JES’çiler rüşvetle Aydın kırsalını istiyor! – Yusuf Gürsucu 

JES patronlarının örgütü olan JESDER, Aydın’daki belediyelere ve halka ısınmalarını bedava karşılayabileceklerini belirten rüşvet önerisinde bulundu. Bu rüşvetin kabulü ise Aydın kırsalının tamamen katledilmesi demek

Türkiye’de özellikle Aydın’da yoğunlaşan JES sahiplerinin örgütü olan Jeotermal Elektrik Santral Yatırımcıları Derneği (JESDER), Aydın’da JES’lere dönük halkın tepkilerini adeta bir rüşvet önerisiyle aşmak istediğini gösteren açıklamada bulundu. JESDER, tüm hanelerin ve seraların ısınma ve sıcak su ihtiyaçlarını karşılamaya hazır olduklarını açıkladı. Aydındaki tüm yerel yönetimler bu önemli proje için iş birliğine davet edilerek, yerel yönetimlerden talep almak üzere teknik hazırlıkların tamamladığını söylerken belediyelere ve kentlerde yaşayan halka açıkça rüşvet teklif ederek, yüzde 85’i JES alanı olarak belirlenmiş olan kırsalın, yeraltı sularının ve derelerin zehirlenmesi, katledilmesi anlamına geliyor.

Uzak Doğulu şirketler!

JESDER Başkanı Ufuk Şentürk yaptığı açıklamada, Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda karbonsuzlaşma hedefleri kapsamında artması beklenen yenilenebilir enerji yatırımlarında çekim merkezi olmayı sürdüreceğini söyledi. Şentürk, “Uzak Doğulu şirketler şimdiden ülkemizde 1.000 megavatlık jeotermal, 5 bin megavatlık güneş, 1.000 megavatlık biyokütle enerji hedefleri var” dedi. Şentürk, “Önümüzdeki yıl bu açıklamaların katlanarak artacağını öngörüyoruz. Yeni yatırımlar için kıymetli, değerli bir coğrafyadayız. Bu sayede önümüzdeki dönemde kapımız daha fazla çalınacak ve küresel çapta bir başarı hikayesi yazacağız” açıklamasını yaptı. Hem yerli hem milli aldatmacası ile halkı JES’lere ikna etmeye çalışan Şentürk, açıkça dünya enerji tekellerinin ellerini ovuşturarak beklediklerini gösterdi.

Devlet desteği!

JESDER’e üye şirketlerin pandemi sonrasında jeotermal enerji ve tarım alanında ikincil yatırım planının yer aldığını belirten Şentürk, “Bir taraftan yeni yatırımlarımızın araştırmasını ve stratejisini çalışırken diğer taraftan farklı il ve ilçelerde jeotermal ısıtma projelerini hayata geçirmeye devam ediyoruz. Üzerinde hassasiyetle çalıştığımız bir diğer konu ise jeotermal tarım. Bu konuda belirleyeceğimiz farklı iş ortakları ile ülkemize, çiftçimize, yatırım yaptığımız bölgelerdeki vatandaşlarımıza pek çok katma değer sağlamayı hedefliyoruz. Dünya genelindeki sıralamamızı daha da yukarı çekebilmek için devlet destekleri kritik önem taşıyor” diye belirtti. AKP iktidarının her türden desteğini arkalarına alan JESDER’in heyecanla daha fazla kazanma hırsıyla bitmez tükenmez isteklerini ortaya koyarlarken YEKDEM desteklerinin uzatılma taleplerini de hükümete bildirdiler.

Gözleri milyar dolarlarda!

JESDER eski başkanı Ali Kındap ise yaptığı bir açıklamada, Batı Anadolu’daki 3 bin megavatlık enerji potansiyelin 30 bin megavat da termal gücü içinde barındırdığına dikkat çekerek, “Batı Anadolu’da söylediğim toplam gücün ortaya çıkarılması halinde, yani hem enerji hem turizm hem de ısıtma alanında tüm potansiyeli ortaya koyduğumuz zaman bunun bize getireceği toplam katma değer 10 milyar dolar civarında. Yani 3 bin megavat enerji gücü ile 30 bin megavat termal gücün bugünkü katma değerini hesapladığımızda biz bu rakamlara ulaşıyoruz” sözleri bedava ısıtma önerisinin arka planında yaşamı zehirleyerek, milyar dolarla ilgilendiklerini açıkça gösteriyor.

