İşçi Gazetesi: İnsana yaraşır bir yaşam için kavgayı büyütelim!

Ergün Atalay, Türk-İş’in başkanı. Yaklaşık 200 bin kamu işçisini ilgilendiren toplu sözleşme masasına yüzde 15’lik teklifle oturdu, yüzde 8’e imza attı. Kapalı sandığı mikrofondan, Bakana söylediği, “uzasa iş karışacaktı, böyle bitirdim” sözleriyle gündem oldu. Tepkiler sonrasında, Saray Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptıkları anlaşmayla kendini savunması ise sefilliğinin diğer bir boyutu oldu.

Delegeleri otel odalarında, istakozlu sofralarda belirlenen, asli görevi işçi sınıfını denetlemek olan, her biri patronları kıskandıracak lüks hayat sürdüren, birer mafya örgütüne dönüşmüş bu sendikacılardan farklı bir şey beklenemezdi. Konumuz da bilinen sefillikleri değil. Konu; işçiler, öncü işçiler, bu asalaklardan farklı düşünen dürüst, mücadeleci sendikacılar ne yapmalı? Esas konu budur.

Dün TÜPRAŞ’ta onca direnişe rağmen işçilerin yüzde 6 zamma zorla razı edilmesine seyirci kalan, bugün kamu işçilerini yüzde 8’e mahkûm eden Türk-İş, önümüzdeki MESS sözleşmesinde metal işçilerine dayatılacak kırıntı sözleşmesine de zemin sundu. Bu sefalet sözleşmeleri bir domino taşı gibi, kamu emekçilerinin zam oranını etkileyecek, bütün özel sektörü etkileyecek ve yılsonunda, asgari ücret başta olmak üzere bütün zam oranlarını belirleyecektir.

Bu şu demektir; açıklanan enflasyon yüzde 16, gerçek enflasyon yüzde 40 dolayında iken yüzde 5-8’lik zam, krizin bütün yükünün işçi sınıfının üzerine yıkılması demektir.

KRİZ İŞÇİ SINIFINI VURUYOR

Damat Berat efendi, hala “en kötüsünü geride bıraktık” diyor. Ama bir türlü en kötüsü son bulmuyor.

Türk İş’in araştırmasına göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2.075 TL, yoksulluk sınırı ise 6.759 TL olurken, bekâr bir işçinin yaşam maliyeti 2.564 TL oldu. TÜİK, gerçekleri gizleme numaralarına rağmen, enflasyon oranını Haziran ayında yüzde 15.72 olarak açıkladı. İşsizlik frenlenemiyor. İşsiz sayısı dar tanımlı TÜİK verisiyle 4 milyon 527 bin, geniş tanımlı DİSK-AR verisiyle 6 milyon 890 bin kişi olarak açıklandı.

Ekonominin can damarı sektörlerde kriz derinleşiyor.

TÜİK verilerine göre; sanayi üretimi Haziran ayında yıllık bazda yüzde 3.9 düşüş gösterdi. Konut satışları aynı dönemde yüzde 48.6 azalırken, otomobil satışları Temmuz ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 66 azaldı. Beyaz eşyada ise ÖTV indirimine rağmen yılın ilk yarısında satışlar yüzde 9 düştü. Sektörün 2019 yılında yüzde 15 küçülmesi bekleniyor.

Ülkemizde her üç kişiden biri icralık ve her gün 7 bin yeni icra dosyası açılıyor. Ekonomiyle ilgili verileri daha detaylı olarak ekonomi politik sayfalarımızda işlediğimiz için şimdilik bu kadar yeter. Tüm bu veriler işçiler için işsizlik, hala çalışmaya devam edenler için ise “aynı gemideyiz” yalanıyla daha kötü şartlarda, düşük ücretlerle çalışmaya zorlanmak oluyor.

İşçi ve emekçiler yoksullukla boğuşuyor. Yarın okullar açılacak ve sıkıntılar katmerleşecek. Giderek artan intiharlar bu sıkıntıların, gelecekten ümidini kesmenin acı sonuçlarıdır.

