey almıştır.

Baş Dikta:

– Peki kalan 49 nerde?

Yaverler:

– Baş diktam ya yaverler ne olacak?

– Tamam, o zaman şu kalanla da bir tayyare alalım.

Yaverler:

– Afiyet olsun baş diktam.

Üçüncü yaver sordu:

– Baş diktam işçilerin ücretini nerden ödeyeceğiz?

Toplantıya ara verdiler. Atıştırmalık bir kuzuyu götürdüler. Üzerine soda bulamayınca ejder meyveli smoothie içtiler. Tekrar toplantı masasına oturduklarında Baş Dikta sordu:

– Pekâla, Hazine’nin başına kimi koyalım?

Birinci yaver:

– Baş diktam bir tane robot alalım.

İkinci yaver:

– Bir tane robot alalım baş diktam.

Üçüncü yaver:

– Robot baş diktam.

Baş Dikta:

– Nerden alalım yaverler?

Birinci yaver:

– Baş diktam Finlandiya’dan alalım, hem ucuz olur onlar, hem bize de daha uygun.

İkinci yaver:

– Buldum baş diktam Finlandiya’dan alalım. Hem 3310’un şarjı kolay bulunuyor.

Üçüncü yaver:

– Baş diktam Finlandiya’dan mı alsak?

Baş Dikta:

– Be aptallar, İkra’yı hatırlamıyor musunuz? Kayyum 3310 cebi doldurdu da hurdalığa gönderdik.

İkinci yaver:

– Baş diktam o zaman Amerika’dan alalım. Onlar bize daha da uygun hem.

Birinci yaver:

– Baş diktam çok mantıklı. Amerika’dan alalım biraz daha pahalı ama performansı daha iyiymiş. Ama biraz ısınıyor.

Üçüncü yaver:

– Baş diktam ısınmasın, dolarlar yanmasın.

Baş dikta Kayyum 3310 ve Kayyum Mac’in İkra’da yediği haltları düşünüp onlardan vazgeçti.

– Hem milli şuur önemli. Kendimiz bir robot yaparız. Sonuçta hazinemize de yerli ve milli bir robot yakışır. Fabrikamız, üniversitelerimiz yeterli mi bunun için?

Birinci yaver:

– Yeterli tabii baş diktam, sadece yazılımını Amerika’dan aldık mı…

İkinci yaver:

– Eklem yerlerini Finlandiya’dan aldık mı…

Üçüncü yaver:

– Kasasını da İtalya’dan aldık mı…

Baş Dikta çıkıştı:

– Neresini biz yapıyoruz? Hem İtalya’da kasa yapmıyorlar. Onu da biz yapalım artık.

Yaverler:

– Baş diktam adı da Kayyum Diriliş olsun.

Çıkarılan fermanla çalışmalar hemen başladı. Siparişler verildi, büyük fabrikaya kasa yapılması için haber gönderildi. Fabrika yöneticileri planlarını yapıp yaverlere gönderdiler. Bütçeden şeflerin, ustabaşlarının, fabrika başkanının ve belediye başkanının harçlığı ayarlandı.

Çelikler getirildi, iki ay içerisinde eritilecek önce kalıp hazırlanacaktı. Ama çeliğin gelmesi bir hafta, kalıbın hazırlanması da üç hafta toplamda bir ay gecikme yaşandı. Fabrika için güzel zamanlardı. Harçlıklar tıkır tıkır ödeniyordu. Ama hazıra dağ dayanmaz. Eldeki para hızla tükeniyordu.

Döküm işçilerinin maaşı ise unutulmuştu. Eldeki para ise biteyazıyordu. Dökümcüler isyan edip işi durdurdular. Elde kalan para dökümcülere teklif edildi ama o parayla tencerede yemek kaynaması bir yana tencere bile kaynayamazdı. İşçiler inat gibi işe başlamayınca yaverlere haber gönderilip para istendi.

Beşgen masanın etrafında toplanan yaverler Baş Dikta gelince ayaklandı. Üçüncü yaver:

– Baş diktam fabrikada işçiler ayaklanmış. Tencere kaynamıyor muymuş neymiş.

Birinci yaver:

– Baş diktam proje ilerliyordu, kalıplar hazırlandı, kasayı yapmıyorlar.

