İktisadi vaziyet: Savaş ekonomisinden halk ekonomisine – Fehim Taştekin

Özerk yönetim unsurları askeri savunma ve toplumsal örgütlenmede gösterdiği başarıyı ekonomik ve teknik alanlara tam olarak yansıtamadı. Tabii teknik yatırımda ambargoların etkisi de yadsınamaz. Mesela Irak Kürdistan Yönetimi büyük teknik parçaların Semelka’dan geçişini engelliyor.

Menbic’ten sonra niyetim Rakka’ya kadar inmekti. Irak-Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) ait hücrelerin saldırıları nedeniyle ‘güvenliğin elvermediği’ söylendi. Rakka istikametinde Ayn İsa’ya indik. Burası Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetim’in yeni merkezi. Ayn İsa normalde Suriye idari sisteminde Rakka Vilayeti’nin Tel Ebyad ilçesine bağlı bir nahiye. Fırat’ın doğusunda ana merkezler Haseke ve Kamışlı dururken neden ‘başkent’ olarak burası? Bölgenin siyaseten ‘Kürdileştiğine’ dair iğnemeler başlarken Arap yoğunluklu bir yerin yönetim üssü olarak seçilmesi şaşırtıcı değil. Güvenlik açısından da kolay savunulacak bir yer. Yakınında Amerikalıların kullandığı üs var. Ayrıca Deyr el Zor, Rakka, Haseke, Kobani, Menbic ve Halep’e giden yolların kavşağında. Bu güzergâh Suriye ticaretini de sırtında taşıyor. Lazkiye’nin Irak’a giden koyunu da buradan geçiyor, Cezire’den çıkan buğday, pamuk ve petrol de. Kontrol noktaları epey azalmış. Sanki hiç savaş yaşanmamış gibi, güzergâh asude!

Çok oyalanmadan Tel Temir’e varıyoruz. Görmek istediğimiz yer bir devlet üretme çiftliği. Savaştan önce özellikli bir çiftlik olarak tasarlanmış. Irak-Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) eline geçtiğinde perişan olmuş. İthal 2 bin 500 süt ineğinden 2 bini özel klima koşullarından uzaklaşınca telef olmuş. YPG’nin kontrolüne geçince tesisler yeniden canlandırılmış. Hayvancılık ve seracılığa ilaveten ekmek, ayakkabı ve sünger üretim tesisleri kurulmuş. Elde edilen ürünlerin dağıtımında öncelik YPG’nin ihtiyaçları, sonra savaşta hayatını kaybedenlerin aileleri, dar gelirli aileler ve kalırsa piyasa. Bu tür işletmeler için elzem olan ehil kadrolar çekip gitmiş. Birçok sektör için ‘uzmanlıkta çoraklık’ zamanı. Düşe kalka, el yordamıyla iktisadi denemeler sürüyor! Gayret büyük, zorluklar ondan geri değil. Bu açmaz petrol başta olmak üzere her sektörde işleri zorlaştırıyor.

Ağırlık Kooperatiflerde

Genel anlamda demokratik özerkliğin ekonomik tablosunu anlamaya çalışıyoruz. Bir taraftan savaş ekonomisiyle çark dönüyor. Diğer tarafta halk ekonomisi ya da toplumsal ekonominin temellerini atmaya dönük çalışmalar sürüyor. Aşiret çarklarına dayalı iktisadi ilişkiler, üretim alışkanlıkları ve çalışma kültürü yeni bir ekonomik modelin oturtulmasını zorlaştırıyor.
2012’den beri en fazla üzerinde durulan model kooperatifçilik. Kadınlar ve savaşta hayatını kaybedenlerin aileleri bu alanda hayli aktif.

Devlete ait olup da kontrolü özerk yönetime geçen yaklaşık 250 bin dönümlük arazi kooperatiflere tahsis edilmiş. Daha önce bu arazilerin bir kısmını bürokratlar işletirken bir kısmı da ağalara kiralanmıştı. İşlenmeyen arazi de çok.
Haseke’de 10 bin dönümlük arazi sebze, buğday ve arpa üretimi için 915 kişinin katılımıyla oluşturulan 14 farklı kooperatife tahsis edilmiş. Yine de arazilerin yarısı atıl. Serekaniye’de bu şekilde 15 kooperatif kurulmuş.

