Hong Kong’da protestolar neden şimdi şiddetlendi? – Ceren Ergenç

Bugün Hong Kong altı aydır değişen yoğunlukta ama aralıksız devam eden protestolarla kendisine atfedilen ‘uslu çocuk aktivizmi’ etiketini sorgulatıyor. Geçtiğimiz hafta içinde işyerleri değilse bile üniversiteler kapandı. Hong Kong Çin Üniversitesi, kampüsün öğrencilerce işgalinden ve polisin göstericilere saldırısından sonra dönemi erken bitirdiğini açıkladı.

Hareketli günler yaşıyoruz. Gün geçmiyor ki, Şili’den, Bolivya’dan, Lübnan’dan, İran’dan halk hareketleri haberleri almayalım. Bu yılın öncüsü yazın Hong Kong’da, suçluların anakara Çin’e iadesi yasasına karşı başlayan gösterilerdi. Mühdan Sağlam’la Temmuz ayında yaptığımız söyleşide konuştuğumuz gibi, Hong Kong’da, içişlerinde özerklik kaydıyla bağlı olduğu Pekin hükümetinin adaya siyasi, iktisadi ve kültürel müdahalelerine karşı halk daha önce de sokağa dökülmüştü. 2014 yılındaki Şemsiye Hareketi, ada halkına toplumsal hareketlerin örgütlenme ve eylemliliği hakkında deneyim kazandırmıştı, ama o zaman üniversite öğrencisi ve genç profesyoneller ağırlıklı olan hareket okulları açılmasıyla sönümlenmişti. Hatırlarsanız, aynı eleştiri için Gezi için de yapılmıştı: Öğle arası protestosu olmaz, ekonomiyi durdurmayan halk hareketi sonuç alamaz.

Bugün Hong Kong altı aydır değişen yoğunlukta ama aralıksız devam eden protestolarla kendisine atfedilen ‘uslu çocuk aktivizmi’ etiketini sorgulatıyor. Geçtiğimiz hafta içinde işyerleri değilse bile üniversiteler kapandı. Hong Kong Çin Üniversitesi, kampüsün öğrencilerce işgalinden ve polisin göstericilere saldırısından sonra dönemi erken bitirdiğini açıkladı. Takip eden günlerde, Hong Kong Baptist Üniversitesi, Hong Kong Şehir Üniversitesi ve diğer üniversiteler kampüs güvenliğini sağlayamayacakları gerekçesiyle dönem sonuna kadar çevrimiçi eğitime geçtiklerini açıkladılar. Hong Kong Politeknik Üniversitesi geçtiğimiz günlerde ağır çatışma altında kaldı. Şimdi çatışmalar azaldı ama kampüs toplu gözaltı endişesiyle resmi olarak boşaltılmadı.

Gezi’de orantısız şiddete karşı orantısız zeka denmişti, bu slogan yakın zamana kadar Hong Kong için de uygun olabilirdi ama zirve noktası kampüs işgalleri olmak üzere son bir ayda protestocular da polisinki gibi yapısal ve ödenekli olmasa da kendi zor kullanma yöntemlerini geliştirdiler. Anakaralı bir şirketin sahibi olduğu metroyu defalarca tahrip edip protestoyu gündelik yaşamın içine soktular. Oklarla fırlattıkları molotof kokteylleri TOMA’ları ve polislerin gözaltı aracı olarak kullandığı cankurtaranları alevler içinde bıraktı. Yaşlı bir sokak temizlik işçisi çatışma ortasında kalıp aldığı darbeyle öldü. Göstericilerle sözlü çatışan bir kişi ise yakıldı. Göstericiler arasında plastik mermiyle gözlerini kaybedenlerin ve polis şiddetiyle yaralananların sayısı artarken bir öğrenci polis tarafından vurularak, biri de polisle çatışma sırasında yüksekten düşerek öldü. Göstericilerin alevli okları polisin kullandığı göz yaşartıcı bomba ve biber gazıyla birleşince kampüsler savaş yerine, Hong Kongluların yüreği yangın yerine döndü.