İkinci yaver:

– Baş diktam proje biraz ehhemmiyetli ve zahmetli belli ki biraz da pahalı. Biraz daha para göndermek icab eder.

Hazineye giderler içerde gene yeller esiyordur. Baş Dikta:

– Para bitmiş. Biriniz elinizdekilerden üç-beş verin de iki-üç işçi döksün şu çeliği.

Birinci yaver:

– Baş diktam dökümcüler fabrikayı gaspetmiş, bütün dökümcülerin parası verilmeden çalıştırmayacağız diyorlar.

Baş dikta:

– Ne kadar para tutar?

İkinci yaver:

– 2 bin işçi 7 aydır maaş almamış baş diktam.

Baş dikta:

– Bu kadar para yok, şefler döksün. Ne bileyim fabrika müdürü döksün.

Üçüncü yaver:

– Baş diktam onları da tutsak almışlar bırakmıyorlar.

Yaverler:

– Bu fikirden vazgeçmeliyiz yüce baş diktam.

Baş Dikta:

– Bu hazineye giren bir ayda tükeniyor. Bu vatandaşlar nasıl geçiniyor? Bizim vatandaşın maaşı kaç bin dolar?

Üçüncü yaver:

– Ne bini baş diktam, yarım bin bile yok.

Baş Dikta:

– Allah allah bunlar nasıl geçiniyor? En az maaşı nerde alıyorlar?

Birinci yaver:

– Baş diktam Kayyum Mac İkralıları nasıl hizaya soktuysa iki yüze çalışıyorlar.

Baş Dikta:

– Çok ucuz bir yer herhâlde İkra.

İkinci yaver:

– Yoook! Orası en pahalı kentlerimizden.

Baş Dikta:

– O zaman getirin koyun hazinenin başına en fakirlerden biri olup geçinebileni!

Yaverler:

– Baş diktam çok yaşa!

İşte ‘Hazine ve maliye bakanı olur musun?’ fikri burdan çıkmıştı:

“Demokrasimiz size bir fırsat sunuyor. Sen vatandaş, sen bakkal Memet Amca, sen memur Ahmet Bey, sen Süleyman Usta sana eziliyorsun diyorlar. İçimizdeki hainlere, eşkıyalara, Masal Kahramanları Derneklerine, Keloğlanlara, çaputçulara uymayın!”

“Sen huzur ve refah içinde yaşadığın, geniş yollarımızda yürüyüp, havaalanlarımızı kullanıp, İkraraylarımıza bindiğin gibi; belediye reisi, muhtar hatta bakan bile olabilirsin. Matematiğine güveniyor musun? Tasarruf yapabiliyor musun? Ay sonunu getirebiliyor musun? Baş Dikta sana sesleniyor ‘Hazine ve Maliye Bakanım olur musun?’”

Gece 11’de İkra belediyesi çalışanları tekrar Reşat Ziya’nın evinde bittiler. Somurtarak Fikriye kapıyı açtı:

– Kocam daha gelmedi beyefendi.

– Ne zaman gelir?

– Kapıdaki dedeye sorun? O bilir.

– Kapıda kimse yok.

– Hah işte! Belli mi olur, belki yarın belki yarından da yakın.

– Hanımefendi Baş Dikta’dan emir geldi. Yarışma için aday bulmamız lazım. 10 gündür altını üstüne getirdik İkra’nın. Koşulları sağlayan bir aday bile bulamadık. Bir umudumuz Reşat Ziya, yoksa kodesi boylarız valla.

Kısa boylu olan diğer yetkili:

– Matematik profesörleri bulduk, tasarruf üzerine tez yazabilecek vatandaş bulduk ama gene de ay sonunu getiren bulamadık.

Daha uzun olan:

– Hepsi borç yapıp yapıp, üç senede bir borçlarına karşılık birkaç ay yatıp çıkmışlar. İçeride çok masrafları olmadığı için borçlarının yarısını ödeyip başa sarıyorlar.

Kısa:

– Beş işte birden çalışan gördüm ama gene de içeri girmeyen tek kişi kocanız.

Kapı zili çalınca Fikriye ayaklandı:

– Hah işte geldi.

