İç politika, ekonomi, Rusya ve dengesiz Donald – Ragıp DURAN

TSK’nin Rojava’ya yönelik işgal harekâtı, Pazar günü yapılan açıklamalar sonucunda artık acil gündemde. Ankara neyi, nasıl, neden, nereye kadar yapabilir?

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’nin kuzey ve kuzey doğusuna girme ihtimali saatler, günler ilerledikçe artıyor. Konuyu farklı aktörler gözünden değerlendirelim:

Ankara’nın iki gerekçesi de geçersiz

Erdoğan işgali haklı çıkarmaya çalışırken iki tez öne sürüyor:

“Bu bölgedeki terör yapılanması Türkiye’yi tehdit etmektedir.”

“Kurulacak olan güvenli bölgeye sadece Türkiye’deki değil Avrupa’daki Suriyeli mültecileri de yerleştireceğiz.”

Bu iki tez de doğru değil.

Bölgede Ankara’nın doğrudan ya da dolaylı olarak desteklediği IŞİD’den başka bir terör yapılanması yok. İtham edilen Suriye Demokratik güçleri (QSD) şu ana kadar, işgal altındaki Afrin hariç, TSK’ye ya da Türkiye topraklarına yönelik bir tek terör eylemi düzenlemedi.

Türkiye ya da Avrupa’daki Suriyeli mülteciler nakledilecek eşya değil. Kendi rızaları olmadan, kendi köyleri/kentleri dışında bir bölgeye iskân edilemezler. Ayrıca böyle bir talepleri de yok. Üstelik, sözkonusu bölgede halen yerleşik olan Kürt, Arap, Ezidi, Ermeni, Türkmen nüfus bu plana karşı çıkıyor.

Ankara, işgalin esas nedenini hiçbir zaman açıkça telaffuz etmedi: Amaç Güney sınır bölgesinin yerli halkı olan çoğunluğu Kürt, ayrıca Arap, Ezidi, Ermeni, Türkmen nüfusu yerinden edip, o bölgeye Ankara’ya şimdilik bağlı görünen Sünni Arap silahlı köktendinci grupları ve ailelerini yerleştirmek. Böylelikle sınır güvenliğinin sağlanacağını düşünüyor Ankara. Oysa ki böyle bir olasılık sınır bölgesini çok daha ihtilaflı bir hale getirecek.

Ankara, iktidar partisi ve resmi muhalefetin neredeyse tüm kesimlerinin önemli bir başka stratejik korku ve amacı var. O da, Rojava’da henüz oluşma aşamasında seyreden yerel halkın demokratik özerklik temelindeki yeni yapılanması. Bu örnek Türkiye Kürtlerinin de sempatisini kazanmış durumda. Dolayısıyla ‘’Paradigmanın İflası’’nın engellenmesi gerekiyor. Çünkü Rojava “Türklük Sözleşmesi”ni ciddi bir şekilde sorguluyor.

Tilki Putin başardı dengesiz Donald boyun eğdi 

Pazar günü iki önemli olay meydana geldi. Erdoğan-Trump telefon görüşmesi ve bilahare Beyaz Saray’ın açıklaması. Türk egemen medyası, telefon görüşmesini aktarırken, Beyaz Saray’ın işgale yeşil ışık yakan açıklamasından bihaberdi.

Geçtiğimiz hafta içinde WSJ’de yayınlanan bir yorumda, ABD’nin sahadaki askeri gücünün olası bir Türk harekâtını engelleyemeyecek düzeyde olduğunu hatırlatıp, Trump’ın bu durumda Suriye’den çekilmenin dışında bir seçeneği olmadığı yazılmıştı. Beyaz Saray’ın açıklamasında Suriye’den geri çekilme konusuna değinilmiyor ama Washington’un müttefiği SDG’nin ya da Kürtlerin adı bile geçmiyor. Amerikan medyası bu açıklamayı ‘’Pazar günü beklenmeyen bir açıklama’’ olarak niteledi.

Trump, bir, bu somut askeri durum nedeniyle, iki, azil sürecinin başlamasından dolayı, üç, iki NATO ülkesinin çatışmaya girmesini istemediği için TSK’ye yeşil ışık yaktı.