Hong Konglular ne düşünüyor?

Hong Kong halkının gösterilerin seyri hakkında ne düşündüğünü her şey bu kadar sıcakken bütünüyle betimlemek elbette mümkün değil. Toplumsal hareketler birden çok düşünce ve gündemi barındırarak gelişirler ve hangi akımın harekete kimliğini vereceği sonradan belli olur. Ben de bu yazıda ancak kendi çevremde duyduklarım, gözlemlediklerim ve okuduklarıma dayanarak bir resim çizmeye çalışacağım.

Hong Kongluların neredeyse tamamının suçluların iadesi yasa tasarısına karşı çıkan eylemliliği desteklediği, gösterilerin yasa tasarısının durdurulmasından sonra devam etmesi durumunda ise bölündüğü söyleniyor. Gösteriler bu ikinci aşamaya geldiğinde, Pekin hükümeti de yaptığı açıklamalarla gösterileri bir kamu güvenliği sorunu olarak gördüğünü ve hoşgörüyle karşılamadığını defaatle açıkladı ve çarşamba günü emniyet müdürünü değiştirdi. Ayrıca, göstericilerin gözaltına alınmasını kolaylaştıran ‘maske yasağı’nı kaldıran mahkeme kararını tanımadığını açıkladı.

Sürecin seyrini değiştiren ana unsursa anakaradaki Çinlilerin Hong Kongluların aleyhine dönmesi oldu. Hong Kong’u şımarıklıkla ve vatansever olmamakla itham eden bir kamuoyu dalgası ülkeyi sardı. Feng Kecheng gibi aslen anakaralı olan ve Hong Kong’a bağımsızlık isteyen bir tutumu olmayan kanaat önderleri bile sosyal medyada linç edildi. Kuzey Amerika ve Avustralya’da anakaralı ve adalı Çinli öğrenci grupları üniversite kampüslerinde ve kent meydanlarında çatıştı. Benim öğrencilerimle konuşmalarımdan edindiğim izlenim ise, bu milliyetçi dalganın en azından bir kısmının mahalle baskısı ve ‘söz söyleme mecburiyeti’ olduğu yönünde. Kamusal olmayan alanda yapılan sohbetler siyasete katılım mekanizmaları üzerine akıl yürütmelere yol açmış durumda.

Bu kutuplaşma Hong Kong’da adalı ve anakaralı yaşayanlar arasında da bölünmelere neden oldu. Yerel dil olan Kantonca konuşamayanların sokaklarda sözlü saldırıya maruz kaldığı oldu. Buna karşın, anakaradan gelen kimi gruplar göstericilere karşı örgütlenip şiddet uyguladı. Kutuplaşma o dereceye vardı ki, göstericilerin anakaradan gelenlere uyguladığı şiddet ve ayrımcılığı eleştirenler bile ‘Pekin yanlısı’ olmakla suçlandı. Oysa, adadaki üniversitelerdeki meslektaşlarımızın söylediği, ada halkı Hong Kong ya da Pekin yanlısı diye ayrılmıyor, özünde herkes göstericilerin taleplerini haklı buluyor ama bazıları göstericilerin yöntemlerini desteklemiyor. Bu bölünmüşlük daha çok liberaller ile Fanoncu bir şiddeti olumlayan postkolonyeller arasında. Solcular hareketin yönünü belirleyecek güçten yoksunlar.

Kimlikler ve yaftalar arasındaki bu bölünmüşlük her konuda kendini gösteriyor. Örneğin, bir kısmı adanın statüsünün 1997’de İngiliz sömürgesi olmaktan Çin içinde özerk bölge olarak değiştirilmesinden sonra okudukları ülkelerin vatandaşlığını almış akademisyenler ve beyaz yakalılar, Hong Kong’dan ayrılmak zorunda kalırlarsa ABD’ye gitmeyeceklerinin altını çiziyorlar. Çünkü Amerikan yanlısı olarak algılanmak istemiyorlar. Örneğin, salı günü ABD senatosundan çıkan karar da ada halkı tarafından beklenen coşkuyla karşılanmadı. Yazın Yasama Meclisi’nde Çin bayrağının bir grup gösterici tarafından indirilip İngiliz sömürge bayrağının asılması da benzer bir hoşnutsuzlukla karşılanmıştı.