Dünyanın IŞİD’e karşı cephe hatlarında gördüğü bölgenin kadınlarını sosyal ve siyasal alanın dışında iktisadi hayata çekme konusunda da bir savaş veriliyor. Bu çerçevede kadın kooperatifleri bu sürecin ana motoru haline gelmiş. Kongreya Star’ın organizatörlüğünde Tarımsal Proje Kooperatifi, Serekaniye’de (Ras el Ayn) 154, Dirbêsiyê’de 270, Amude’de 198, Derik’te (Malikiye) 135, Kamışlı’da 35, Tirpêspiyê’de (Kahtaniye) 60 kadının katılımıyla projeler geliştirmiş. Bu projelere 22 bin 800 dönüm arazi tahsis edilmiş. Tirbespiye’de 20 kadının katıldığı Rojava Buğday Başağı Kooperatifi bin 330 dönümlük bir arazide çalışıyor.

Pek çok yerde koyun ve kaz yetiştiriciliği, konfeksiyon, süt ve temizlik ürünleri üzerine kadınların katılımcı olduğu kooperatifler kurulmuş. Kamışlı’da temizlik ürünleri üretimi için 2015’te 7 kişiyle başlayan Nisrîn Kooperatifi’nin katılımcı sayısı 54’e çıkmış. Şilêr Kooperatifi birkaç yerde turşu ve reçel üretimiyle köylü kadınları ekonomik hayata çekmiş. Şehit Aileleri Ekmek Fırını Kooperatifi 270 kişinin katılımıyla  Girkê Legê’de büyük bir fırın açmış. Kamışlı’nın Himo bölgesindeki ‘Newroz’ adlı ekmek fırını da 50 ailenin katılımıyla faaliyete geçmiş. Yine Kamışlı’daki Lilit ekmek-pasta fırını da kadınların projesi.
Hevgirtin Kooperatifi’nin girişimleriyle farklı yerlerde çok sayıda perakende satış mağazası açılmış.

Ekolojik dönüşüm için de çalışmalar var: Cezire bölgesinde 30 bin meyve ağacı, Kobani’de Fırat boyunca 15 bin zeytin ağacı ve Rakka’ya 7 bin ağaç dikilmesi yönünde çalışmalar sürüyor.

Rojava Bahçeleri Komünü, Tel Halef’in Aziziye köyünde göçmenlerin katılımıyla 400 hektarlık alana 4 bin armut, nar, asma ve ceviz ağacı dikmiş.

Devletin kontrolünde tahıl ve pamukla sınırlı üretimi çeşitlendirmek için de projeler geliştirilmiş. Derik ve Amude’de tohum üretimine geçilmiş. Haseke’nin El Mufti bölgesinde kadınlar marul, maydanoz, lahana, tere, havuç, pancar, soğan, ıspanak ve fasulye üretimi için özel bir proje yürütüyor. Seracılık alanında önemli başarılar elde edilmiş. Rimelan’da başlatılan seracılık Dirbêsiyê ve diğer bölgelere yayılmış. Domatesin bile dışarıdan geldiği bölgede bostan işi yavaş yavaş rağbet görmeye başlamış.

Bunlar insanların hayatlarına dokunan ama ‘şaşalı projeler’ olarak kendini gösteremeyen girişimler.
Bunların dışında Kobani ve Haseke’de tavuk çiftlikleri, Haseke’de bir bulgur fabrikası kurulmuş. Silolar özerk yönetimde ama Haseke ve Kamışlı’daki büyük un fabrikaları devletin kontrolünde. Kamışlı’daki un fabrikası bütün Cezire’nin ihtiyacını karşılayabilecek kapasitede. Son dönemlerde devletin tekelini kırmak için küçük çaplı değirmenler kurulmuş. Ama buğday cennetinde bir makarna fabrikası hâlâ kurulamamış.
Bu sene buğdayı kimin alacağına dair bir restleşme yaşandı. Özerk yönetim, “Artık biz de buğday alacağız” deyip kilo başına 160 Suriye lira fiyat ilan etti. Şam’ın canını sıkan bir gelişmeydi bu. Devlet de 185 Suriye lirası teklif ederek karşılık verdi. Bunun üzerine özerk yönetim, “Buğdayın çıkarılmasına izin vermem” dedi. Tabii fiilen bunu yapması, üreticilerle yaşanacak gerilimler dikkate alındığında zor.

Elektrik üretim ve dağıtımında önemli adımlar atılmış. İlk başta mahallelere büyük jeneratörlerle elektrik sağlanıyordu. Komünlerin yaptığı en iyi iş buydu. Kamışlı’da 2017’de 150 katılımcıyla kurulan Jiyan Kooperatifi jeneratörle elektrik üretiyor. Tabka ve Tişrin barajları IŞİD’den kurtarıldıktan sonra merkezi şebeke işler hale geldi. Santrallerin çalıştırılması devletle koordineli bir şekilde yürüyor. Rimelan’da petrolle çalışan santral ve iletim hatları tamir edilmiş.