‘Aydın çölleşip ölüyor’

Germencik Çevre ve Doğa Derneği (GERÇED) Sözcüsü Dr. Metin Aydın, jeotermal santrallerinin verdiği zararı, “Aydın çürük yumurta, Menderes Nehri leş kokuyor. Aydın çölleşiyor ve ölüyor” sözleriyle özetlemişti. Türkiye’de belirlenen jeotermal sahaların yüzde 67’sinin Aydın’da olduğunu ve Aydın topraklarının yüzde 80’inin jeotermal enerji kullanımına açıldığını kaydeden Dr. Aydın, üretimde olan jeotermal santrallerin ise yüzde 50’sinin Germencik ilçesinde yer aldığını belirterek, “Jeotermal santraller Aydın’da birinci sınıf tarım arazilerine, incir-zeytin gibi özel tarım arazilerine, sulak alanlara, doğal ve arkeolojik sit alanlara, yerleşim yerlerinin yanı ve içine kurulabilmektedir. Jeotermaller zehirli gazlarını havaya, akışkanlarını dereçay-sulama kanalları ile Menderes Nehri’ne bırakıyorlar” ifadeleriyle JES’lerin bölgede yarattığı tahribatı gözler önüne seriyordu.

Kanser sebebi

Aydın’da jeotermallerin salgıladığı hidrojen sülfür gazından kaynaklı yoğun bir şekilde solunum yolu ve kanser gibi hastalıkların olduğunu belirten Dr. Aydın, bu gazların alerjik hastalıklara sebep olduğunu söyledi. Aydın ve çevresinin sülfür gazından dolayı sürekli çürük yumurta koktuğunu aktaran Aydın, “Bunun en büyük sebebi de jeotermik santrallerin salgıladığı gazlardan hava kirliliğinden oluyor. Çünkü hava kirliliği zaten kanserojen bir olaydır. Jeotermallerin salgıladığı ağır metallerin hepsi havadan ağır olduğu için uçup gitmiyorlar, belli bir süre havada asılı kaldıktan sonra yeryüzüne inerek hem insanlara hem de tarımsal ürünlerin üstüne çöküyorlar. Şu an Aydın’da aldığımız her bir nefes çürük yumurta kokuyor” sözleriyle Aydın’da neler yaşandığını aktarıyordu.

Zeytin ve incir kurudu

Büyük Menderes Nehri’nde yaşanan balık ölümlerinin ardından Germencik Alangüllü’de JES yakınındaki ağaçlar kurumaya başladı. GERÇED Sözcüsü Dr. Metin Aydın, Alangüllü’deki jeotermal santrale ait sıfır noktasından 1000 metre kadar uzak mesafedeki alanda, yaklaşık 250-300 dönümlük arazide yer alan bin 500 kadar zeytin ve incir ağacının kurumuş olduğunu aktardı. Kurumuş incir ve zeytin ağaçlarının yer aldığı alandan sonraki 500 metrelik mesafede de zeytin ve incir ağaçların da yaprakların sararmaya başladığını belirten Aydın, bu ağaçların da kuruma sürecine girdiklerini ifade etti.