SÖMÜRÜ RANT YAĞMA DÜZENİ

Damat Albayrak’ın çizdiği pembe tablo sermaye için gerçeklik taşıyor. Büyük holdingler, bankalar kâr rekorları kırıyor. Yurt içinde milyonerlerin sayısı yılın ilk yarısında 21 bin 50 kişi artarak 201 bin 176 kişi oldu. Vatandaş borç içinde yüzerken AKP Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kararname ile kamu bankalarına, yurt içinde ve dışında zor durumdaki şirketlere ortak olma yetkisi verdi. Bunun batık şirketleri kurtarmak için yapıldığı herkesin malumu.

Sömürü-Rant-yağma düzeninin bir parçası olarak doğanın acımasızca talanı sürüyor. Önceki yıllarda çıkarılan birçok yasa ve KHK’lar yoluyla, yurdun tamamı maden şirketlerinin yağmasına açılmıştı. Giderek artan bir biçimde, adeta özellikle seçilmiş gibi en verimli ve endemik açıdan zengin yöreler yağmaya açılıyor. Kaz Dağları, Munzur, Hasankeyf ve daha yüzlercesi… Bu arada doğa yağmasına direniş de büyüyor. Uzun zamandır yerel olarak süren irili ufaklı direnişlerin birleşerek etkili bir güç haline gelme olanakları artıyor.

Ne işçi cinayetleri, ne kadın cinayetleri ne taciz, tecavüz saldırıları hız kesiyor ne de çürümüş adalet sisteminin mağdurları suçlu gibi gösteren, sapıkları aklayan kararları…

Giderek güç kaybeden Saray Rejimi, daha çok ömrünü uzatmak için, içerde krizin etkisiyle biriken öfkeyi ‘dış düşmana’ yöneltmek için savaş politikalarında ısrar ediyor. İlla ki Kürtleri ezecek! Libya’yı kurtaracak! Gerçekte görülmemiş bir riyakârlık ve alçaklık sözkonusu… Ne Kürt halkı ne diğer komşu halklar bizim düşmanımız değildir. İşçi-emekçi-yoksulların düşmanı, halkları birbirine kırdıran emperyalistler ve onların tetikçileridir; kanımızla beslenen sermaye iktidarıdır.

ESARETE KARŞI ÖRGÜTLÜ DİRENİŞ

Tablo giderek daha geniş emekçi kesim tarafından açık hale geliyor.

Bize dayattıkları esir yaşamıdır. Milyonlarca işçi-emekçi bir avuç azınlığa çalışmaktadır. Zamlardan, dolaylı-dolaysız vergilerden, faturalardan gözümüzü açamıyoruz. Onlar zevk-ü sefa içinde gününü gün ederken biz payımıza düşen kırıntılarla ayakta kalmaya çalışıyoruz.

Sahip oldukları akıl almaz zenginliklerinin kaynağı bizden çaldıklarıdır. J. Lopez konserine 150 asgari ücret tutarı bilet parası sayanların kimin çocuğu olduğu da, asgari ücrete itiraz ettiğimizde “gözünüze dizinize dursun” diyenler de bellidir.

Bu sömürü ve soygun düzeni biz yeterince örgütlü olmadığımız için ayaktadır. Onlar elbette kendileri için cennet olan düzeni her yolla korumak, saltanatlarını sürdürmek isteyecektir. Polisleri, jandarmaları, mahkemeleri, hapishaneleri, yalan saçan medyaları bunun için vardır. Ve işçiyi kontrol altında tutmakla görevlendirdikleri sendikacılar da bu çarkın parçasıdır.

Meselenin esası, kölece yaşama mahkûm edilen işçi-emekçilerin üzerindeki ölü toprağı silkip kavgaya girişmesi, var olan toplumsal direnişi büyütmesidir.

İnsana yaraşır, özgürce bir yaşam devrim ve sosyalizmle mümkündür.

Örgütlenelim, kavgayı büyütelim!

Kaynak: (*İşçi Gazetesi’nin Ağustos/Eylül 2019 174. sayısının manşet yazısıdır.)