Toplumsal, siyasal, askeri örgütlenme iyi de…

Fakat belli alanlarda kooperatifçiliğin yürümediğine ve ekonomide doğru düzgün planlama yapılamadığına dair tespitlere de rastlıyoruz. ‘Demokratik kooperatifçilik’ hedefiyle oluşturulan müesseseler bir nevi anonim şirket mantığıyla şekillenmiş. Bazı kooperatifler amaca uygun işlemediği için dağıtılmış. Özünde ‘mevsimi gelince ek, biçerdöverle kaldır, tek alıcı konumundaki devlete sat, paranı al, kalan aylarda yan gelip yat’ şeklinde kolaycılığa dayalı çalışma alışkanlığı kooperatifçiliğin önündeki en önemli engel. İkincisi özerk yönetimin yerine göre istediği yüzde 20-30 kâr payı kooperatifçiliğin cazibesini düşürmüş.
Rojava ekonomisi üzerine çalışan Ahmed Pelda’nın tespiti şu:
“İnsanlar çalışmıyor. Uzmanıyla, memuruyla çiftçisiyle her kesim devletin her şeyi planladığı bir sisteme alışmış. Girişimcilik zayıf, proje geliştirme ve hayata geçirme diye bir kültür yok. Hep ‘yap, yapma, şu kadarını yap’ diye komut bekliyor.”
Fırat hattındaki gezimizin bir kısmında bize eşlik eden Ahmed Pelda’ya göre temel sorunlar şöyle:

– Derli toplu bütçe yok.
– Merkezi planlama yapılamıyor.
– Tartışılan alanlarda planlama, projelendirme, bütçeleme ve uygulamada yetersizlikler var.
– Uzman kadro eksikliği büyük. Çok fazla beyin göçü oldu. Mesela Rimelan’da güvenlik sorunu olmadığı halde petrol mühendisleri gitti. Dışarıdan gönüllü olarak gelen bazı profesyonellerden de yeterince istifade edilemedi.

Yani özerk yönetim unsurları askeri savunma ve toplumsal örgütlenmede gösterdiği başarıyı ekonomik ve teknik alanlara tam olarak yansıtamadı. Tabii teknik yatırımda ambargoların etkisi de yadsınamaz. Mesela Irak Kürdistan Yönetimi büyük teknik parçaların Semelka’dan geçişini engelliyor. Bazı önemli makinelere Zaho’da el konulduğu söyleniyor.

Pelda bu sorunlara karşın yine de umutlu:

“Ambargo nedeniyle 2012’de ekmek ve yakacak bulamaz haldeyken bu güne gelindi. Ürün çeşitlendirmeye yönelik çalışmalar sürüyor. İmalat hacmi artıyor. Elektrik kablosu, su şişesi, peçete, deterjan gibi ürünler ilk kez burada üretildi. Kamışlı’nın tarihinde ilk fuar 2015’te açıldı. Yine organize sanayi ve küçük sanayi siteleri inşa ediliyor. Arabalarda yedek parça ve tamiri önemli bir sorun. Bunun için özel bir çalışma yürütülüyor. Özel sektöre engelleme yok, aksine tüm girişimcilerin önünü açıyorlar. Bazen kendi ideolojik yapısına uymasa bile yönetim toplumsal nedenler ve ihtiyaçtan dolayı müsaade ediyor. Ülke dışına çıkmış Kürtler ve Araplar da ailelerine para göndermeye başladı. Bu paralarla işletmeler açılıyor, konutlar yapılıyor. Yeni bir sınıf ortaya çıkıyor. Bunların çoğu mevcut yönetimle uyumlu da değiller. Eski ayrıcalıklı kesimler yeni yükselen güç-sınıf karşısında kendilerini zayıflamış hissediyor. Yakınmaların nedeni bu.”

