İnşaat-İş: Kriz var, mahalle arasındaki inşaatlar bile durdu

Türkiye İstatistik Kurumu II. Çeyrek Raporu,verileri inşaat sektöründe istihdamın yüzde 28,9 oranında azaldığını ortaya koydu.

Doğruluk Payı’nın paylaştığı verilere göre, 2017’de 2 milyon 57 kişi istihdam edilirken, 2018’de bu rakam neredeyse yarı yarıya inerek 1 milyon 605 bin kişiye düştü. 2019’un rakamları ise henüz belli değil.

Faiz oranları ve döviz kurunda yaşanan değişimler ise sektörde maliyeti yükselten unsurlar. Sektörün gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) içerisindeki payı yüzde 9 seviyesinde. Dolaylı olarak etkilediği sektörler eklendiğinde yüzde 30 anlamına geliyor.

İnşaattaki krizi ve inşaat işçilerine krizin yansımasını konuştuğumuz İnşaat İşçileri Sendikası (İnşaat-İş) Genel Sekreteri Yunus Özgür ve Örgütlenme sorumlusu Deniz Gider, istihdam ve ücretlerin dışında sektörün aynı olduğunu söylüyor.

“İnşaat sektörü balon ekonomiydi”

Bir süredir inşaat sektöründe iptal edilen, askıya alınan projeler, durmuş vaziyette olan şantiyeler var. En son Yeni Ekonomik Programla birlikte bazı mega projelerin askıya alındığı açıklandı. İnşaat işçileri sektördeki bu durumu nasıl gözlemledi. Bu kriz ne zaman başladı?

Deniz Gider: İnşaat sektöründeki durgunluk son iki yıldır var. Havalimanı projesinden önce de biz bunu öngörmüştük. İnşaat işçilerinin işsiz kalması, yevmiyelerin düşürülmesi ufak ufak gelen krizin ayak sesleriydi. Kenar mahallelerde, küçük çaplı şantiyelerin durmasıyla, malzeme ücretinin ödenmemesi, sigortaların yatmaması, ücretlerin ödenmemesi veya az olması bilgileri en çok işçilerden bize gelen bilgilerdi. Göçmen ve kaçak işçi çalıştırılması da bu ekonomik durumun getirdiği bir şey… İnşaat sektörü hükümetin 16 yıl boyunca yarattığı bir balon ekonomiydi aslında. Bugün inşaat sektörünün patladığını görüyoruz.

İstanbul üzerinden konuşursak şantiyelerin yüzde doksanı durmuş durumda. Sadece en fazla iş görülen yer Başakşehir Şehir Hastanesi. Diğer yerlerde durmuş ya da çok az, bir aylık çalışma süreleri oluyor. Tek bir alanda çalışılıyor mesela elektrik işçileri çalışıyor. Sonrasında bekleniyor fayans işçileri çalışıyor. Kabala ve yarım duranlar var.

İnşaat İşçileri Sendikası (İnşaat-İş) Örgütlenme sorumlusu Deniz Gider (solda) ve Genel Sekreteri Yunus Özgür bianet’in sorularını yanıtladı.

“İşçi yine ücretini alamıyor”

Bunun işçilere yansıması nasıl oldu?

Yunus Özgür: İç içe geçen bir şey bu. İnşaat sektörünün en hareketli olduğu dönemde inşaat işçisinin çok ciddi sorunları vardı. İş cinayetleri, yemek ve barınma yerleri gibi çalışma koşullarını geçelim en temel şey ücrettir. Birçoğu Karadeniz ya da Kürt illerinden geliyor. İnşaatta üç ay çalışmış bir adamın mutlaka ücreti kalmıştır. Yemeklerin ve yatacak yerlerin iğrençliğinden, çalışma koşullarının ağırlığından bahsetmiyorum bile. Mega projelerin askıya alınmasını geçelim. Göze görünmeyen, kentsel dönüşüm bağlamında mahalle aralarındaki beş katlı, on katlı inşaatlar bile durdu. Anadolu yakasından çıkıp E-5’ten gitseniz rahat 25- 30 tane gökdelen tarzı bekleyen inşaat görürüz. En temeli ücret ve yaşam hakkının elinden alınması… İnşaat işçisi açısından değişen iki şey oldu. Birincisi, muazzam derecede işsizlik… İşten çıkarmalar çok fazla oldu. İkincisi ücretlerde ki düşüş… İyi bir sıvacı yevmiye usulü 170 ile 200 TL arasında alıyorsa şimdi 90 liraya çalıştırıyorlar.

Bunun açıklamasını nasıl yapıyorlar peki?