Aydın, “Jeotermale yakın uzun köke sahip zeytin, incir ve çam ağaçlarının kuruduğu/kurumaya devam ettiği, kısa köke sahip sebze ve otların ise şimdilik yeşil kaldığı görünüyor. Alangüllü çiftçisi, zeytin ve incir ağaçlarındaki kurumalar son bir ay içinde hızlı bir şekilde gerçekleşti” açıklamasını yaptı. Aydın, jeotermal kaynakların boşaltım gösterdiği dere sularının Hıdırbeyli Barajı’nda toplandığı ve bu suların tarımda kullanılınca arazilerin olumsuz etkilendiği, sularda yüksek oranda bulunan borun bitkilere toksik etki gösterdiği üniversitelerin yaptığı incelemelerde ortaya çıktığını açıklamıştı. Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden S. Dağ, Alangüllü’de yaptığı araştırmada jeotermal santrallere yakın topraklarda asit miktarının arttığını, incir ağaçlarının daha az sürgün verdiğini, yaprakların hastalıklı olduğunu, dallardaki meyve sayısının daha az, meyve büyüklüğünün daha küçük olduğunu saptandığını raporlaştırdı.

Hayvanlar ölüyor

Jeotermale yakın incir ağaçlarına ait kuru incirlerde uzak bölge kuru incirlere göre daha yüksek değerlerde bor, kükürt, nikel, kurşun, kobalt, kadmiyum, krom ve mandan saptandı. 2017 yılında Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile TÜBİTAK’ın ortaklaşa yaptıkları çalışmada Alangüllü’de yer alan jeotermal santrallerin saldığı akışkanlar sonucu Alangüllü deresi sularında bor miktarı normalden 67 kat, topraklarda ise 5 kat daha fazla olduğu saptandı. Jeotermal yakınında kuruyan zeytin ve incir ağaçlarının yer aldığı alandaki hayvan çiftliğinde 4 ay içinde 80 kadar koyunun öldüğünü ve 30 kadar koyunun düşük yaptığını, anomalili kuzu doğumlarının yaşandığı duyurulmuştu.

JES’ler arıları zehirledi

Geçtiğimiz yıl Aydın’da 10 gün içinde 10 bin kovanda milyonlarca arı öldü. Aydın’da yoğunlaşan jeotermal enerji santrallerinin (JES) tarım arazilerini, su havzalarını kirletirken aynı zamanda milyonlarca arının da ölümüne neden oluyor. JES’lerin kurulduğu bölgelerde balık ölümleri, arı ölümleri ve arıların bölge değiştirdiği izleniyor. Aydın uzun süredir “çürük yumurta kokan kent” olarak anılmaya başladı. Pınardere köyünden Ahmet Camuz’un yaklaşık 500 kovan arısından 450 kovanı jeotermallerin saldığı gazlardan zehirlenerek öldüğü bildirilmişti. Benzer birçok vakanın görüldüğü bölgede arıları sadece tarımsal ilaçların öldürmediği biliniyor. Birçok JES’in kurulduğu Sultanhisar’da arı ölümlerinin bir diğer nedeni de JES’ler olduğu belirtiliyor.

Fotoğraf – Özer Akdemir
Tarımı öldürdüler

Aydın’ın Efeler ilçesine bağlı 200 nüfuslu Yılmazköy’de 2007 yılında çıkarılan yasayla toprakların yüzde 85’i jeotermal kullanımına açıldı. Yılmazköy’de yaşayan 60 yaşındaki Ayşe Çetin “Geçimimizi çiftçilik yaparak sağlıyorduk. Ama tarımı da öldürdüler. Zeytinliklerimiz elimizden alındı. Köylü insanının neyi var ki? İki hayvanı, iki zeytin ağacı oluyor. Toprağını ekip biçmeyle ayakta duruyor. Kendi yağımızda, kendi tuzumuzda kavruluyoruz. Kimseye muhtaç olmuyorduk. Ama maalesef giderek çiftçiliği öldürdüler. Pamuk, tütün ve zeytini küstürdüler. Sadece ekmeğimiz gitmedi, sağlımız da gidiyor. Kanser giderek çoğalıyor. Çocuklarımız hastalanıyor, kimsenin umurunda değil. Yazın tesislerin saldığı çürük yumurta kokusundan dışarıda oturamıyoruz. Sülfür gazının kokusuymuş, zehirli gaz yani. 10 seneye kadar içecek sularımız kalmayacak” diye isyan ediyordu.