HDP Şişli Kadın Meclisi ile röportaj: “Kadınlar şiddete karşı yerel bir örgütlenmenin parçası olmalı.”

Son dönemdeki kadın gündemleri etrafında HDP Şişli Kadın Meclisi ile röportaj yaptık.

2019 yılında 474 kadın öldürüldü. Bu sayı son 10 yılın en yüksek sayısı olarak kayda geçti. Son 10 yılda gittikçe artan kadına şiddetin sebebi sizce nedir?

Sadece bizde değil dünyanın pek çok ülkesinde, Avrupa’da da kadın cinayetleri yükseliyor. Her yerde kadınlar, yaşamın her alanında patriyarkal her şey ile yoğun bir mücadele, çatışma halindeler. kadınların cins bilinci gelişiyor, yayılıyor ve eşitlik-özgürlük mücadelesiyle başka bir yaşamı mümkün kılıyor. Kadın cinayetleri de binlerce yıllık erkek egemenliğinin sarsılıyor olmasına, kadını ikincil gören geleneklerin reddine, toplumların bu dönüşüme, sistemin erkeklerinin, erkek-devletin tepkisi olarak yükseliyor.

Son 10 yılda ülkemizde ise iktidarın kadın düşmanı politikaları, kadınların kazanımlarına yaptıkları saldırılar ve itibarsızlaştırma, toplumun gelenekleri üzerinden verdiği mesajlar  erkeğin elini güçlendirdi, başka bir yaşam mümkün diyen kadınları da daha fazla hedef haline getirdi.  İktidarın, siyasetin ve medyanın şiddet dili, ırkçı, ayrımcı, militarist politikaları, haksızlığı, hukuksuzluğu, insanlık dışı uygulamaları toplumsal ilişkilerde şiddeti beslerken  en çok kadınların, çocukların ve sokak hayvanlarının hayatlarını tehdit ediyor. Buna bir de şikayetçi olsa bile kadını korumayan uygulamalar, iyi hal indirimleri, haksız tahrik indirimleri hatta cezasızlığı eklediğimizde, caydırıcılığı olmayan, hukuksuzluk ortamında kadın ve çocuk kırımı yaşanıyor.

Diğer yandan  kadınlar da vazgeçmiyor; güçleniyor ve özgürleşiyor.  Öldürülen 474 kadın neden ve kim tarafından öldürülmüş diye bakıldığında; genellikle, şiddet gördüğü ve veya ayrılmak istediği için, yeni-eski eşleri veya sevgilileri tarafından öldürüldüklerini görüyoruz. Kadınların artık erkek şiddetine ve eşitsizliğe daha fazla başkaldırdıkları, yaşamları için kendi kararlarını vererek bağımsızlaşmak istedikleri görülüyor. Üstelik artık pek çok hikayede kadınların şiddeti, tacizi, tecavüzü saklamadığı, destek ve başvuru kanallarını kullandığı, sosyal medya yoluyla yardım istediği, ifşa ile, öz savunma ile kendilerini korumaya çalıştıkları görülüyor.

Kadınların hızla gelişen cins bilinci ve bu bağlamda patriyarkaya karşı verdiği mücadele karşısında sistemin erkeklerinin bu isyana tepkisi,  tam da kendisine uygun şekilde, kadınların hayatlarını tehdit eden yok eden şiddet şeklinde oluyor ve olmaya devam edecek. Kadınların ise hem hayatta kalabilmek hem de bu mücadeleyi kazanmak için yapmaları gereken şey kadın dayanışmasının gücü, yani kadın örgütlenmesi olmalı. Kadınlar yaşadığı yerden, sokaktan, mahalleden başlayarak mutlaka bir kadın dayanışma ağının, şiddete karşı yerel bir örgütlenmenin parçası olmalı.

Son dönemlerde sıkça dile gelen 6284 ve İstanbul Sözleşmesi ile ilgili Adalet Bakanlığı “Kadına Yönelik Şiddet Genelgesi” yayınladı. Bu konuda düşünceleriniz nelerdir? Bu genelgeyi olumlu bir adım olarak mı değerlendiriyorsunuz? Olumsuz olduğunu düşünüyorsanız sebeplerini açar mısınız?

İstanbul sözleşmesi 2011 yılında imzalandı, arkasından 6284 nolu Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenme yasası çıkarıldı. Aradan 9 yıl geçti ve kadın cinayetlerinin azalması gerekirken artıyor. Ne İstanbul Sözleşmesi ne de 6284 Sayılı yasa bu güne kadar etkin uygulandı.  Şimdi arka arkaya hem adalet bakanlığı hem de içişleri bakanlığı 6284’ün uygulanmasına dair, ilgili kurumlara genelge göndererek yapılacakları söylüyor, tedbirler aldırıyor. Bu yönüyle bakıldığında, iktidarın kadın düşmanı politikaları da bilindiğinden;  genelgelerin soruna çözüm bulmak amacıyla çıkarıldığını söylemek için erken.  Kaldı ki genelgeler yayınlanmadan önce, 6284’ün uygulanmasına ilişkin yanlışlıklar, eksiklikler, aksaklıklara dair kadınların, kadın örgütlerinin uyarıları, deneyimleri, düşünceleri de sorulmadı. İktidar bu konuda gerçekten samimi olsaydı, 6284’e rağmen kadınları korumayan, hayatlarına mal olan; koruma kararlarının hızlı ve etkin uygulanması için genelgede yeni düzenlemeler yapardı. Ayrıca genelgede özel hayatın korumasına ilişkin getirdiği gizlilik kararı da sıkıntılı, sosyal medyada kamuoyu oluşturmanın, farkındalık yaratarak kadını korumanın, şiddeti durdurmanın önüne geçiyor.

Cinsel istismar faillerine yönelik 2016’da çıkarılmak istenen affın önümüzdeki günlerde ayında meclis gündemine geleceği konuşuluyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizce bu affın çıkarılma sebebi nedir? Buna karşı durmak için neler yapılmalıdır?

Burada da ilk sorudakine benzer şekilde; çocukları koruyan yasalara, çocuk hakları sözleşmesine, İstanbul Sözleşmesine, küçük yaşta zorla evlendirmeleri yasaklayan yasalara rağmen  çocuk istismarındaki artış, iktidarın bu konuda da gereğini yapmadığını ortaya koyuyor. İstatistikler dünyada çocuk istismarında 3.sırada olduğumuzu söylüyor. Son 10 yılda %700 artış olmuş. Tablo böyle iken, istismarı önleyecek planlamaları yapması gereken iktidarın, tersine,  cinsel istismar faillerine yönelik af çıkarmak istemesi , ancak kendi suçlarını, eksikliklerini örtme çabası olabilir. Çocuklara cinsel istismar da patriyarkal toplumun, faşizmin geliştirdiği şiddet kültürünün bir sonucu.  Getirilmek istenen af ile “bir defaya mahsus, mağduriyetleri gidermek için” denilerek bu korkunç şiddetin üzeri örtülmeye çalışılıyor. Çocuk istismarının, ne şekilde olursa olsun, affedilmesi  toplumda çocuk istismarını ve küçük yaşta evlilikleri meşrulaştıran, mümkün kılan, teşvik eden bir algı yaratacaktır. İstismarın affı olmaz diyoruz. Küçük yaşta evlilikler, çocuklara cinsel istismar, taciz, tecavüz konularında kadın dayanışması hiçbir şekilde geri adım atmamalı, yasalarda yapılacak değişikliklere karşı, meclis gündemine alınmasını önlemek dahil her an mücadeleye hazır olmalıdır.