Bunun açıklaması yok, ihtiyacını duymuyor ki. İş yok zaten. İşçi açısından da girip çalışması mecburi… Hatta Başakşehir Şehir Hastanesi’nde mesela çok fazla yaşanıyor. Gelen işçi telefon üzerindeki anlaşmada farzı misal 200 TL’ye geliyor. İlk maaşta 140 TL veriliyor. İşçi anlaşmayı söylüyor. ‘ İşine gelirse böyle’ cevabı alıyor. Gurbetçi adam geri gitmekte istemiyor. Oradan bir sürü masraf yapıp gelmiş. İşte yok. Yansıması bu…

Kriz zamanlarında faturanın işçilere kesildiği genel bir kabul. İş güvenliği önlemlerinden tutalım da, haklarının tırpalanmasına kadar. Bu dönem içerisinde işçilerin kayıpları ne oldu?

Zaten gerçekten böyleydi bu sektör. İşçi ücretini yine alamıyordu. Yatakhanelerin durumu sadece havalimanı için değil birçok yerde geçerliydi. Yemekler için işçiler kendiliğinden eylemler yapıyor,  çok rastlanır şeyler değildir bunlar. İş güvenliği meselesi de aynı. Sektörün canlı olduğu dönemde iş cinayetleri rakamlarıyla bugün ki rakamlar işçi sayısına vurduğunuzda hiç değişen bir şey yok.

İnşaat- İş Sendikası’na üye olmak yapısı gereği iş giriş çıkışları fazla olduğu için zaten zor. Bu dönemde peki üye sayınıza nasıl yansıdı?

Başlangıçta bir yansıması oldu. Son beş altı aydır ücret sorunları çok fazla yaşanıyor. Bizde zaten 200 ile 1000 arasında değişiyor üye sayımız. Çünkü inşaat işçisi şantiyede üç ay çalışıp çıkar. Sistemde sigortan düştüğü zaman üyeliğinde düşüyor. Üye sistemimi fiili olduğu için fazla yansımıyor. Bir fabrikada örgütlenen sendika gibi kriz ortamında yaşanan düşüş gibi olmuyor.

“İşsiz kalınca standart diye bir şey kalmıyor”

İnşaat işçisi bu dönemde yaşamını nasıl idame ettiriyor?

Birçoğu Kürt illerinden gelen veya Karadeniz’den gelen arkadaşlar. Memleketlerine döndüler, orada da işsizlik var. Farklı işlere yöneldiler. Bir kısmı da daha ucuza çalışmayı kabul edip yaşamını öyle idame ettirmeye çalışıyor. Fabrikada ki bir işçi gibi değildir. Atılır memleketine döner orada bir toprağı varsa onunla uğraşır.

Deniz Gider: Yaşam standardı zaten düşük. İşsiz kalınca standart diye bir şey kalmıyor. Toprağı varsa orada biraz nefes alır sadece.

“Bütün inşaat işçilerinin ahı tuttu”

Üçüncü havalimanında çalışan işçilerin ahı tuttu diyebilir miyiz şu an durum için?

Yunus Özgür: Aslında üçüncü havalimanındaki işçilerin değil bütün işçilerin ahı tuttu.  Havalimanı projesi gözde bir projeydi. İşçilerin kitlesel olarak çalışması, ölümlerin fazla olması… Bu kadar çok işçinin çalıştığı yerde iş güvenliği önlemi almadığında ölümlerde fazla oluyor. Geçmişte Emar şantiyesinde de Göztepe’de aynı koşullar vardı. Daralan sektörde, kriz koşulları ile beraber işten atılma korkusuyla sessiz kalmalarına yol açıyor.

Beş milyon insanın geçimi

Mevcut rakamlara kaçak ve göçmen olarak çalışan işçiler dahil olmasa bile inşaat işçisinin üç kişilik bir aileyi geçindirdiği hesapladığında bile beş milyonu aşkın insan geçimini bu sektörden sağlıyor.

İş Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), 2018 yılı İş Cinayetleri Raporu’na göre 1923 işçi yaşamını yitirmiş, inşaat sektörü 438 kişi ile en çok ölümün yaşandığı iş kollarından olmuştu.

Bu yılın Eylül ayına kadar raporlanan iş cinayetlerinde ise 1320 işçi yaşamını yitirdi. Ölen inşaat işçilerinin sayısı ise 243. İSİG Meclisi bu durumu;  “Geçen yıllara göre inşaat işkolundaki ölümlerde azalma görülüyor. Bunun nedeni ise alınan önlemler değil ekonomik krize bağlı olarak sektördeki küçülme” olarak açıkladı.  (İUE/TP)

Kaynak: * Fotoğraflar: İsa Uğur Erdoğan, bianet