Kampüs işgalleri dış aktörlere de kendini konumlandırma fırsatı verdi. Anakaradan gelen öğrenciler işgalin ilk günlerinde tahliye edildi. Bunun nedeni olarak anakaralı oldukları için saldırıya maruz kalma ihtimalleri gösterildi ama iki taraftan da bunun milliyetçiliği körüklemek amaçlı olduğuna dair itirazlar geldi. Benzer şekilde, Tayvan da öğrencilerini tahliye etti ama bunu da Ocak 2020’deki seçimler öncesinde iktidar partisinin prim yapmaya çalışması şeklinde yorumlayanlar oldu.

Hong Konglular ne istiyor?

Suçluların iadesi yasa tasarısı sürecinin durdurulması göstericilere yetmedi çünkü gösterilere Hong Kong hükümeti tarafından verilen tepkinin adanın temel siyasi sorunlarının bir yansıması olduğunu düşündüler. Gösterilerin ikinci aşamasında beş taleple gelindi: 1- Suçluların iadesi yasa tasarısının tamamen geri çekilmesi; 2- Polis şiddetinin bağımsız bir komisyonca soruşturulması; 3- Tutuklanan göstericiler için genel af; 4- Göstericilerin “isyancı’ olarak adlandırılmaması; 5- Yasama Meclisi ve Yürütme Başkanı’nın halk tarafından seçilmesi.

Bu taleplerin nasıl kabul ettirileceğine dair ise bir yol haritası yok. Hong Kong’ta üniversite kampüslerinde polisle çatışmalar sürerken, Şili’de göstericiler mahalle forumlarına geçti. Çünkü birinde gösteriler bir sonraki aşamayı düşünecek fırsatı veren bir yerel örgütlülük geçmişine dayanırken diğeri yerelde ilk defa bu kadar örgütlenmiş olmanın getirdiği geçicilik hissini yaşıyor. Çarşamba akşamı Hong Kong Üniversitesi’nde bir forum düzenlendi. Bildiğim kadarıyla bu tür toplantıların ilki olması nedeniyle katılımcıların deneyimlerini ve duygularını paylaştığı bir ortam yaratılmışa benziyor. Üniversitenin hocalarından Jessica Valdez canlı yayın yaptı. Gezi deneyiminden de bildiğimiz üzere, çoğunluğu sokağa ilk defa çıkan katılımcıların sonraki aşamaları düşünmeye başlaması için ilk önce fiziksel karşılaşmaların azalması gerekiyor.

24 Kasım’da ilçe belediyeleri için seçimler yapılacak. Eğer adada olağanüstü hal ilan edilip ertelenmezse tabii. Seçim sürecinin sağlıklı geçip geçmeyeceği belirsiz ama adaylar seçim olacakmış ve sonuçlar kabul edilecekmiş gibi kampanyalarına devam ediyorlar. CNN’den James Griffith’in sayımına göre, adayların yaklaşık yüzde on beşi açıktan beş talep için referansta bulunuyor. Bu adaylar protestolara karşı tutumu belirsiz olan liberal kanadın adayları. Zaten açıktan göstericilerle beraber hareket etmiş adaylar kampanyalarında bunu belirtmeye gerek duymuyor ama onlarla beraber göstericileri destekleyen adayların sayısı yarıya ulaşıyor.

Göstericiler, suyun her şekle girebilirliğine referansla #SuOl sloganını benimsemişler. Beş talepten biri olan genel seçimleri öğle arasında çalışanların da desteklediği öğrenci eylemleri nasıl şekillendirmiş, yakında göreceğiz.

Kaynak: Gazete Duvar