Reşat Ziya belediye çalışanlarıyla selâmlaştı. Fikriye’ye misafirlere bir şey ikram etmediği için kızdı. Çay koymasını istedi. Fikriye elindeki tepsiden çayları utana sıkıla uzattı. Uzun:

– Teşekkür ederim. Pardon bu ne çayı? Rengi çok değişik.

Reşat Ziya:

– Aslında bu beşinci demlenmesi sadece.

– Nasıl yani?

– İşte çay içtikten sonra, damda kurutup bir daha demliyoruz. Ama bence tadı daha güzel. Öyle değil mi?

Uzun, yüzünü buruştururken, aradığı kişiyi bulduğunu düşündüğü için gülümsedi ve yüzü çok garip bir şekil aldı.

– Güzel, güzel, içtiğim en iyi çay.

İkra’da yarışmaya uygun tek aday çıkınca, tertibe gerek kalmadı. Reşat Ziya ülkenin yeni Hazine ve Maliye Bakanı yapıldı. Döküm fabrikasının sahibi ve müdürü aynı zamanda Kanal’ın müteahhidi aynı zamanda en büyük üniversitenin rektörü aynı zamanda hayırsever bir vakfın değerli yöneticisi olan Fahri Bey ise onun yaveri olarak atandı.

Reşat Ziya başkente taşınıp şimdiki evinden bir fazla odası olan lojmana taşındı. Parlamentodaki bahçıvanın eski lojmanı kendisine ayırtılmıştı. Maaşı çalıştığı iki işinden aldığının toplamına eşit olacak her ay 300 dolar alacaktı.

Yaveri saygıdeğer Fahri Bey ise yoğun çalışma temposuna karşılık 5000 dolar gibi mütevazı bir aylık alacaktı. Üstelik Fahri Bey büyüklüğünü göstermiş lojman istememişti.

Reşat Ziya’nın hazinenin başına getirilmesi etkisini hemen göstermiş, kasadaki paranın iç edilme ömrü uzamıştı. Ayrıca Reşat Ziya gibi halkın içinden çıkan birinin bakan olması umutları yeşertmiş; aylarca süren eylemler durulmaya başlamıştı.

Ancak ülke halkına ayrılan para hiç arttırılmayınca, başta döküm işçileri ve İkralılar mırıldanmaya başlamıştı. Taze bakanın aklına bir fikir geldi: ‘Madem halk geçinemiyordu, onlara geçinmeyi öğretecekti.’

Devlet televizyonunda haftada bir yayınlanan programda internetten soru soruluyor, Reşat Ziya önerilerini yapıyordu. Çay demleme tekniklerinden üç öğün simit yeme ama simidi bir gün susamlı bir gün çekirdekli yiyerek lezzet katma önerilerine, tek öğünle beslenmenin sağlığa katkılarına kadar yorumlarla programı sürdürüyordu.

Bir süre sonra önerileri işe yaramayıp her önerinin ardından bir küfür yemeye başlayınca midesi çöp öğütücü kadar eğitilmiş olan kendisi bile hazımsızlık yaşamaya başlamıştı. Yaverini çağırıp, maaşlara ayrılan bütçenin artırılmasını istedi.

– Yaver maaşlara artırılan bütçeyi birazcık arttıralım. Her gün küfür duymak zoruma gidiyor valla. Böyle giderse tekrar eylemler de başlar.

– Bakanım olur mu? Bizim hazinemizde maaşlara ayıracak para mı var?

– Olmaz olur mu? Fabrikana, üniversitene, hayır kurumuna parayı nerden ayırıyoruz?

– Efendim siz ona para mı diyorsunuz? Daha elimize ulaşmadan bitiyor. Ülkemizin geleceği, halkımızın refahı için kullanıyoruz biz onları. Yoksa bize şahsî bir faydası yok efendim.

– Fabrikaya hazineden neden para gönderiyoruz?

– Bakanım hazineden para almazsak o fabrika ayakta kalır mı? İnanınız, bir o kadar para da kendi birikmişimden ekliyorum. Yoksa kaç bin kişi işsiz kalacak, eli ekmek tutamayacak…

Bakan Efendi, Yaver Bey’e hak verdi, ama ekledi:

– Yaver bari benim maaşımı 350-400 yapsak?