ABD daha önce de Irak Kürdistan’ında bağımsızlık referandumu sürecinde Kürtleri desteklemekten vazgeçmişti.

Bu durumda, aslında TSK ile ABD ordusunun sahada karşı karşıya gelmesini çok isteyen Putin, nispi de olsa bir başarı kazanmış durumda. Hem Ankara ile Washington’un arasını iyice açtı. Hem de ABD’nin Suriye’deki konumunu zayıflattı. Gerçi, Trump’ın bölgedeki esas sorunu Suriye değil, İran. TSK’ya yeşil ışık yakmak, Washington’u İran karşısında da zayıflattı.

Ne var ki Trump’ın son kararı, ABD’de Beyaz Saray ile Pentagon ve hatta Beyaz Saray ile Dışişleri Bakanlığı arasındaki çelişki ve anlaşmazlıkları da keskinleştirmeye aday.

Erdoğan’ın tek ve son çaresi idi ama…

Harekâtın zamanlaması önemli: İktidar partisi 23 Haziran seçim yenilgisinin ardından bugün en az üçe bölünmüş durumda. Kamuoyu anketleri AKP’yi yüzde 30’larda gösteriyor. Erken seçim dedikoduları başladı. Koalisyonun küçük ama etkili ortağı MHP’nin lideri şeffaf olmayan bir şekilde hastaneye gitti/götürüldü/kaldırıldı. İYİ Partinin içi karışık. Bu siyasi istikrarsızlık, daha doğru bir deyişle iktidarın başaşağı gitmesi, kuşkusuz ekonomik alandaki başarısızlıklarla da ilgili. Damat beyin hiç bir ekonomik programı derde deva olamazken, AKP gündem belirleme imtiyazını kaybetti, ideolojik egemenliği de kaybetti.

Erdoğan daha önce de deneyip başardığı Kürt karşıtı, savaşçı milliyetçilik bayrağına sarılarak, başta CHP olmak üzere, ki onlar zaten çoktan teşne, muhalefeti ve toplumu savaş ortamında, halen içinde bulunduğu siyasi, ekonomik, kültürel çıkmazlardan kurtarmayı tasarlıyor. Hele Savaş Hali ilan edilirse yine KHK’larla keyfi bir şekilde yürüttüğü iç ve politikada her istediğini hukuki ya da yasal bir kılığa da sokma imkanına kavuşacak.

Kolay mı?

TSK, Rojava topraklarına girebilir. Zaten daha önce iki kez girmişti. SDG’nin yapısı ve askeri gücü, düzenli bir ordunun istilasına karşı ancak uzun vadede harekâtı yavaşlatmak ve bilahare gerilla taktikleriyle saldırganı/işgalciyi yıpratmaya uygun. Rusya ve ABD’den sonra Suriye’de önemli bir aktör olan İran, Dışişleri Bakanının ağzından operasyona karşı olduğunu açıklamıştı. Ankara’nın bu işgal harekâtında IŞİD ve diğer radikal İslamcı gruplar dışında müttefiği yok. Şam rejimi tabi ki harekâta karşı. Rusya büyük bir ihtimalle, bekleyip görecek ve TSK’nin radikal dinci silahlı gruplarla ilişkileri temelinde Ankara’ya karşı tutumunu değiştirebilir. AB, BM gibi global kurumlar, harekâtı, herhangi bir uluslararası mutabakata dayanmadığı için illegal ve gayrı meşru ilan edebilir.

İşgal harekâtı, Türkiye’nin halen zaten son derece olumsuz olan ekonomik/mali durumunu da çok daha kötü hale getirecek.

Askeri olarak işgal ettiğin bölgeye kaymakam, jandarma komutanı tayin edip, banka şubesi açmak ya da üniversite kurmak sonuç olarak çok da zor bir girişim değildir. Ancak, haksız, hukuksuz, müttefiksiz askeri bir saldırıyı, terörle mücadele ya da beka gibi muğlak ve tartışmalı kavramlarla ilelebet kalıcı hale getirmek pek de kolay değildir.

Kaynak: Artı Gerçek