Sistemin çarkı petrole dayalı

Mevcut durumda derli toplu ‘merkezi bir bütçe’den söz etmek zor. Semelka ve Tilkoçer gümrüklerinden gelen vergilerin dışında üretim, ticaret ve tüketimden doğrudan ya da dolaylı vergi alınmıyor. Aylık 200 doların üzerinde kazancı olanlara gelir vergisi ile ilgili bir düzenleme yapıldı ama uygulamanın neticesi belirsiz. Ekonomik çark büyük oranda petrol ve gazdan gelen gelirlerle dönüyor. Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Asayiş ve diğer özerk yönetim birimlerinde çalışanların maaşları buradan ödeniyor. Konoko Gaz Tesisi de SDG’nin kontrolünde ama buranın bahsi fazla geçmiyor. Deyr el Zor’da El Ömer ve Cafre’den çıkan petrolün önemli bir kısmını Suriye devleti Katırcı gibi aracılarla alıp Humus ve Banyas’taki rafinerilerde işliyor. Karşılığında özerk yönetime mazot gönderiyor. Fırat’ın doğusundaki fiyatlar batısına kıyasla epey makul. Mesela Şam’da normalde 200-250 Suriye lirası olan, kıtlık zamanında 600 liraya fırlayan mazot burada 40-50 lira. ABD Katırcı’yı kara listeye alıp Suriye’yi ekonomik baskıyla dize getirmeye karar verdiğinde özerk yönetime de “Satmayın” dedi. Peki, satış durdu mu? Belki bir süre. 120 bini aşkın askeri gücün finansmanı dahil Fırat’ın doğusunda işlerin nasıl yürüyeceği sorusuna sıra gelince Amerikalıların gözü tankerleri görmemeyi tercih ediyor.

İşin doğrusu her alanda karaborsanın ‘şeytani’ kuralları işliyor. Savaş kendi kanallarını yaratıyor ve petrol dahil ticaret hiçbir sınır tanımıyor.
Savaşın yükü azalırken sivil alanlardaki devasa sorunlar yönetimin önünde birikiyor. IŞİD’in yenilgisinden sonra yönetime ortak olanların nezdinde mazeretin geçerlilik derecesi düşüyor. Mevcut alt yapı, tecrübe ve kadroların bunun üstesinden gelmesi kolay değil. Elbette bölgeyi savunmak için canlarını veren kadroların sivil alanda da özveriyle çalıştıklarına tanıklık ediyoruz. Sorunlara karşı duyarlılık da mücadeledeki devimine süreklilik katıyor. En azından ‘devlet kapısı’ artık erişilmez değil, insanlar bütün birimlere gidip dertlerini anlatabiliyor.

Habur’da Ermeni birliği

Çiftlikten sonra soluğu Habur nehri köylerinde alıyoruz. Süryanilerin bu bölgede 33 köyü var. IŞİD geldiğinde köylülerden birkaçını öldürüp yüzlercesini de rehine almıştı. Yüklü miktarlarda fidye ile bu insanlar kurtarıldı. Sonrası malum: Göç. Bölgede YPG varlığını sürdürürken birkaç köyde de Kobani savaşından beri IŞİD’le mücadeleye katılan enternasyonalistler kalıyor. Manzara, “Yeni bir Bekaa mı” sorusunu akla getiriyor.

Türkiye kökenli bazı sol örgütler de buralarda. Ankara’nın bu gruplardan duyduğu rahatsızlığı SDG’yle dolaylı görüşmelerde dile getirdiği aktarılıyor.
Habur bölgesindeki köylerden birinde 6 ay önce örgütlenen Ermeni taburu kalıyor. Adını 2017’de Serekaniye’de mayın patlaması sonucu ölen Nubar Ozanyan’dan alan taburun mevcudu şimdilik 55. Hepsi bölgenin gençleri. Karargâh olarak kullandıkları binaya gittiğimizde bir kadın öğretmen, tabura Ermenice dil dersi veriyordu. Komutanları amaçlarının bölgedeki Ermeni köylerini korumak olduğunu, sayılarını 120’ye çıkarmayı hedeflediklerini, hiçbir devlet için tehdit oluşturmadıklarını, ‘öz savunma gücü’ olarak SDG içinde kalıcı hale gelmek istediklerini anlattı. Süryaniler ‘Süryani Askeri Konseyi’ olarak örgütlenip SDG içinde savaşa katılmıştı. Bu bölgede ise Habur Tugayları ve Nattureh, öz savunma güçleri olarak ortaya çıkmıştı. Asayiş birimi olarak da devletten yana olanlar ‘Sootoro’, özerk yönetimden yana olanlar ‘Sutoro’ adıyla örgütlenmişti. Ancak Ermeniler arasında silahlı örgütlenme bir ilk. Ermenistan bayrağını kullandıkları için Erivan yönetimi rahatsız. Ermenistan hem Suriye’yi rahatsız etmek istemiyor hem de Ermeni taburunun YPG ile aynı safta yer alıyor olması nedeniyle Türkiye ile ilişkilerine yeni bir gerilim eklenmesinden kaçınıyor.