– Efendim Baş Dikta dururken ona ben ne diyebilirim ki? Ama bu kadar sıkışık zamanda Baş Dikta’yı bu konuyla meşgul etmeniz pek yakışık almaz.

Ülkede eylemler tekrar başlamıştı. Bakan Efendi her gün ne demesi gerektiğini Yaver Bey’den öğrenip halka sesleniyor, sonraki gün bir daha konuşmak durumunda kalıyordu. Kaf Dağındaki eylemciler, Masal Kahramanları Derneği’nin peşinde Kanal projesi bölgesine inmiş orada eylem yapmaya başlamışlardı.

Dökümcüler ve diğer işliklerdeki arkadaşları ise Keloğlan’la ‘Geçinemiyorum’ diye bağırıyordu. Keloğlan Kaf Dağlarında işi bitince, döküm işçiliğine başlamıştı. Bir süre kendini tutmuş, derinden derine arkadaşlarını işlemişti. Vakti geldiğinde ortaya çıkıp seslendi:

“Arkadaşlar yetmedi mi? Daha ne kadar aç bilaç gezeceğiz? Çalışanlar maaşını alamıyor, maaşını alanlar üç yılda bir hapse giriyor. Bize para yok diyorlar ama büyük denizle küçük denizi birleştirecek kanala milyarları döküyorlar. Onların sadece bize parası yok.”

“Onların bize verecek parası yoksa, onlar için niye çalışalım? Cin Ali’yi gördünüz açlıktan ne hâle geldiğini. Bir şeftali verip bin şeftali için çalıştırıyorlar. Peki Yiğit Küçük Kara Balığı unuttuk mu? Ya Robin Hood’u unuttunuz mu? Vermiyorlarsa alacağız.”

“Biz Masal Kahramanları Derneği olarak, Kaf Dağlarını kurtardığımız gibi, bütün ükeyi, dünyayı bu kabasakallardan kurtaracağız.”

Keloğlanın bu seslenişi kulaktan kulağa yayıldı ve herkes iş bıraktı.

Baş Dikta ve bakanlarla birlikte yaverler sarayda toplandı:

– Ne yapacağız?

Reşat Ziya:

– Baş diktam biraz bütçe ayırıp sorunu çözsek olmaz mı?

Baş Dikta:

– Olmaz! Bana ihanet edenlere bir de ödül mü vereceğim?

Reşat Ziya:

– Ama Baş Diktam ben bile geçinemiyorum vallahi.

Baş Dikta:

– Eeey!

Yaver Fahri Bey:

– Baş üstüne baş diktam. Ama siz de anlayışlı olun efendim. Görüyorsunuz yüce liderimizin hâlini.

Reşat Ziya o gün sustu. Dışişleri Bakanlığı ile Polis Bakanlığının aldığı önlem pakediyle eylemler bir haftada dağıtıldı, Masal kahramanlarına operasyonlar yapıldı. Keloğlan kaçırıldı, tehdit edildi. Uslanmayınca zindana atıldı.

İşlerin düzeldiği sanılırken, Üç Küçük Domuzcuk yeniden her gün eylem yapmaya başladı. Polisin domuzcuklara sert saldırısı işleri zıvanadan çıkardı. Her kent gösterilere sahne olmuş, Polis Bakanlığı ve Saray kontrolü yitirmişti.

Esrarengiz kahraman Çizmeli Kedi, Keloğlanı hapisten kaçırınca, Baş Dikta itibarını yitirdi. Kimse artık korkmaz olmuştu.

Son çare olarak Reşat Ziya’nın tekrar devreye girmesini istemek için beşgen masada toplandılar.

Yaver Fahri Bey:

– Baş diktam izin verirseniz…

Baş Dikta başıyla izin verdiğini belirtti.

– Bakanım size ihtiyacımız var.

Reşat Ziya’nın gözleri açılmıştı. Neler olup bittiğinin farkında olan Bakan Efendi eskisi gibi davranmayacaktı. Aklındakileri topladı ve cevap verdi:

– Yaver Bey kusura bakmayın, aylığımı 400’e çıkarmazsanız kılımı kıpırdatmam. m